Sosyalizmin Esaslarına Doğru Bağlanma

0Shares

Bu önümüzdeki dönem nasıl şekillenecektir? Bu başlı başına bir inceleme araştırma, yani her şeyden önce bir teorik gelişmeyle ifade edilecek, ardından program, örgütlenme, eylem türleriyle kendini ifade edecektir. Bu konuda daha şimdiden reçeteler yazmak doğru olmaz. Bize düşen günün dayatan görevlerini doğru görebilmek, gerekeni yapmaktır ve kendi somutumuzda buna bir cevap vermektir. Dünya çapındaki gelişmelere hiç şüphesiz katkımızı sunmalıyız. Olup biteni kavrama, çıkış yollarını tartışma, görebilme, destek sunma enternasyonalizmin gereğidir. Daha çok yapılması gereken ve esas olarak da enternasyonalizme işlerlik kazandıracak olan kendi somut eylem alanımızda bir cevap olmaktır.

Biz PKK’ye bu temelde, baştan beri böyle yaklaştık ve günümüzde de gerçekten PKK sorunu artık her zamankinden daha fazla bir enternasyonal sorun durumuna gelmiştir. Öyle anlaşılıyor ki PKK, reel sosyalizmin bunalımının gelişmeye başladığı ve henüz bunalımdan çıkışın pek mümkün görülmediği bir dönemde sosyalizmin özünü kavramada, ona inanmada tutarlı olmanın ve bunu bu bunalım döneminde her türlü savrulmaya karşı ısrarla savunmanın özgür adidir. Hiç şüphesiz PKK’nin oluşumunda ulusal özellik, toplumsal özellik ağır etkide bulundu. Fakat PKK sadece bu değildir, PKK’yi yalnız Kürdistan’daki ulusal ve toplumsal özelliklerle karakterize etmek büyük bir yanılgıdır. PKK’yi karakterize edecek olan özgün sosyalizm anlayışıdır. Daha doğrusu, reel sosyalizme eleştirisel yaklaşımıyla, sosyalizmin esaslarına doğru bağlanma arasında yürüttüğü mücadeledir.

Bu iki temel özellik PKK’yi giderek günümüzde bir gerçek haline getiriyor, bir parti kimliğine kavuşturuyor. Bir parti, özellikle dar mahalli bir sınırdan sıyrılmak istiyorsa, ki günümüzde dar mahalli kalmakta pek o kadar mümkün olmadığına göre  adına yaraşır çağdaş bir parti olmak istiyorsa, ulusal toplumsal özellik kadar enternasyonal özelliği de yakalamak zorundadır. Eğer PKK, 1970’lerde enternasyonal özellik olarak reel sosyalizmin artık iyice bayatlamış dogmalarını, uygulamalarını esas alsaydı, PKK değil bugüne gelmek, daha doğuşunda bitmeye mahkûm olurdu. PKK, sadece ulusal toplumsal özelliğe çakılıp kalsaydı, değil 1980’ler sonrasına gelebilmek, daha o yıllarda dar bir mahalli grup olarak tükenmekten kurtulamayacaktı.

PKK’yi kavramaya çalışıyoruz, kavrarken buna esasta dikkat edeceğiz. Oluşumunda, çağdaş ideolojiler içinde bilime en yakın, hatta toplumsal gelişmenin bilimi diyebileceğimiz, bilimsel sosyalizmi esas almıştır. Reel sosyalizme ikinci planda yer vermiş ve daha çok eleştirisel yaklaşmıştır. Bunu yaparken kendi ülkesinin ulusal toplumsal özelliğine değer vermiş, buna alabildiğine bağlı kalmaya çalışmıştır. Tabii bütün bunları teorik düzeyde gerçekleştirirken, 1970’li yıllar teorik inceleme, araştırma yılları ve onun propaganda ile yayılma yılları, diğer yandan da onun kurumlaştırılması, yani örgütlenmesine doğru yol alınmasıdır.

1980’lere doğru geldiğimizde artık teorik doğrular ifadesi olmakla yetinmeyip, örgütsel, maddi, kurumsal bir ifade olmaya karar verme ve hatta bununla da yetinmeme, giderek halkla bağlantısını sağlam kurmayı başarmıştır. Böyle olduğu içindir ki 1980’lere doğru geldiğimizde düzen baş hedef olarak seçiyor. PKK tarihini iyi incelemek gerekir derken bu noktalara dikkat çekiyoruz. PKK’nin şekillendirdiği insan, önemli oranda sosyalist insandır; ulusal insandır, halktan insandır. Ve bu da çağımızın sınırlı da olsa kendi örneğinde PKK somutunda, çözüme kavuşturulmasıdır. Partimiz içinde gerçekten büyük mücadeleler yaşıyoruz.

Eğer sosyalizme bağlılık tâli bir biçimde olacaksa, günümüzde işte reel sosyalizm ve yaşanan tıkanıklık, sosyalizm değerlerinin adeta altüst edilmesidir. Buna karşı çözümü PKK’de yaşayacağız. PKK’de çözüm gücü olacağız. Yani bir bütün olarak sosyalizmi değerlendirecek, sosyalizmi bu temelde alternatif kılacak, onu savunacak, bununla da yetinmeyerek onu örgütleyerek, onu mevcut tıkanmalarda en iyi bir çözüm aracı olarak benimsetecek, onun için savaşımı sürdürecek bir noktayı ısrarla tutturacağız. Dünya genelinde içine girilen bunalıma bir çözüm gücü olma sorumluluğunu duyacağız. Yani “biz PKK’yiz, sadece ulusal sorunla ilgileniyoruz” demek durumu kurtarmaz.

Daha fazla yapılması gereken ulusal çapta da olsa, sosyalizmin çözüm gücü olmayı bilmektir. Bunda çok ısrar ediyoruz. Bunu gerçekleştirmeye çalışırken, son yıllarda kapsamlı kişilik çözümlemesi yaptık. Neden buna ihtiyaç duyduk? Şunu söylemiştik; sosyalist bireyi yaratmak çok önemli bir görev. Sosyalizm inşa edilirken, sosyalist bireyin kendiliğinden bir gelişme olarak oluşacağı sanılmıştı. Partiye program sunuluyor, partide çizgi kararlaştırılıyor fakat, o çizgiyi hangi kadro uygulayacak ve o kadronun kendisi nasıl geliştirilecek? İşte bu yapılmıyor. “Kendiliğinden olacak” deniliyor. “Örgüte alınan adam programı kabul etti mi, çizgiyi, taktiği de esas aldı mı o, zaten sosyalisttir. İşleri o götürecektir.” deniliyor. Ama böyle olmadığı reel sosyalizmin öncü partilerinde ortaya çıkmıştır. Böylece militan sorununun halledilmediği anlaşılmıştır.

Militan sorununun başlı başına çözümlenmek durumunda olan bir sorun olduğunu, günümüz de iyice göstermiştir. Biz, militan çözümlemeyi niye bu denli geliştirdik? Toplumsal özelliklerimiz buna bizi mecbur etti. Kürt kişiliği bin yıldır düğüm düğüm olmuş bir kişiliktir. Çözmek zorundaydık, onun için yöneldik denilse de, bence bu sınırlı bir yaklaşımdır. Daha da önemlisi militan çözümlemeyi yapmak, sosyalist kişilikteki tıkanmayı görmek, onu aşmak ihtiyacını sürekli hissetmekten kaynaklanmıştır ve uluslararası deneyimden daha fazla etkili olmuştur.

Türkiye’deki militanın sefaleti, bizi militan çözümlemeye alabildiğine ağırlık vermeye zorlamıştır. Yine sahte komünist partiler ya da içi boşaltılmış komünist partilerde ki parti üyeliğinin yozlaşması, hatta en yoz kişiliklerin bu komünist partiler içinde ortaya çıkması, bizi militan çözümlemeye itmiştir. Hiç şüphesiz ulusal toplumsal özelliklerimiz de bunda son derece etkilidir ama, belirleyici değildir. Demek ki, sosyalizmin sorunlarına kendi küçük çapımızda PKK ölçeğinde cevap aramaya çalışırken, aslında genelde bir sosyalist tıkanmayı, bireyde kilitlenmeyi de çözmeye çalıştığımızı iyi biliyoruz.

Ulus çapında sosyalizmi kurdum dersin, parti çizgisine egemen kıldım dersin ama, militanı çözemezsen, doğru militanı bulamazsan bütün bunlar boşa gider. Aslında bu sorunlar görülmemiş değildir. Ustalarda sık sık “iyi kadrolar olmadı mı programlar, kararlar bir hiçtir” der. Ama bu yetmiyor, daha fazlası gerekiyor. O da nedir? Bizzat militanı nasıl yetiştireceksin? Militan nasıl ortaya çıkacaktır? PKK deneyimi herhalde bu konuda en iyi bir okuldur. Öyle sanıyorum ki, önde gelen bir okuldur.

Biz, insanla çok uğraştık, yani devrimin dış cephesi kadar, direkt düşmanla uğraşan cephesi kadar,  hatta ondan kat kat daha fazlasını  kendi içimizde yapmak zorunda kaldık. Gelişmek için bunun kaçınılmaz olduğunu gördüğümüz için yaptık. Kaçınılmazdı, çünkü sosyalizmin genel durumuna baktığımızda; herkes sosyalizmden rahatlıkla vazgeçebiliyor, sorunlarına kimse çözüm gücü olmak istemiyor. Ulusal toplumsal koşullarımıza baktığımızda; herkes düğüm olmuş, kimse açımlanmak, çözümlenmek istemiyor. Bu durumda böyle dönemlerde ilerlemenin kaçınılmaz koşulu o bireyi çözümlemektir.

Sosyalistleşmeyen, uluslaşmayan, demokratlaşmayan kişiliği operasyona tabi tutmaktır, ameliyat masasına yatırmaktır. Ve bu bizde iyi yapıldı. Görülüyor ki PKK’de gerçekleşen, aslında sadece ulusal toplumsal özellikli ihtiyaçlardan kaynaklanan bir gerçekleşme değil, genel çapta reel sosyalizmdeki bir tıkanmanın, ciddi bir engelin, yerine getirilmeyen bir görevin gerçekleştirilmesidir.

PKK bu anlamda bir çözüm oluyor.

Sosyalist tipin şekillenmesi adına gerçekten sağlananları bir kez daha özetlersek bunun, öyle salt ulusal ya da sadece sınıfa dayalı bir çözümleme olmadığı anlaşılacaktır. Ve sadece askeri siyasi bir görevi başarmak amacıyla da bağlantılı değildir. Daha fazlasını kapsıyor. Biz, günlük olarak savaşımımızda, eski din kitaplarına dair “ideal insan, melek insan, evliya insan” denilen ve biraz da bize hikaye gibi gelen insani böylece somut kılmaya çalıştık, yaratmak istediğimiz biraz da buna benzer bir insan. Yani çözüme ulaşmış insandır.

Bir defa kapitalizmin bütün değer yargılarına karşı aşama yapmış insandır. İşte bu reel sosyalizmin oluşturduğu tipi de aşan bir insandır. Hele bizdeki yarı feodal, yarı kof burjuva da diyebileceğimiz tipi de aşan bir insandır. PKK savaşı verilen insan böyle bir insandır. Buna aşama yapmak için gereksinim duyuldu. Bugün PKK’yi PKK yapan ve bu gelişmeleri doğuran bir aşamaya ulaşmak için bu yapılmak zorundaydı. Yapmasaydık, kendi mücadele tarihimizden iyi biliyoruz ki, gelişme olmayacaktı.

Sürekli sosyalizm adına dayatılan sosyal şovenizme karşı mücadele olmasaydı, yine ulusallık adına kaba, sahte bir milliyetçilikle mücadele olmasaydı, yine militanlık adına kaba, lümpen bir dayatmaya karşı mücadele olmasaydı, biz neyi halledecektik? Neyi geliştirecektik? Bireyin özgürleşmesi, PKK’de çok yönlü eğitimle, çabayla hazırlanmasaydı gönüllülük ilkesini ne kadar geliştirebilecektik? Ve bu ilkeyi geliştiremediğimizde PKK’yi kaç gün yürütebilecektik? Çok önemli sorulardır ve biz biraz cevap vermeye çalıştık.

Unutmayalım ki; reel sosyalizmin kalıplarında tüketici bir sosyalist olsaydınız, karnınızı doyurmak için bir parti kurmak gerekirdi, bu bir. İkincisi; bir ağa taslağı olarak parti içinde sizi yaşatmaya çalışmak için de bir parti gerekliydi. Üç; Türkiye koşullarının Türk kapitalizminin etkilediği bir tip olarak sizi yaşatmak için de bir parti gerekecekti! Bunların masrafını düşünelim. Değil sizi bir mücadele örgütü olarak tutmak, yürütmek, karınlarınızı doyurmak ve amansız bir düşmanın üzerine yürütmek, kendinizi bile yürütmek, sizi ayakta tutmak bile böyle bir kaç parti isterdi. Şimdi partimiz içindeki hırsızları, soytarıları, lümpenleri değerlendirirken, ağacıkları veya jandarmacıkları bu gerçeklerin derin bilinciyle anlamaya çalışacağız.

Önder Apo
Mayıs 1991
Devam edecek

Attachment