Emek, Toplumu Var Eden Esas Değerdir

0Shares

Değer nedir, nasıl üretilir? Bunları biraz gösterdik. Sosyalist parti istiyoruz, bizde uygulanan yaratıcı sosyalizmin uygulanmasıdır diyoruz. Bu denli görmek ve büyük değer vermek gerekir. Yarattığımız sosyalist insan, bu saydığımız hastalıklarla hastalıklı bir insan değildir. Dikkat ederseniz, hatta kendinizdeki gerçekleşmeyi göz önüne getirirseniz, çok farklı bir türün veya insan tipinin geliştirilmesiyle karşı karşıya olduğumuzu anlarsınız. Gelişme bundan başkasına fırsat vermiyor. PKK’yi PKK yapan tamı tamamına budur.

Dünya çapında sosyalizmin bunalımı had safhada. Daha doğrusu sosyalizm adına büyük bir bunalım yaratılmıştır! Onun aşılması gerekir. PKK buna çözüm olmak zorunda. Bizim de toplumsal tarihi gerçeklerimiz kendi özgürlüğünü yitirmiştir ve önemli oranda özgür bir irade olmaktan çıkarılmıştır.

Kendisi için çalışan, kendisi için yapan bir emeğin sahibi yok. Hep başkaları için emek harcayıp, başkalarına hizmete koşuyor. Bu, katmerli yabancılaşma, kendini inkar etmedir, sadece emeğine saygısızlık değil, kendi insanlığına da yabancılaşmadır. Bunun yarattığı bunalımı düşünebiliyor musunuz? Bunun yarattığı kişilik tahribatını akla hayale sığdırabiliyor musunuz? İşte PKK buna da bir cevaptır. Tabii ki, bu cevap sadece teorik değildir ya da sadece, işte şöyle parti programı, şöyle siyaset, şöyle çaba da değildir. Günlük en yaratıcı taktiklerle  ki, kişi olarak ondan da öte  tam bir taktik ifade olacaksın. Uzun vadeli görüp, dünya çapında sorunlarının bilincinde ve stratejik olacaksın. Çabaların sergilenmesi açısından hem yeterince yoğun olacak, hem de ustalıklı olacaksın. Taktik strateji böyle icra edilir.

Sosyal mücadeleler insanlığın toplumsal varlık haline gelmesiyle başlar.

Sosyalizm onun ifadesidir diyoruz. Bizde bunun uygulanması şudur: İlk çağdaki, toplumsallığa adım atan insandan belki daha fazla toplumsallığa adım atmak, insanlığa adım atmak, sosyal mücadeleye, hele hele sosyalizme, sosyalist mücadeleye adım atmak baştan itibaren ciddi bir parti bağına ihtiyaç gösteriyor. Gerçekten bilime inanıyorsak, gerçeklerimizi bilimin, sosyalizmin ışığı altında anlamak istiyorsak, bu konuda kaba ya da yüzeysel değilsek, kendimizi aldatmayı esas almıyorsak toplumsal ve ulusal varlığımıza ilk adımı, ulusal ve sosyal mücadeleye ilk adımı atmak için gerekli olan en önemli parti bağıdır ve bizde bunu PKK bağı biçiminde yakalayabilmektir. Bunun gerekliliğini, ciddiyetini, vazgeçilmezliğini, önemini, özellikleriyle kavramazsanız, uygulama gücü elde edemezseniz toplumsal varlık olarak yok sayılırsınız. Toplum içinde eriyebilirsiniz. O kendi özgünlüğünüz açısından bir yitirilmedir, yok olmadır. Ulusal varlık açısından da böyledir. Başka ulusal özellikler içinde var olmak, bizim açımızdan yok olmadır.

Sosyal ulusal mücadele, sosyalizm mücadelesi açısından daha da yok edilmiştir. Kargaşa, kaos, sen ben çekişmesi, hiçbir kural tanımadan parti içinde değerlere saldırma varlık olmak değildir, daha kötüsü bireysel tükeniştir. Bunların bizde nasıl sık sık kendini gösterdiğini göz önüne getirirsek, parti bağı deyip geçmenin öyle kolay olmadığı açıktır. Parti bağı, parti ilişkisi yaratmanın ne kadar önemli olduğu bütün yönleriyle anlaşılırdır. Onun için PKK’lileşmek henüz bu kadar gelişebilmiş ulusal toplumsal koşullarda, bu sosyal mücadele tarihine dayanıp bunu, sosyalizm geleneği olan bir toplumun ya da bir ulusun içinde oluşmuşçasına yanlış yansıtmak değildir. PKK’nin özgünlüğü buradadır. Yoksunluk ortamında ilk toplumsal sosyal bağları geliştirmek ve ulusal bağları oluşturmamız için partileşmemiz gerekiyor.

Sosyal mücadele zaten partisiz mümkün değildir!

Bu sosyalist mücadeleye doğru yol aldı mı tamamen çok sağlam bir partiye somutumuzda, PKK dediğimiz bir partiye ihtiyaç kesin gösterir. Bunun kavgası büyük oranda verildi. Sizler ne kadar bu kavganın içinde yer aldınız, bu kavgayı layıkıyla ne kadar verebildiniz bu, sizin sorununuz. Ben, kendi açımdan buna epey cevap vermeye çalıştım. Gerçekten toplumun genelini şurada bırakayım, kişinin çözümlenmesi, kişinin özgürleşmesi için akla hayale gelmez mücadeleler verildi. Bir kişide ne gerçekleştirilmek istendi? Özgürleşmek ama, toplumsal ve ulusal boyutlarda! Dolayısıyla özgürleşmenin bilimle irtibatı, savaşla irtibatı, örgütle irtibatı hep kurulmak istendi. Çünkü bunlar olmadan bireyi çözmek, onu özgürleştirmek mümkün değildir. Özgürleşmeyen birey partileşemez.

Emek sorunları bizim için farklıdır. Ülkesi olmayan, hatta toplumu olmayan bir işçi sınıfı ne anlama geliyor veya bir işçilik nedir? Sen kendi fabrikanda çalışmıyorsun, öyle bir fabrikan yok. Kendi ülkende bir şey üretmiyorsun, talan söz konusudur. Aslında senin emeğin nasıl tüketilir, o da belli değil. Boştasın, kişi olarak boşta havaya savruluyorsun. Şimdi bunlar ağır durumlar. Çözemezseniz gereken sonuca bağlanmaz, en önemlisi de örgüt durumuna gelemezsiniz.

Emeğin durumu Kürdistan’da nedir? Bir anlamda buna da cevap veriyoruz. Emeğin, emek sahiplerinin durumu ve hepiniz, emeğin yoğunlaştırılması gereken üretim araç gerecinden kaçmışsınız. Ülkesinden kaçmışsınız. Bir de onun koşulları bizde yok. Onun koşullarının oluşması için bir savaştan bahsettik. Bir ulusal kurtuluş savaşı, toplumsal özgürlük savaşı ve bunların bizdeki biçimlenişi dedik, adım adım ona getirme dedik. Bütün bunlara bağlanamazsanız emekten ve emeğin sahibi olmaktan söz edemezsiniz. Emek, toplumu var eden esas değerdir.

Bizde bunun fiziki ortamı elimizden alınmıştır. Araç gereçle bağlanması tahrip edilmiştir. Birliği ve dayanışması yok edilmiştir. PKK bunları görüyor. Gördüğü kadar ülkeye bağlanmak için araç gerece, emeğe bağlanıp arasında birlik ve dayanışma için büyük çaba sergiliyor. Bunlar, insan ve insan toplumu olmak için ilk yapılması gereken önemli işler oluyor.

Biz, reel sosyalizmi eleştirdik ama lokmasını elinden alırsan isyan eder, bir karış toprağına girersen isyan eder. Fakat bizde her şey ardına kadar işgal edilmiş, ses çıkarılmıyor. Öyle kolay altından çıkacağımız bir durum değil bunlar.

Bizim sözümüz hiç şüphesiz gerçekten insanlık değerlerine esasta bağlılığı kurmak isteyenleredir. Onu her şeyin üstünde tutanlaradır. Mesela baskıcı, sömürücü bir gücün kalıntısı olmaya geldi mi, “nasıl hırsızlarım, nasıl bastırırım veya nasıl kaçırtırım” onun bizde yeri olmadığı gibi, onunla bir yere de varılamaz. PKK’nin bu temelde gelişen olumluluğunu görmek, tek kelimeyle Kürdistan’da bugün dostun da, düşmanın da kabul ettiği gibi yaşam halkasını yakalamak demektir. Parti için bunu artık biz söylemiyoruz.

PKK’de şekillenen insan bir halkın dirilişi oluyor. Eğer bir halk var olacaksa onun tek umut vereni oluyor. Ulus bağlarıyla, toplum bağlarıyla biricik çaredir, umuttur deniliyor. Düşman da bunu dolaylı da olsa itiraf ediyor. Şimdi bunlar bizim doğru yolda olduğumuzun dost, düşmanca da itiraflarıdır. Biz buna fazla gereksinim duymayız. Biz, kendi kendimize ancak kararlaştırırız ve kendimizi yeterli, hakim kılabiliriz. Başkalarının olumlu ya da olumsuz söylediklerini de dikkate alırız ama, her birimiz kendimize ne kadar çözüm gücü olduğumuzu sormalıyız. Her birimizin kendisine sorması gereken soru budur.

Biz baştan itibaren ülkemizde çalışmak isteyen, yani emeğin sahipleri olarak emeğimizi ülkemizde yoğunlaştırmak istiyoruz. Bunu bir bütünen toplum olarak yapmak istiyoruz. Köyde isek köyde, kentte isek kentte, toplum olarak kolektif bir biçimde yapmak istiyoruz. Emeğimizi ülkemizde ve toplu olarak gerçekleştirirken, sonuçlarını da başkalarına değil, buradan da yola çıkarak kendimize mâl etmek için emek sahibi oluruz. Gündeme toplumsal mücadeleyi getirir, ülkemizde toplu olarak emeği sarf ederek, ülkemizi ve kendimizi geliştirebiliriz. Ama bunun için baştan toplumsal mücadele gerekli. O, bir parti ile mümkündür.

Emeğin sahiplerinin kendi ülkelerindeki emeklerini yoğunlaştırıp insanca yaşamaları için verilmesi gereken bir mücadeleleri vardır. Onun için de partileri olmalıdır. İşte böyle, bu düşünceyle PKK’ye adım atılıyor. Ülkenin kurtuluşu niçin gereklidir? Ülkede emek yoğunlaştırmak istiyor. Emek birleşik sarf edilirse bir değeri ortaya çıkarabilir. Tek bir kişinin emeği fazla bir şey yaratmıyor. Onun için topluluk, toplum bilinci, bu da olsa olsa ancak bir partiyle mümkündür. Görüyorsunuz ki, bu çok gerekli. Kendi ülkesinden kopuşu ve toplumun çözülüşünü iliklerine kadar göz önüne getirin ve anlayın.

Biz, 12 Eylül döneminde bir kaç milyon, hem de en kötü bir biçimde sökün eyledik, kimsenin kılı kıpırdamadı. Daha büyük bir facia ve trajedi oldu. Biraz gerçekleri görelim. Gerçekleri görmeyenin, gerçeklerle bağı kopanın her şeyi bitmiştir. Bunu da kulaklarınıza küpe edin. İnsanız deyip kolay yerimizde oturmayalım. Temel değerlerden kopmuş, insanın trajedi dediği durumu kendi ellerimizle, irademizle yaşıyorsak, burada bir trajediden öteye bir facia var, bir dehşet vardır. Onun içinde biz varız ve bağlanmışız. Çok amansız koşullarda da olsa birleşmek istedik.

İnsanlık kolay bir şey değil. Bir dünyanın trajedisi olmak kolay bir şey değil. Hayvanlar gibi yollara sürülmek, öyle kolay yenilir, yutulur bir durum değil. Onun için diyorum ki, ben aşka geldiğim için veya çok kudretli olduğum için de değil, vazgeçilmez bir insani yeri yakaladığım için, ülkeden kopuş kolay olamaz, topluluk olmaktan çıkmak kolay olamaz diyorum.

Her düzeyde kaçış öyle basit bir mesele olarak değerlendirilemez. Çok tehlikeli buldum. İliklerime kadar etkisini yaşadım ve bu beni ülkeye yöneltti, ülkeye yöneliş yurtseverlik duygusuna yol açtı, topluluğa yöneliş, topluluk yaratma fikri bizi parti fikrine götürdü, emeklerimize bağlılık, emeklerimizin sonuçlarına sahip çıkma bizi parti mücadelesine, toplumsal mücadeleye götürdü. Karşımıza çıkan engeller adım adım bizi halk savaşına götürdü. Biz, halk savaşına böyle geldik. Öyle büyük bir silahşor olduğum için veya çok böyle tutkun olduğum için değil  ki, zaten o koşullarda böylesine bir savaşı göze almak mümkün değildi  fakat, kendimize, kendi emeğimize sade bir saygıyı bile göstermek için buradan başka hiç bir yol olmadığı noktada, yerde bunu gördüğümüz için yöneldik. Ve bunu nefes nefese iliklerimize kadar yaşadığımız için dedik ki, işte parti fikri, işte mücadelesi, işte halk savaşı, işte gerillası ve bugüne kadar gelmeyi zorunlu gördük. Şimdi bunlar PKK’de iyi konulmuştur diyorum.

Son yılların çözümlemeleri ve amansız pratikleri büyük bir insanlığı, insanlık değerlerine büyük bir kopuşu önlemek ve mümkünse yeniden büyük bir insanlığı kendi koşullarımızda yaratmak içindir. Esasında bunu emeğin ülkesine, emeğin sahiplerine bağlanması ve bu temelde yaşamı mümkün kılması içindir. Büyük mücadele tamı tamına bunun içindir. Buna baktık, bunu esas aldık, her şeyi buna bağladık. Bunun dışında bir şeyin, hiç mi hiç değer ifade etmeyeceğinden emindik, bunu iyi bildik, bundan şaşmadık. Sonuç: Bildiğiniz gibi gerçekleşen bir parti hareketi.

Kendi pratiğimde, kendi örneğimde çözümlediğim olay, sonuna götürdüğüm olay, bir ulus için benden bin kat daha gerekli. Birey olarak kendimi çözmüşsem, bu benim için kurtuluşu ifade eder. Ama bir ulus için bin kat daha fazla onun muhtaç olduğunu da gösterir. Çözümlenmeden, aşama yapmadan siz yaşama hakkinizi savunamazsınız.

Bizim yaşantımız, destan olsun diye değil, bilmem şöyle anı şanı tutsun diye değil, çok zorunlu bir gereksinmeyi karşılasın diye bu işlere adanmıştır. Yapılması gereken basit ve sadedir. Ama mutlak anlamda da gereklidir. Ancak bununla biraz kendinizi var edebileceğinizi, ulusal olarak, toplumsal olarak var edebileceğinizi asla unutmayacaksınız veya bunun dışında bir rota, bunun dışında bir varlık nedeni kendiniz için tanımayacaksınız.

İnanıyorum ki bu aşamada PKK’de gerçekleşen, bu vazgeçilmez değerlere bağlanma durumudur. 1991 hamlemizde her zamandan daha fazla ülkeye bağlanmak durumu gelişmiştir. Yine emeğin sahiplerinin durumu, dayanışması gelişmiştir. Partinin öncü güç olarak buna yol açma, büyük engellemelerle de karşılaşsa, çözüm gücü olma, onun hem teorik, hem pratik ifadesi ilerlemiştir. Öyle ki toplumsal mücadelelerin en anlamlısı bu yıl içinde kendini yüze vurmuştur. Serhildanlar çok ciddi bir toplumsal mücadele örneği olarak halkın gündemindedir. Yine öncü gücün savaş tarzı olarak gerilla yol alacağa benziyor. Ne kadar da engel dikilse, yine sağdan soldan ne kadar çekiştirilmek, boşa çıkarılmak istenilse, öncü gücün yol açıcılığı halkın ülkesine, emeğine sahip çıkmasını, korumasını, onun örgütlenmesini ilerletiyor. Bunlar önemli gelişmelerdir.

İddialı olanlar, bir şeyler yapmak isteyenler, kendini bulmak isteyenler, var etmek isteyenler için ki bu bizde gerçekten mümkünse her gün yeniden doğuş anlamına da gelir. Eğer insan olarak olmak istiyorsak, bu yeniden bir doğuştur. İmkanlar bunun için oldukça gelişmiştir. Bütün bunları gerçekten ilerlemiş bir sosyalizmle sağlamamız unutulmamalıdır ki bizi alabildiğine tarihin her türlü geriliğinden kurtaracağı gibi, insanlığın önündeki temel sorunları aşmada da bizi iddialı kılar. Birey olarak, toplum olarak iddialı kılar.

PKK gerçekten bunu başarıyla bugüne kadar sağlayabilmiş bir harekettir. İnsanın öz gücüne dayanma giderek onu bir halkın öz gücüne dönüştürme, örnek bir biçimde ve hem de çok geri koşullardaki halkımız için de gerçekliğine göre onur vericidir. Coşku sağlayıcıdır. Biz, bununla kendimizi bulduğumuza eminiz. Sosyalizmden esinlenmemiz giderek sosyalizmin bilimine daha fazla sarılmamızı, ona ödünsüz, tavizsiz bir biçimde başta parti içinde olmak üzere, giderek halkımızın mücadelesinde hem savunmamız, hem eylem kılavuzu olarak altında yol almamız bizi var etmiştir.

Denilebilir ki, her halktan daha çok bizim halkımız için sosyalizm temel yaşam değeri anlamına gelir.

Biz ulus olarak da, toplum olarak da sosyalizmin öncülüğünde diyebiliriz ki kendimizi tanıdık. Tanımaktan da öteye var etmeye çalıştık. Halen de çalışıyoruz. Eğer bugün PKK sosyalizmin en iddialı partilerinden biri ise bunun anlamı biraz da bir halkı bu ideolojinin kılavuzluğunda gerçekleştirmiş olmasıdır. Dolayısıyla bizim sosyalizmi savunmamız süreklidir.

Sosyalizmi hiçbir halkın içindeki, hiçbir ulusun içindeki partiyle kıyaslanmayacak düzeyde savunmamız anlaşılırdır. Bu temelde diyoruz ki, 1 Mayıs işçi sınıfının birlik ve dayanışma gününde;

Yaşasın Sosyalizm!
Yaşasın 1 Mayıs!

Önder Apo
Mayıs 1991
Son

Attachment