Şiddetin Tüm Biçimlerine Karşı Mücadele Etmek Gerekiyor

0Shares

Bir kadın gerilla olarak öncelikle şunu belirtmek isterim ki biz bugünlere gelmeden, devraldığımız bir miras vardı. Öncelikle bu mirası bizlere bırakan tüm devrimci kadınları saygıyla anıyorum. Özelde de bu vesile ile Kürt Kadın Özgürlük Hareketinin öncülerinden Şehit Sara-Sakine Cansız’ı saygı ve minnetle anıyor, mücadelelerini zaferle taçlandırma sözümüzü dile getiriyorum.

Önderlik “ilk ezilen cins, sınıf, ırk, ulus kadındır” diyor. Doğal olarak ilk gaspın yapıldığı, insanlığın tersyüz edildiği tüm ilk saldırılar kadına karşı gerçekleştirilmiştir. Köleliğin tüm derinleştirilmiş biçimleri kadına dönük uygulanmış ve sürdürülmüştür. Yani devletçi zihniyetin devreye girmesiyle insanlık tersyüz edilmiştir. Bu tersyüz edilmeyle beraber günümüze dek süregelen taciz, tecavüz, şiddet ve benzeri tüm insanlık suçları dediğimiz şiddet içerikli eğilimler mevcut var olan erkek egemen zihniyetin politikalarının bir devamı olarak uygulanmıştır. İnsanlığın tersyüz edilmeye başladığı ilk yaklaşımlardan günümüze kadar kadın üzerine uygulanan şiddet ve şiddetin tüm biçimleri bir zihniyetin üretimi ve politikaları sonucunda devam etmektedir.

Mirabel kardeşler şahsında da görüyoruz ki 25 Kasım’ın kadına dönük şiddetle mücadele günü olarak ilan edilmesinin sebeplerinden biri de erkek egemen zihniyetine karşı etkili bir mücadelenin yürütülmesidir. Mirabel kardeşler Dominik Cumhuriyetinde mevcut var olan diktatörlüğe karşı özgürlük mücadelesi yürütüyor ve Trujillo bir konuşmasında “temel iki sorunumuz var bunlardan biri kilise bir diğeri de Mirabel kardeşlerdir” diyor. Bu konuşmanın hemen ertesi günü Mirabel kardeşler çok vahşi bir biçimde katlediliyor. Bu yaşanmışlıktan da anlaşıldığı gibi uygulanan şiddet ve katliam belli bir politikanın devamıdır. Eğer bu politika sürdürülmese günümüze kadar mevcut var olan erkek egemen zihniyeti kendisini bunun üzerinden var edemez. Bu aslında bir hırsız meselesine de benziyor. Kadınların ana eksenli yaşadığı bir yaşam, insanlığın eşit ve özgür haklar temelinde yaşadığı yaşam erkek tarafından gasp ediliyor ve elinden çalınıyor. Bu çaldıklarını kendi elinde tutabilmek ve çıkarları temelinde kullanabilmek için de bin bir türlü hile ve yalana baş vuruyor. Yeniden kadınların hayallerinin, özgür yaşam istemlerinin gerçekleşmemesi için şiddeti politikalarla devam ettiriyor.

Dünya geneline baktığımızda kadınların büyük bir çoğunluğunun şiddete maruz kaldığını görüyoruz. Bu da genel bir devlet politikasıdır. Bunu da en ince özel savaş yöntemleriyle, propaganda, medya ile yapmaktadır. Tc faşist devletinin İstanbul sözleşmesinden çekilmesinde de aynı şey vardır. İstanbul sözleşmesi uluslararası alanda kadın haklarının korunmasına dönük bir sözleşmedir. Dominik Cumhuriyeti Mirabel kardeşlerin katledilmesini göstermişti ve bugün AKP-MHP faşizmi İstanbul sözleşmesinin feshini tartışmaya koyuyor. Neden, çünkü orada uluslararası anlamda kadın hakları savunuluyor. Hatta bu sözleşmeyi direk feshetmiyor. Bunu tartışmaya koyarak bir gündem oluşturmaya çalışıyor. Bu aynı zamanda özel savaş politikalarının da bir sonucudur.

Özgürlük toplumsal bir olgudur. Kadın ve erkeğin birlikte özgür bir ortamda yaşamasıdır. Eğer bugün kadın özgürlüğü engellenmek ve hatta kadın özgürlüğüne dair tek bir şey bırakılmamak isteniyorsa bu da toplumun özgürlüğüne müdahaledir, engeldir. Önderlik savunmalarında “karılaştırılmış toplum gerçeğiyle biz karşı karşıyayız” diyor. Ne denli kadın iradesine, varlığına dönük bir saldırı varsa, o denli bir bütünen toplumun iradesine, varlığına dönük bir saldırı vardır. Yani aslında yaşamın kendisine dönük büyük bir saldırı var demektir. Çünkü kadının kendisi yaşam demektir. Emperyalizm ‘önce kadını vurun’ der. Bunun temel sebebi budur. Bu sözden de anlaşıldığı gibi var olan tüm diktatörlük, egemenlik türleri özgür bir toplumun varlığına karşı oldukları için, ilk önce bu toplumun temel taşı olan kadına dönük saldırı geliştiriyor ve kadınla beraber erkek de karılaştırılmaya çalışılıyor.

Kürdistan’da bu durum daha da derin bir hal almış ve derinleştirilmek de istenmektedir. Son iki yüz yıldır Kürdistan’da yaşanan bir savaş durumu var, Kürdistan dışına çıkarılmak istenmeyen bir savaş durumu var. Bu yaşanan ve derinleşmiş olan savaşın da kadına yönelik özel savaş politikalarından tutalım, kadın cinayetlerine kadar etkisi daha büyük daha derin olmuştur. Son iki yüz yıl içerisinde yaşanan tüm isyanlarda Zilan’da, Agıri’de, Dersim’de ismini bildiğimiz veya bilmediğimiz yüzlerce kadın kahraman vardır bu isyanlara yön veren. Toplumu yok etmek isteyen iktidar, devlet her zaman ilk olarak kadına saldırır. Dolayısıyla gelişen tüm Kürt isyanlarında da ilk olarak kadına saldırı olmuştur. Bu saldırılar özellikle yaşadığımız yüzyılda çok daha fazla derinleşmiştir. Aslında Kürdistan özgünlüğünde kadın halen kutsallığını yitirmemiştir. Yaşamı düzenleyen, sürdüren, sürekli egemenler tarafından yok edilmek istenen kültürün koruyucusu ve mirasçısı olarak onu koruyan kadındır. Sistem de bu noktada kadına saldırmak istiyor. Kadın demek Kürt halkı için kutsal toprak demektir. Bundan dolayı da sistem özellikle kadına saldırıyor. Bu saldırılarla kadın şahsında toplumu da iradesizleştirmeye çalışıyor. İpek Er, Gülistan Doku ve daha bir çok olayda da görüldüğü gibi özel savaş hükümetinin birebir kadına dönük bir saldırısı var, birebir devlet yasaları tarafından bu kültüre saldıran, kadına saldıran şahıslar koruma altına alınıyor. Devlet böylesi bir politikayı Kürdistan’da özellikle uyguluyor, değerlerimize saldırıyor. Hukuk, yasa denilen şey tamamen devleti korumaya dönük oluşturulmuştur. Kadını korumaya dönük hiç bir hukuk yoktur. Son süreçlerde yaşanan tüm taciz-tecavüz-şiddet olaylarında bunu çok iyi gördük. Yarattıkları yasalar tacizcileri, tecavüzcüleri, katilleri korumaya dönüktür. Kürdistan’da bu politikalar özellikle sistematik bir şekilde uygulanıyor ve devam ediyor. Beşikteki çocuğa dek indirgenmiş bir tecavüz kültürü devam ettirilmektedir. Bunu kültürel soykırımdan bağımsız ele alamayız. Soykırımın en vahşice yürürlüğe girmiş halidir bu. Kadın şahsında topluma dönük uygulanan bir kırımla karşı karşıyayız.

Sistemler tarafından 21’inci yüzyılda Kürdistan halklarını yok etme kararı alınmış. Bu kararlarını gerçekleştirebilmenin yolu olarak Kürdistan’da kadınlara dönük ciddi anlamda politikalar devreye konulmuş ve uygulanmaktadır. Kesinlikle bu politikalar özel savaş hükümetinden ve onun sistemleşmiş politikalarından bağımsız değildir. Aynı şekilde genel anlamda Kürdistan ve Ortadoğu üzerinde uygulanan hiç bir politikadan da bağımsız değildir. 5 bin Şengal’li Ezidi kadının DAIŞ tarafından kaçırılması bu politikadan bağımsız değildir. Bütün emperyal güçler karşısında 5 bin Şengal’li Ezidi kadın kaçırıldı ve DAIŞ tarafından akla gelmeyecek insan dışı yaklaşımlara maruz kaldı. Halen de o kadınların bir çoğundan haber alınamıyor. Bu aynı zamanda bir kültürel soykırımdır, kadın üzerinden bir kırımın gerçekleştirilmesidir. Bugün Efrin, Serê Kaniyê’de her gün kadınlar TC hükümetinin oralara yerleştirmiş olduğu çetelerin tacizine, tecavüzüne maruz kalıyor. Tüm bunlar birbirleriyle bağlantılıdır. Bir yandan kadınlar kaçırılıyor, bir yandan Efrin’deki kültürel miras yok edilmeye çalışılıyor, gasp ediliyor.

Kadından çalınan bir yaşam var. Biz bunu kadın özgürlük paradigmasıyla yeniden inşa etmeye çalışıyoruz. Önderlik kadından çalınan yaşamı tekrar kadına vermek istedi yarattığı ideoloji ve paradigmayla. Bu temelde Önderlik, “21’inci yüzyıl kadın yüzyılıdır” dedi. Bu temelde bizim kadın olarak mücadelemizin temposunu daha da yükseltmemiz gerekiyor. Kürt Kadın özgürlük Hareketi tüm dünya kadınlarının umudunu yeniden canlandırdı. Mücadeleyi yükselterek 21’inci yüzyılı kadın yüzyılına dönüştürmemiz gerekiyor. Bu temelde yaşamın tüm alanlarında kadının kendisini savunması gerekiyor. Şiddetin tüm biçimleriyle çok ciddi mücadele etmek gerekiyor.

Bu çerçevede sadece 25 Kasım’ı değil, her günü kadına karşı şiddet-taciz ve tecavüzle mücadele günü haline getirmek gerekiyor. Biz kadınların her anını, özgürlük mücadelesine dönüştürmemiz gerekiyor. Tüm günlerin kadın renginde ve kadın güzelliğiyle geçmesi gerekiyor. Kadın felsefesiyle yaşamın olması gerekiyor. Bu yüzden de mücadeleyi yaşamın her alanında daha fazla yükseltmemiz gerekiyor. Bizlerin yeme-içmeden daha fazla özgürlüğe ihtiyacımız var. Mirabel kardeşlerden, Rozalara, Besêlere, Saralara uzanan bir miras var devraldığımız. Bu bir çizgidir. Kadın özgürlük çizgisidir. Bu çizgiye sahip çıkmamız ve bu çizgiyi zaferle taçlandırmamız gerekiyor.

Berfin Asmin

Attachment