Devrimler En Yakıcı Söz Ve Eylemdir

0Shares

Durum böyleyken, şimdi esas olan nedir? Bizde her zaman sürecin önemi kadar, anın en temel vurgusu ve görevi nedir? Bu, ordulaşmada çok önemli bir adımı atmak demektir. Bu, belki de tarihte hep başkalarına asker olmuş, başkaları eliyle kendini vuran bir halkın, kendisi için şerefi, onuru için kaybedilen her şeye, yediği her türlü darbeye, içine girdiği her duruma, sonuçta insanlık adına kabul edilmeyecek ne varsa hepsini yaşamaya mahkum edilmiş kör bir kadere, kabul edilmemesi gereken gidişata karşı en yalın, en keskin, en sonuç alıcı eylemi, bunun altındaki düşünce siyasetini esas alarak kısa yoldan vurma sanatıdır. Yine vururken, kazanma sanatının adı olan bir ordulaşmaya, bir halk ordulaşmasına büyük adım atmayı gerçekleştirme anı oluyor. Nereden bakılırsa bakılsın, nereden getirilirse getirilsin, nereye götürülmek istenilirse istenilsin; şimdi her şey böylesine başarma şansı yüksek, kolay yenilmeyecek bir ordulaşmanın gerçekleştirilmesine temel teşkil ediyor. Her şeyin buna seferber edilmesi gerektiğini, bunsuz hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceğini, en sağlam güvencenin, yaşam tarzının bu olduğunu ve aynı zamanda gerçekleşme şansının da en yüksek olan böylesine çok verimli, çok sonuç alıcı bir aracı, çok soylu bir savaş aracını gerçekleştirmek olduğunu coşku ve büyük bir tutkuyla önümüze seriyor. Tarihe bakarsak, önderler herhangi bir siyasi boşluğu doldurmak için ortaya çıkarlar. Onların görevi adeta budur, yürürsen büyük başarırsın dercesine çekici kıldığı çalışmaları vardır. Bu çalışmalar büyük ordular, büyük devletler biçiminde somutlaşır ve tarihin önemli adımları çağlara böyle damgasını vurarak bir zincir teşkil ederler. Artık şimdi bizim için de böyle bir adım atmanın şerefi kadar, kaçınılmazlığı söz konusu oluyor. Ne bunun dışında bir yaşamı kendine mümkün görebilirsin ne de isteyebilirsin.

Biz kendi payımıza tek kişiyle yola çıktığımızda öncelikle bunun yüksek duyusuyla hareket ettik. Duyunun yüceliğiyle, sübjektivizm demeyeceğiz ama, hiçbir güç dengesiyle, hatta mevcut ortamın da hissettirmesine fırsat tanımadığı koşullarda, inanılmaz ve çoğuna da oldukça delicesine ve bir intihar girişinden öteye bir şans tanımadığı bir çıkışla başladık. Şimdi görüyoruz ki devrimi, halkımızın bağrında adeta fışkırırcasına, herkesin koşarcasına gerçekleştirmek istediği, bu konuda ölümü bile seve seve göze aldığı bir aşamaya getirdik. Biz bunda, silahla sonuç almak isteyen bir iradeye ulaşma, yeniden doğuş, yeniden onurlanma, yaşama yeniden göz açma, ne bitecekse, ne istenecekse onun için ancak silahla savaşılır, silahla kazanılır diyebileceğimiz bir gerçekliği yaşıyoruz.

Ordu dediğimiz olay tüm bu anlamları da içererek kendisini dayatıyor. Dayattıkça büyüklüğü kadar çekiciliğini bir de halkımızın bağrında sergiliyor. Daha da somutlaştırırsak, şimdiye kadar istediğimiz biçimde gerçekleştiremediğimiz silahlı savaşım, mücadelemizin askerileşme tarihidir. İçinde bulunduğumuz aşama, istediğimiz biçimde şekil verebilecek, adına halk ordusu, sosyalizm ordusu, demokrasi ordusu, hatta uluslararası alanda en seçkin, en soylu amaçların ordusu diyebileceğimiz ordulaşma aşamasıdır. Her zaman böyle fırsatlar sunmadığı gibi, bu fırsatlar yakalandığında da bu fırsatı iyi değerlendirmeyi, buna layık olmayı, bundan sapma ve emir dışılığın bizleri hangi sonuçlara götüreceğini bilerek hareket etmeyi esas almak zorundayız. Bunun bir eri, neferi olmayı bilmesi gerekenlerin, bunda yanılmaması gerekenlerin bu noktayı yakalamaları gerekiyor, ki bu örneklere tarihte sıkça rastlamak mümkündür.

Ordulaşmasını bilen, emre gelmeyi, iç disipline gelmeyi, askeri yaşama gelmeyi bilen bir askeri kişiliğin oturtulması şarttır. Bu, halkımız için de, partimiz için de böyledir. Artık bu duruma yeter diyoruz, bir halk bu kadar kendisi dışında kendisine karşı askerleşemez, bu kendisine yapabileceği en büyük kötülük ve en büyük ihanettir. Yine partimiz için de uzun süreden beri iyi bir asker, iyi bir komutan olamama kendini aldatmaktır. Bu kesinlikle hiçbir şart altında kabul edilmeyecek bir yaşam tarzıdır. Bunda ısrarlı olmak kendine yapılan en büyük kötülüktür, bu kendisi için ölüm olduğu gibi, yoldaşları için de ölümdür ve bunun da hiçbir gerekçesinin olamayacağı, hiçbir tutum ve davranışının kabul görmeyeceğidir. Askerlik sanatının tek esaslı ilkesinin bunda yattığı, bu aşamadan sonra artık bu ilkeye göre asker ve komutan olmayı bilmek gerektiği açıktır. Bunun için de ne kadar objektif koşul ve etkeni aranırsa aransın, bunun tarihi, coğrafi şartları ne kadar göz önüne getirilse getirilsin her şey asker ve komutan olmayı zorunlu kılıyor. Hiçbir bahaneyle bunu savsaklayamazsınız. Parti içi inanç ve iradeye rağmen, kendini adeta kandırırcasına, kendisiyle oynarcasına tutumlar içine girmenin, soylu çalışmalara kendini verememenin suçtan da öteye, aşağılıktan da öteye bir durumu içerdiği ortadadır. Bu nedenle hiç kimsenin gerekçesi ne olursa olsun buna teşebbüs etmemeleri gerektiğini açıkça vurguluyoruz.

Dönemin en temel oluşumu ordulaşmadır, yönetmenin, emrin, disiplinin bu demek olduğu açıktır. Madem söz veriyorsunuz, madem esas yaşam tarzı olarak benimsediniz, o halde yanılmayın, unutmayın, düşmeyin, düşürmeyin; ittifak eri olmaya çalışın. Yüzyılların o çok kötü kalıntısı olan ve halen de günlük olarak düşmanın körüklediği etkilerden, tutum ve davranışlardan sakının. Sizi her yönüyle yaşatacak, şahsınızda da halkı, yoldaşları yaşatacak olan tutumu esas alın. Bunda milim kadar bile sapmayın, saptırmayın.

Şimdiye kadar çok eleştirdik, çok özeleştiri verdik. Bu kadar süre, bu kadar açıklıktan, bu kadar söz ve karar vermelerden sonra yapılması gereken sapa sağlam kesin bir uygulamadır. Oluşum adına pratik dediğimiz, gerçekleştirme dediğimiz, ilkenin somutlaşması dediğimiz olaydır. En temel bir sorumluluk alanında yer almış birisi olarak bunun anlam ve önemini böyle vurgularken, bunu gerçekleştirmeyi bilmenin her şeyden öteye varlık nedenimiz olduğu tartışmasızdır. Bu noktada vurguyu yaparken, özellikle ülkede ordulaşma adına olup bitenleri ve halen de tarihi devreler biçiminde burada ordulaşmaya kazandırdığımız o büyük adımların başına nelerin geldiğini bilerek, artık bunun önünde boyun eğmenin bir yenilme olduğunu göreceksiniz. Böyle suç tavrını kendine yedirmenin önderlik açısından da geri bir adım olduğunu görerek, ne ülke içinde, ne buradan gidişte ordulaşma sorunlarımıza keyfice, her türlü dış etki taşıyıcısı biçiminde ve çoğunlukla laçkalaştıran, özden boşaltan, biçimden düşüren, kendi keyfine göre en değerli varlıklarımızı bir çırpıda düşüren, sağlamlaşması için sigarası kadar bile değer vermeyen tutumun çok tehlikeli ve affedilmez olduğunu ortaya koyarak buna ciddi yönelmek gerekir.

Denilebilir ki köle bir halkın köle evlatları bir yere kadar böyle yaşayabilir. Ama bu kadar acı olay, bu kadar ölüm kalım konusunda ve bu kadar mutlak kazanılması gereken bir konuda bu tavrı sürdürmek gerçekten bizim koşullarımızda, halkımızın ve bugünün gerçekleri içinde en tehlikeli, en aşağılık ve haince bir tutumdur. Saflarımızda silahlı asker adaylarından tutalım, oldukça ileri sorumluluk düzeyine gelmesi gerekenlerin, bu rolü oynaması gerekenlerin bu konuda tek bir aşağılayıcı tutum ve davranış içine giremeyeceklerini belirtiyoruz. Bu dönem ordulaşma adımı açısından en temel yöndür.

Ruh ve düşüncenin engel olması şurada kalsın, tam tersine ayaklanarak büyük bir olayın oluşturucusu, büyük gerçekleştiricisi olmak için yapımız ve yoldaşlarımız arasında büyük bir yarışı başlatarak yol almak gerekiyor. Bu konuda akıllı olmak kadar sorumlu, sorumlu olmak kadar sonuç alıcı olunmalıdır. Bunun ustası olmasını bilmeniz ve gerçekleştirici bir güç olmanız gerekir. Gerisi bir teknik düzenlemedir. Bunları değerlendirme kabiliyeti içinde olmak gerekir. Alınan eğitim mevcut ordulaşmaya katbekat cevap verecek zenginliktedir. Yaşanan tecrübe, şahane bir ordulaşmaya yetecek güçtedir. Burada vurgusu yapılan husus; atılması gerekenin, bir daha ağza alınmaması, ifade edilmemesi gerekenin ne olduğunu bilmek, buna gereken cevabı vermek ve yine çok açık belirtilen yapılması gerekenin, giderilmesi gereken tutumun ne olduğunu esas almak ve onu da ne pahasına olursa olsun aşmak, ne tıkanma türü, ne sapma türü bozguncu etkiye fırsat tanımak, olumlu temelde gidişata damgasını vurmak, bunun ideali olmasını bilmek önemlidir. İşte biz buna yılın veya bu dönemin baharı da diyebiliriz, Newroz’un türküsü, halkımızı inandırdığı büyük ruha bir karşılık da diyebiliriz. Tarihin çok uzun bir süre, belki de bin yılı aşkın bir süreden beri artık yapabilirsin, artık gerçekleştirebilirsin dediği şeydir. Biz ona herhangi bir gencimizin “en güzeli budur” diye koştuğu umut da diyebiliriz. En son ifadesi olan böyle bir oluşumun bu dönemde nasıl bir kişilikle, nasıl bir tutum, davranışla gerçekleştirmesi gerektiğidir.

Önder Apo

3 Mart 1992

Attachment