Şehit Nuda’nın Anıları – I

0Shares

Beritan…
Beritan Arkadaş 19 yaşında bir ulusal kahraman; kahramanlığı 25 Ekim ‘92’de Lelikan tepesinde bir volkan gibi fışkırarak zirveye ulaştı. Volkanın derinliklerindeki birikimi, fedakarlığı, cesareti, dirayeti, sadeliği, atikliği, coşkuyu, morali, heyecanı kısaca anılar boyutu ile aktarmaya çalışacağız. Sadece kitap için değil imkanlar elverdiği zaman bir sinema yapılabilmesi için, olumlu-olumsuz bazı kişiliklerde kısaca vurgulayacağız.

’91 Yaz Ayı
31 Mayıs 1991’de, baharın en güzel günlerinden biri yaşanıyordu. Kürdistan dağları yeşile bezenmiş, mavi, sarı, kırmızı kır çiçekleri ile süslenmişti. Mayıs ayının son meltemleri eserken, güneş tertemiz sıcaklığı ile toprağı ısıtıyordu. Beritan arkadaş ve içinde akrabalarının da olduğu bir grup üniversiteli genç, Cizreli gençlerle buluşmuş, metropollerin köhnemiş, kokuşmuş, yozlaşmış ortamından kendilerini kurtararak Cudi dağına gelmişlerdi. O yıl serhıldanların da etkisiyle gençler akın akın dağlara yönünü veriyordu. Silopi’den, Cizre’den, İstanbul’dan, Mardin’den, Kürdistanın hemen hemen her köyünden gençler bir araya gelmiş, baharın güzelliğine güzellik katmışlardı. Bazı geceler yaktıkları ateşin, -kutsal gerilla ateşinin- gerçek olduğuna, bir türlü inanamıyorlardı.
Beritan arkadaşın deyimiyle yüreği aşkla çarpan gençlerin “vuslat mekanıydı” Cudi. Dağların yüce aşkıyla ilk buluşmaydı. Yaklaşık bir ay Cudi’de kaldıktan sonra Haziranın kavurucu sıcaklığında büyük bir grup olarak uzun bir yolculuğa çıktılar, ilk gerilla deneyimlerini yaşadılar. Tam bir aylık yolculukla Cudi’den, Xakurke’ye geçtiler. ’91 yazı kurak ve sıcaktı, zorlu bir kışa gebeydi. Gurup büyüktü ve yeniydi. Ağır ağır ilerliyorlardı. Bazen iki gün susuz yürüyüş olabiliyordu, koşullar yazın kavurucu sıcaklığında daha da zorlaşıyordu. Bir arkadaş açlıktan şehit düşmüştü; yol boyunca Beritan Arkadaş (o zaman ismi Binevş’ti) bütün gruba büyük bir moral veriyordu. Üstün fedakarlığı, coşkusu, heyecanı ile sanki 10 yıllık gerillaymış gibi, yürüyemeyen arkadaşları yürütmüştü. Kimi zaman şarkı söylemiş, kimi zaman şiirler okumuş, kimi zaman da zindan da direnen arkadaşların örneklerini vererek arkadaşları yürütmüştü.
Temmuz ayının son günlerinde Beritan arkadaşın, “Kürdistan’ın küçük cenneti” olarak adlandırdığı Xakurke’ye yetiştiler. Xakurkê en verimli mevsimini yaşıyordu. Rêbaz yaprakları kıpkırmızı olmuş, otlar altın sarısı olmuştu. Nereye gitseler göklere kafasını dikmiş tarihi çınar ağaçları vardır. Çınar ağaçlarının gölgesinde kısa bir sürede uzun yolculuğun yorgunluğunu unuttular. Gerçektende Xakurke çeşit çeşit üzümleri, ayvaları, narları, cevizleri ile küçük bir cennetti ve hiç kimsenin mülkiyeti değildi.
150 kişilik grubun hepsi eğitim adayıydı. Birkaç gün dinlendikten sonra eğitim başladı. İnsan, Beritan arkadaşı ilk gördüğünde biçiminde küçük burjuvadır, fazla zorluklara gelmez diye değerlendirebilirdi. Fakat kısa bir sürede bütün eğitim adayları içinde en fazla ön plana çıkan arkadaş oldu. Yaşama katılımı, eğitimlere katılımı oldukça aktifti. Yaşamdaki morali, coşkusu, espriler ile bütün arkadaşlar tarafından kısa bir sürede sevildi. Çok doğal özellikleri vardı. Yoldaşlık ilgisi, sevgisi, saygısı duruşunda hakimdi. Onun olduğu yerde doğal disiplin olurdu.
Ağustos’un kavurucu sıcaklığında, yeni savaşçı eğitimi bütün hızıyla ilerliyordu. Eğitim yarım gün siyasi, yarım gün askeri eğitim biçimindeydi. Siyasi eğitimlerde komisyonlarda yerini almıştı. Aynı zamanda askeri eğitimlere tutku ile bağlıydı. Öğlen saatlerinde her taraf sıcaktan cayır cayır yanıyordu. Askeri eğitim oldukça zordu. Silahları kullanmada BKC, B-7, kleş, bomba, araziye hakimiyet, mevzilenmede çok zekiydi, çok çabuk kavrıyor ve uyguluyordu. Uygulamalarda çok başarılıydı. Askeri kuralları ve taktikleri, sızma, sessizlik, gizlilik olması gereken bütün kuralları ile disiplinin olması gereken bütün hususlarını büyük bir ciddiyetle alıyordu. Eğitim ortamlarında bile sanki savaş ortamındaymış gibi yaklaşım sergilerdi. Oysa diğer arkadaşlar çok sıradan bir yaklaşım içindeydi. Ne zaman gerilla taktikleri uygulanırsa Beritan arkadaş saldırı grubundaydı ya da kol komutanıydı, her zaman en başarılı grup olarak dönerdi ve mutlaka hedefini vururdu. Grubunu götürürken ve getirirken bütün gizlilik kurallarını eksiksiz yerine getirirdi.
Silah aşkı çok dikkat çekiciydi. Hepimiz en iyi markalı silaha sahip olmak istiyorduk. Beritan arkadaş için silahın markası önemli değildi. Çünkü bütün silahları devrim değeri olarak görürdü. İlk başta kasaturalı bir Sini silahı vardı, daha sonra Şoreşi bir silahı olmuştu. Her zaman silahının bakımına dikkat ederdi, silahına gösterdiği bakımı, kendisine göstermezdi.

’91-Geliya Azadi(Özgürlük Vadisi) Savaşı

Xakurkê’nin her tarafı cıvıl cıvıldı. Kürdistan’ın her yerinden yüzlerce katılım oluyordu. Her yerde eğitim kampları kurulmuştu. Karargah, lojistiği, basını, hastanesi, cephanesi ile tam kurumlaşmıştı. Adeta kurtarılmış alan yanılgısını herkes yaşıyordu. Burası özgürlük vadisidir, düşman gelemez diye hayalperest bir yaklaşım vardı. Savaşçıların psikolojisi düşmana göre değil de, kurtarılmış alanlara göreydi. Fakat özgürlük vadisinde durumun böyle olmadığını kısa bir süre sonra gördük. Çok hazırlıksız ve gafilce kendini rehavete bırakan bir durum söz konusuydu. Bütün eğitim kampları yan yanaydı ve arkadaşlar eğitimdeyken uçaklar gelmişti. 200 arkadaş silahsızdı ve yeniydi. O zamanlar tahtalarla eğitim görüyorduk, olası kazalara karşı eğitimin sonunda silah veriliyordu. Hepimiz ilk defa uçaklarla, bombalarla, kazanlarla tanışıyorduk. Kimse ne yapacağını bilemiyordu. Komutanlarımız ortalıkta yoktu. Silahsız ve yeni arkadaşların bir çoğu kendisini çalılıkların içine veya karadan gelecek saldırı mevzilerine göre saklıyordu. Beritan arkadaşı gerçek anlamda o zaman tanıdım. Yönetimler ortada yoktu. Beritan arkadaş geldi ve ne yapalım dedi. Çok kıvrak bir zekası vardı.
– Tamam, hemen biz kendimiz arkadaşları mevzilendirelim, dedi. O anda inisiyatifini ve hakimiyetini kullandı. Hiç birimiz akıllıca düşünememiştik. Kendisi öncülük yaptı, çok hızlı bir şekilde koşarak arkadaşları peşine taktı, ikişerli-üçerli arkadaşları birbirinden uzak mesafelerle mevzilendirdi.
Düşman hala uçakla tarama yapıyordu. Öğle saatleriydi. Arkadaşlar acıkmıştı. Beritan arkadaş bütün arkadaşları mevzilendirdikten sonra birlikte kampın mutfak yerine gittik. Küçük küçük ekmekler ve bol sulu bir mercimek çorbası yapılmıştı. O tehlikeli anda kendisini düşünmüyordu. Tek düşündüğü şey arkadaşlara moral vermekti. Ekmekleri kefiyemizin içine, çorbayı kovaya koyduk.
Tek tek mevzileri dolaşmaya başladık. Beritan arkadaş ekmekleri kendi eliyle doğruyor, bir taraftan da espriler yaparak arkadaşlara moral veriyordu. Uçaklar geldiği anda kim nasıl koşmuş, arkadaşlar nasıl çalıların arkasına gizlenmiş, müthiş taklit yeteneği ile tekrarlıyordu. Arkadaşlar, bombardımanın altında gülüyordu. Kendisi o kadar koşturduğu halde yemek yemedi.
Kazan bombası, hemen yakınımıza düşmüştü. Eğer Beritan arkadaş o anda inisiyatifini kullanmamış olsaydı, büyük kayıplar verebilirdik. O anda sergilediği pratikle onu sevenler daha çok sevdi, sevmeyenler onu sevdi. Yeni olmasına rağmen coşkusuyla, heyecanıyla çevresine büyük moral vermişti ve büyük bir moralsizliğin yaşanmasına engel olmuştu.

Bayan arkadaşlara güven daha fazlaydı. Kışlık erzak depoları yapılacaktı. Bunun için en güvenilen arkadaşlardan bir birim oluşturuldu. Beritan arkadaş da bu birimin içinde yer alıyordu. Öğrenci, küçük burjuva ortamında büyümesine rağmen hiç bilmiyormuş gibi davranmazdı. Depo yapmak için çok kazmamız gerekiyordu., bazen büyük taşlar çıkardı. Hepimiz ilk defa bu işle uğraşıyorduk. Büyük taşların kırılma yöntemini bulup kırmak Beritan arkadaş için büyük bir zevkti. Bazen taşları kırarken matematiksel problemleri çözercesine üzerinde duruyordu, düşünüyordu, yorum yapıyorduk. Acaba ağırlık noktası neresidir? Acaba en hassas yer neresidir? Ne kadarlık bir güç gerekir? Diye uzun uzun yorumlar yapardı. Her şeyi çok çabuk kavrıyordu. Proletarya ruhu, fedakarlığı, çalışkanlığı, çalışma disiplini hep örnek verilirdi. Bir çoğumuz yoğrulduğumuzda hemen moralimize yansıtıyorduk. Onun sürekli kendisini yenileyen bir enerjisi vardı. Dinlenmek nedir bilmezdi. Deponun başında ara verdiğimizde Önderliğin çözümlemelerini yüksek sesle bize okurdu. Onun için bir yaşam tarzıydı çalışmak, vaktini asla boş geçirmezdi. Ya çalışırdı, ya tartışırdı, ya da okurdu. Hiçbir zaman tek başına oturmazdı, tek başına okumazdı. Yoldaşa hizmet onun için kutsal bir ilkeydi. Depo yaptığımız yerler, genelde sulardan uzak, sık ormanlıklardı. Mola verdiğimizde bidonları kaptığı gibi “Rüzgar gibi giderim, rüzgar gibi gelirim” diyerek bir çırpıda kendisini çeşmelerin aktığı vadilere bırakırdı kendini. Gerillanın benzini çaydır diyerek, molalarda hiç çayımızı eksik etmezdi. O erzak deposunu yaparken, her bir arkadaş onlarca anı yaşamıştı. Kampa döndüğümüzde bu ilk emekle ve sevgiyle tanışma pratiğimizin anılarını tiyatro haline getirerek bütün morallerde oynamıştı.

Şehit Nuda Karker

Attachment