Tiamat Ve İlk İhanet

0Shares

Yaşam nedir? Yaşamın toplumla ve kadınla bağı nedir?

Yaşam evreni anlamak ve evrenin hakikatine ulaşmaktır. Evrenin anlamına ulaşmak özgürlüğe ve kadına ulaşmaktır. Adı yaşam (jîn) anlamına gelen kadın, yaşamanın ve yaşatmanın zemini, kişiliği ve kimliğidir. Doğal toplumda ana kadın gerçekliğinde kadını aramak anda geçmişi ve geleceği birleştirerek, toplumsal varlığı kadın etrafında gerçekleştirmek hakikate ulaşmaktır.

Doğal toplumda ilk kuralların kadın etrafında oluşması, kadının toplumsallığını yansıtmaktadır. Doğal toplumda anne ve toplum ilişkisi, yine çocuk ilişkisi birbirinden koparılamıyor. Anne ve çocuk ilişkisiyle toplum kendi varlığını sürdürüyor. Anne etrafında oluşan kurallar, kültür ve yaşam anne ve çocuk ilişkisiyle gelişiyor. Anne etrafında gelişmeseydi, toplum bir arada yaşayamazdı. Kadın etrafında oluşan toplumsallığın kökeni doğadan geliyor. Kadın kimliği doğa ve toplumun kimliği oluyor. Toplumun annesi ve öğreticisi olan kadın, etrafında topladığı toplumsallığın yaşama karşı bakış açısını oluşturuyor. Doğal toplumda yaşam kadın ve çocuk ilişkisi etrafında geliştiğinden, erkek de kadınla eşit düzeyde yaşama katılıyor. Kadın etrafında oluşan yaşamda farklılığı ve çelişkileri derinleştirmeme, bir arada olma toplumu besleyip güçlendirmektedir. Bunu güçlendiren temel noktalardan biri de anne ve çocuk ilişkisindeki toplumsallıktır.

Babil kraliçesi Tiammat’tan beri kadın, kaybettiği kimliğini günümüzde hala bulamamıştır. Cinsel kırılmanın yaşandığı Tiamat-Marduk çatışması doğal toplumdaki anne çocuk ilişkisinin de koptuğunu göstermektedir. Babili ele geçiremeyen egemen erkek sistemi Tiamat oğlu Marduk’un üç okuyla vurulur ve oğlu tarafından ihanete uğrar. Marduk’un attığı üç oktan biri Tiammat’ın rahmine saplanır. Bununla kadının doğurganlığı hedeflenir. İkinci oku kalbine saplar, bununla da vicdanını hedefler, üçüncü oku da beynine vurur, bununla da kadının zihnini ve düşüncesini hedef alır. Böylelikle Tiammat oğlunun ihanetine uğrar ve Marduk’un ihanetiyle erkek egemenlikli zihniyet kurumsallaşmaya başlar. Bu tarihten itibaren kadınlar hep erkeklerin ihanetine uğrar ve erkek egemenlikli zihniyet tarafından geliştirilen bu saldırı biçimi hep kadınları hedef alır. Bunun en somut ve güncel örneklerinden bir tanesi,  kısa bir süre önce Amed’de sokak ortasında oğlu tarafından öldürülen anne gerçeğidir. Bu güncel örnekten de anlaşılacağı üzere, annelerin çocuklarıyla kurduğu bağ, toplumsal bağları da etkilemekte ve koparmaktadır. Aslında Amed’de öldürülen kimlik, vicdan ve toplumsallıktır. Diyarbakır’da ikinci kez oğlu Marduk tarafından vurulan Tiamattır. Anneler ve çocuklar bu şekilde birbirinden kopartılıp toplumu birarada tutan kadın etrafında oluşun toplumsallık, kültür ve yaşam, ahlaksız bir şekilde hedef alınmak istenmektedir. Anne karnında 9 ay 10 gün içerisinde oluşan evren, kendine en büyük ihaneti ona anlam verene karşı (anneye karşı) yaşamaktadır.

Bu kadar düşürülmüş, vicdan ve ahlakın yok edildiği bir toplumda kadının ve erkeğin yaşamlarının insanca bir yaşam olduğunu düşünmesi büyük bir yanılgıdır. Düşünceleri, duyguları hatta fiziksel varlığı yok sayılmış kadının yaşadığından bahsetmek mümkün değildir. Düşünün ki bir anne rahminde büyüttüğü çocuğu kız olmadığı için onu istemiyor, düşünün bir kız çocuğu olduğu için bir kadın hayatı boyunca dışlanıyor. O dışlanan kız çocuğu bazen bir anne olup başka kız çocuklarını severken, bazen bir çocuk olup sevilmeyi bekliyor. Erkek egemen sistemin toplumu parçalamayı, tüketmeyi ve öz değerlerinden kopararak anlamsızlaştırmaya çalıştığı tartışmasızdır. Toplumu düşürmeyi kadına pervasızca yönelimleriyle, toplumu kölelik sınırlarına çekmeyi de kadına şiddet uygulayarak gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

Adın yaşam anlamına gelecek, ancak yaşama dair herhangi bir varlık belirtisi taşımayacaksın? Egemen zihniyete karşı yaşamın (kadının) özündeki cesareti ve fedakarlığı, toplumsallığı açığa çıkartmak, anne etrafında toplanan adaleti yaratmak YAŞAM’ın özüdür, yaşamın anlama kavuşmasıdır. Yaşamın büyük özgürlük arayışçılığında olmak, kadını tüm kutsallıklara, özgürlük ve doğal yaşama götürecektir. Kadın gücünü belirginleştirerek birleştirme, tüm sistemi karşısına alarak mücadeleyi yükseltmek, kadın özgürlük çizgisini tüm annelerin ve çocukların umudu haline getirmek, anne ve çocuk ilişkisiyle toplumun varlığını sürdürmek en kutsal çalışma ve haklı mücadeledir. Tüm kadınlar özgür yaşam ilkeleri ve mücadele hedefleri etrafında toplanarak, özgürlük taleplerinin eylemcisi olabilmeli. Kadının gücü, kudretli bir güçtür ve bu güç erkek egemenlikli sistemi yerle bir edebilecek yegane güçtür…

Nesrin Amed

Attachment