Ruhsal Birlik

0Shares

Devrimsel başarıların, imkan ve fırsatların her zamankinden daha fazla açığa çıktığı bir süreçten geçmekteyiz. Hareketimizin büyük bedeller sonucu açığa çıkardığı özgürlük değerlerini kalıcı bir başarıya ulaştırabilmek için fikir, zikir, eylem bütünlüğünün yakalanmasıyla mümkündür. Çünkü süreç bize topyekûn bir direniş, duruş ve katılımı dayatıyor. Parçalı duruş ve mücadele ortak ruhu yakalamadaki en büyük engeldir. Hakikat bir bütündür, parçalanamaz. Buna Kemal Pir “ Ruhsal Birlik” dedi. Bu aynı zamanda bir zihniyet devrimidir. Sürece ortak katılan, ortak düşünen, ortak refleks gösteren, ortak doğrular temelinde sisteme karşı topyekûn bir direnişle başarılabilinir. Bunun için Önderlik, “Halkımızın örgütlülük düzeyi, halkımızın eylemsellik düzeyiyle belirlenir.” diyor.

Hareketimiz “Asıl savaş İmralı’dadır.” diyor. İmralı bizim için herhangi bir zindan olmadığı gibi Önderliğimiz de bizim için herhangi bir tutsak değildir. AKP-MHP faşist zihniyeti İmralı’ya stratejik düzeyde yaklaşıyor. İmralı’ya yönelik politika ve yaklaşımları Önderliğin paradigmasına yöneliktir. Önderliğin dünya halkları üzerindeki etkisini yok etmeye çalışıyorlar. Bu bilinç ve ciddiyetle sürece yaklaşmak gerekir. Çin savaş ustaları, “Düşmanını tanımak zaferin yarısıdır. Düşmanını ve kendi gücünü tanırsan bu zaferin garantisidir.” diyor.

Düşman her gün zindanlarda yoldaşlarımızı katlediyor. Zindanlarda yıllarını mücadele için adayan, düşmanın onur kırıcı işkence ve baskılarına rağmen onurluca direnen yoldaşlarımız AKP-MHP faşist rejimleri tarafından katlediliyor. Her gün zindanlardan şehit cenazeleri çıkıyor. Şehit yoldaşlarımızın cenazeleri korsanca defnediliyor. Buna karşı bile sessiz kalınıyor. Bu sessiz kalışlarımızın düşmana ne kadar güç verdiğini biliyor muyuz? Eğer düşmanın bu saldırılarına karşı topyekûn bir direniş sergilemiş olsaydık, düşman bu kadar pervasızca zindanlardaki yoldaşlarımıza yönelemezdi. Düşman  bizim pasif duruşlarımızdan güç alıyor. Nasıl ki hareketimiz 1980 darbesinde zindanlarda  çıkış yapıp mücadeleyi yükseltiyse sürecin bizden istediği duruş da aynı şekilde mücadeleyi yükseltmek olmalıdır. AKP faşist hükümeti zindan direnişimizden korktuğu  için pervasızca yoldaşlarımıza yönelerek bizi zindanlarda teslim almaya çalışıyor. Düşmanın zindan politikalarına karşı her yerde demokratik tavır sahibi olmalıyız. Bunu başarmak için daha neyi bekliyoruz? Elimizdeki en büyük yetki ahlak ve vicdanımız değil mi?

AKP hükümeti zindanlardaki özel savaş politikalarıyla bizi sindirmeye çalışarak çaresiz bir toplum yaratmaya çalışıyor. Sindirilen ve çaresiz bıraktırılan bir toplum sürü haline gelir. Sürü haline getirmeye çalışarak halkın direnişini kırmaya çalışıyor. Direnmeyen pasifleşir, pasifleşen insan düşmanın baskılarına boyun eğer, sesini çıkaramaz duruma gelir. Bu en tehlikeli zihniyet soykırımıdır. Zihniyet kırımı, ruhsal birliğin kırımıdır.

Her birimize biçilen bir tragedya var. Hayatımız korkunç tragedyalara çevrilmiş. Dört parça Kürdistan’da ve Avrupa’da her gün bu tragedyaların çığlığı yükselmiyor mu? Tragedya nedir? Geri dönüşü olmayan gözyaşı, feryat, çığlık, acı, korku, ölüm, yıkım ve felaket anlamlarına geliyor. Bunların hepsini an’da yaşamıyor muyuz? Bunlar bizi ortak ruhta birleştiren ve bütünleştiren en büyük değerlerdir. Önderlik, “Her bir olay, an devrim yapmayı gerektirecek kadar etkilidir.” diyor. Süreç bize çok yönlü, nitelikli bir katılımı dayatıyor. Tıpkı atom altı parçacıkları olan elektronlar gibi aynı anda birçok yerde görülebilen bir duruşu dayatıyor. Ancak AKP faşizminin topyekûn saldırılarına topyekûn bir direnişle boşa çıkartabiliriz. Aynı gün ve zamanda düşmanın zindanlara yönelik politikaların boşa çıkartan, asıl çözümün İmralı’da olduğunu gösteren başarılı bir pratiğin sahibi olmalıyız. Sürecin ciddiyetini ne kadar anlarsak düşmanın politikalarını bir o kadar boşa çıkartabiliriz. Ne kadar anlam gücü, o kadar ruhsal birlik.

Süreç AKP-MHP faşizminin kendini ayakta tutabilmesi için ne kadar önemliyse bizim için de bir o kadar önemlidir. Bir kaos aralığını yaşıyoruz. Bu aralıklarda her şey algıladığımız gibi düz ilerlemiyor. Veya nicel birikimler nitel patlamalara yol açmayabilir. Patlama olarak nitelendirebileceğimiz devrimsel anlardır ve bu anlar seçeneklerin, ihtimallerin çok fazla olduğu anlardır. En küçük bir kıvılcım bile halkların kaderini belirleyebilir. Bazen en küçük bir şey sürecin gidişatını belirleyen olabilir. Yani kaos anlarında bu kadar küçük ihtimaller fırtına gibi büyük sonuçlar yaratabilir. Bunun için hiç kimse ben tek başıma ne yapabilirim dememelidir…

Jiyan Rozerin Öcalan

Attachment