Özel Savaş-4

0Shares

C- Özel savaşın pratikleşme düzeyi

Kapitalist modernite tarafından sisteme kavuşturulan özel savaş, 19 yy’dan bu yana kurumsallaşan uygulamalar olarak halklara, emekçilere ve kadınlara karşı etkili bir silah olarak kullanılmaktadır. Sömürge ve sömürgecilik siyaseti kapitalizm tarafından sınırsızca uygulanmaktadır. Kapitalizm, karakteri gereği savaş ve çatışma doğurur. Çünkü sürekli azami kâr peşinde koşmaktadır. Bu nedenle egemenler arasında hâkimiyet ve güç savaşları birbirlerine karşı devam eder. Egemen güçler kendi aralarında savaşırken, bazı ölçü ve kuralları devreye koymuşlardır. BM’nin örgütlendirilmesi bunun içindir. Cenevre Sözleşmesi bu kuralları kapsar. Yani anlaşmalarla sınırlandırılan savaş tarzı, bu yasalarla geliştirilmiştir. Örneğin; savaşlarda nükleer silahlar başta olmak üzere, kitle imha silahlarının kullanılmaması, yine esirlerin öldürülmemesi, kara mayınlarının ve kimyasal silahların kullanılmaması, işgal edilen ülkenin tarih ve kültürel değerleri başta olmak üzere kadınların tecavüze uğramaması gibi kurallar konulmuştur. Ancak bu kuralların aynı güçler tarafından kritik aşamalarda zafer kazanma adına ihlal edildiğini birçok örnekte görmekteyiz. ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya’nın Nagazaki ile Hiroşima kentlerinde atom bombası kullanması, Bosna Hersek savaşında yüzlerce kadının Sırp askerleri tarafından tecavüze uğraması, UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınan Hevsel Bahçelerinin TC tarafından talan edilmesi gibi örnekler hiçbir kural ve ölçünün tanınmadığını ortaya koyan birkaç örneği ifade etmektedir. Dolayısıyla zor ve şiddet karakterli kapitalist sistem güçleri, yeri geldiğinde anlaşmaları tanımamakta ve çiğnemekten çekinmemektedir. Kaba şiddet ve savaş ile yenişemeyen hakim güçler, analitik aklın canavarlaşması ile sinsi plan ve tuzaklarla ayrıntıda psikolojik, sosyal, toplumsal ve siyasal toplumsal mühendislik oyunlarını örgütlemiş, taktik ve strateji geliştirerek özel savaş metotlarını yoğunlaştırmıştır.

Özel savaş, cephe savaşlarının dışındaki şeyleri kapsıyor. Gizli yürütülüyor. Adı, tarihi ve konsepti belli değildir. Bir gölge gibi toplumu kuşatıyor ve sızıyor. Bunun için yoğunlaşıyor. Halk-toplum üzerinde hâkimiyet arayışındadır. En büyük hedefi toplumsal hafızaya yönelmek, bellek çarpıtması ve bilincin boşaltılarak bir sünger gibi emilmesini esas almaktır. Özel savaş, egemenler ve sömürücüler tarafından topluma karşı her alanda sürdürülüp, ilan edilmiş olan savaşı da simgeler. Bu nedenle kapsamına sadece ekonomik, siyasal, askeri, kültürel alanlar değil, bir bütün olarak insan ve topluma karşı savaş da giriyor. Toplumla ilgili ne varsa özel savaş kapsamına giriyor. Bu nedenle sonuca ulaşmayı hedefler. Tüm imkânlarını kullanır. Bu yöntemleri kullanırken de yok etme üzerine değil, teslim alma, kontrol altına almayı önceler. İncedir, iradeyi kırma-teslim almayı esas alır. Agresif bir saldırı değildir, yumuşaktır. Sinsice ilerleyen bir yol izlemektedir. Toplumun ahlaki ve politik değerlerini ters-yüz etme temelinde ideolojik bir saldırı halindedir.

Bu anlamda savaşla iç içe yürüyen ve savaşın çekirdeği olarak kabul edilen özel savaş uygulamaları, değişen koşullara göre yenilenen bir savaş biçimi olmaktadır. Özel savaş, 1950’lerle birlikte kurallara bağlanan savaşın aşılmasını ifade etmektedir. Bu yöntemin geliştirilmesinde iki kutuplu sistem, emek ve ulusal hareketlerin kapitalizm tarafından tehdit olarak görülmesi ve bertaraf edilmesi için farklı uygulamaların zorunlu hale gelmesi belirleyici olmuştur. Örneğin; reel sosyalizme karşı Ortadoğu’da yeşil kuşak adıyla siyasi İslam kışkırtılmış ve komünizm düşmanlığı üzerinden halk siyasi İslam çizgisinde oluşturulan hareketlere ve örgütlere yönlendirilmiştir. ABD’nin bu politikası kendisine dönünce günümüzde yaptığı gibi Afganistan’da seküler demokrasiyi geliştirmek için sivil toplum örgütlenmelerine ağırlık vermiş, kadın derneklerini desteklemiş ve kadın televizyonu açarak laik sistemin kadın modelini batı yaşam tarzını taklit etme temelinde geliştirmiştir. Bununla bir yandan iç dinamiklerin devrime kayışını engellerken, diğer yandan kapitalist yaşam tarzı ve ilişkileri ile kendisine uydu yapabileceği bir toplum yaratmak niyetindedir. Geçmişte beslediği ve eğittiği yobaz Taliban hareketi ile ülkede iç karışıklık yaratırken, diğer yandan demokrasi taşıyıcısı olarak muhalefeti örgütleyerek siyasi, ideolojik ve kültürel hegemonyasını yaratmaya çalışmaktadır.

‘Tavşana kaç, tazıya tut’ politikası, hegemonik güçlerin temel Ortadoğu politikasıdır. Ortadoğu’da geliştirdiği özel savaş yöntemleriyle, İngilizlerin kuramsal çerçevesini çizdiği stratejilerle Araplar bir ulus olmaktan çıkartılarak 22 ayrı devlete bölüştürülmüştür. Emperyalizmin İngiltere öncülüğünde Ortadoğu’da geliştirmek istediği işgal hareketinin başarıya ulaşması için zayıflatılmış, kendi içinde kavgalı ve birbirine düşman bir Arap toplumu gerekmiştir. Bu nedenle İngiltere’nin böl-parçala-yönet politikaları sonucu Araplar içinde egemen bir zümre yaratılmış, aile ve aşiretler üzerinden hanedanlıklar geliştirilmiş, diğer yandan yoksul ve emekçi Araplar ise açlık ile teslim alınmıştır. Yaratılan ulus-devletlerle, her ulus-devlet kendisini kutsal ve tekil sanmış, diğerine düşmanlık beslemiştir. Bu düşmanlık duyguları ile İngiliz politikalarına yem olan bir zihniyet yapısı oluşturulmuş ve İngiltere politikalarına göre yönlendirilmiştir. Kendi halkına karşı kışkırtma içinde olmuştur. Özellikle Suud ailesi, Kral Abdullah, ve Pehlevi aileleri üzerinden politikalarını hayata geçirmişlerdir. Onlara sunduğu iktidar ve ayrıcalıklar, bu ailelerin tüm ulusu pazarlamalarına yol açmıştır. İşbirlikçi karakter yaratmak, bu işbirlikçi çizginin yaşam tarzı haline dönüşmesi esas alınan politika olmuştur. Arapların en fazla aşağılandığı süreç bu dönemdir. Arapların birliği ve bütünlüğü bozulduktan sonra teslim alınmaları ve saygınlıklarını yitirmeleri, kapitalist politikaların İngiltere öncülüğünde uygulanması ile bağlantılıdır.

Özel savaş, Ortadoğu’da dikta rejimleri örgütlemiştir ve bu nedenle askeri cuntalar sık sık devreye sokulmuştur. Oluşturulan rejimler totaliter rejimler olmuştur. İçte halkına karşı acımasız, dışa karşı bağımlı ve iradesiz rejimler örgütlemişlerdir. Petrol, doğal gaz, yer altı-yer üstü kaynakları özel savaş politikaları sonucu Batı’ya taşınmıştır. Maddi değerlerin işgali ve talanı işbirlikçi yapılar eliyle sağlanmıştır. Milliyetçilik, kapitalist devletin ideolojik silahı olarak Ortadoğu’da etkili kullanılmış ve milliyetçilik ile devletteki merkeziyetçilik güçlendirilmiştir. Dincilik, politik amaçlar doğrultusunda Ortadoğu’da etkili kullanılmıştır. Etnik, kültürel, dilsel ve inançsal yapısı ulus-devletin tekçi yapısına aykırı olan Ortadoğu, çoklu kimliksel yapısını yitirme pahasına kendisine zorla giydirilen özel savaş giysisini kabullenmek zorunda kalmıştır.

Günümüzde yaşanan dinsel ve halklar arası boğazlaşmalar özel savaş yöntemleri sonucu gelişmiştir. Halkların birbirine karşı dolduruşa getirilişi, hakim güçler tarafından kolayca savaş gerekçesi yapılabilmiş ve çatışmalara dönüştürülmüştür. Irak-Kuveyt savaşı, Lübnan-Suriye-Filistin ile İsrail arasındaki savaş, İran-Irak savaşı, Afganistan-Pakistan savaşı bu politikaların sonucudur. Birleşik Arap Emirlikleri olarak küçük devletçikler biçiminde örgütlendirilen devletler, Ortadoğu halklarına karşı kontra merkezleri biçiminde ABD ve İngiltere emperyalizmine hizmet etmiştir. Bu merkezlerde ABD askeri üsleri konuşlandırılmış, Basra Körfezi başta olmak üzere birçok stratejik alanda askeri üsler kurulmuştur. ABD güdümüne girmemiş rejimler, Libya-Kaddafi örneğinde olduğu gibi acımasızca devrilmiştir. ABD’nin Ortadoğu’da özel savaş kapsamında en fazla başvurduğu yöntem, istikrar hareketi olarak ifade edilen darbe süreçleri olmuştur. Kendi yarattığı diktatörlükler başına bela ve politikaları önünde ayak bağı olduğu an, iç karışıklık çıkartma veya halkın demokratik tepkisini yönlendirip içine sızarak kendi emelleri için kullanma yöntemlerine başvurmaktadır.

Arap Baharı olarak ifadelendirilen hareketlenmelerin başlangıcı olarak kabul edilen Tunus’ta yoksul bir tablacının kendini yakması sonucu gelişen halk ayaklanmalarının Mısır’a, Fas’a, Suriye’ye yayılmasının ardından sinsice devreye girerek beslediği diktatörleri alaşağı ederek tutuklamış veya öldürtmüş, yerine genellikle asker kökenli veya askeri konsey olarak ifade edilen yeni dikta yönetimler getirmiştir. Dikta rejimleri kendi uydusu yaparak hem demokratik halk muhalefetini engellemiş hem de siyasi, askeri ve kültürel olarak sömürgeciliğini derinleştirmiştir. Darbelerden nasibini alan bir ülkede Türkiye olmuştur. Türkiye’de 10 yılda bir darbe yapmak bir alışkanlık haline getirilmiştir. Darbelerin Türkiye’de sık yapılması, demokratik dinamiklerin gücü ve Kürt Özgürlük hareketinin etkili olmasıyla bağlantılıdır. Özel savaş kapsamında 10 yılda bir yapılan klasik darbeler yerine AKP faşist rejiminin iktidara taşınması ile birlikte, post modern darbeler geliştirilmiştir.

AKP rejiminin devleti ele geçirişi ve 90 yıllık cumhuriyet sistemini ılımlı İslam projesi kapsamında yapılandırması, özel savaşın Türkiye ayağına düşen payı olmuştur. Özel savaş, AKP eliyle Ortadoğu’da ılımlı İslam çizgisini bir model olarak geliştirmek istemiştir. AKP’nin Türkiye’de geliştirdiği eğitim sistemi, yaşam tarzı, ekonomik model, siyasi yapısı askeri tekniği ve örgütlülüğü bu modele göre dizayn edilmiş ve Ortadoğu’da egemen bir güç olarak İsrail ile birlikte öne çıkartılmıştır. AKP rejiminin devleti ele geçirdikten sonra Ortadoğu pastasından daha fazla pay istemesi özel savaş merkezini kaygılandırmış ve AKP’nin boynuna takılan tasma sıkılmıştır. Bununla birlikte özel savaş politikalarında 1950 yılından beri derinleşen Türk devleti, AKP şahsında Ortadoğu ve Afrika’ya yayılma politikaları sonucu birçok ülkede okullar açmış, filmlerini pazarlamış, ekonomik anlaşmalarla yatırımlar geliştirmiştir. Özellikle İslam’ın halifeliğine soyunan yeşil faşizm kisvesi ile sık sık Müslüman aleminin hamiliğine soyunmuş, Arapları tatmin etmek için görünürde İsrail’e çatmış, Afrika’nın yoksul ülkelerine gıda ve insani yardım yapma adına, onların zayıflıklarını büyük Osmanlı fikri ile sömürgeci bir zihniyetle kültürel ve siyasi işgali tamamlamak için kullanmıştır. Afrikalı çocuklar Türkiye’de okutulmuş, ardından kendi ülkelerine gönderilerek Türkiye lehine lobi çalışması yaptırılmış ve Türk devletinin birer memuru olarak ajanlaştırılmıştır. Türk devleti aynı politikayı Türk Cumhuriyetler üzerinden Asya’ya yaymak istemiştir. Karşısındaki rakip Rusya ve Çin olunca, onlardan daha fazla taviz koparma adına bu halkları çıkarlarına göre peşkeş çekmiş veya oynatmıştır. Türk devletinin kontra üssü olan Kıbrıs, çetecilik merkezidir. Kumar, kara para aklama merkezi olarak Türk devletinin kirli bağırsaklarını temizleyen bir özel savaş alanına dönüştürülmüştür. Silah kaçakçılığı, eroin ticareti ve verginin kaçırıldığı sıcak paranın biriktirildiği bir mekan olarak darbe süreçlerinde ve kaos anlarında derin devletin yedek üssü konumundadır. Burada halkın milliyetçi ve dini duyguları, İslam Türkçülüğü üzerinden sıcak ve diri tutulmaktadır. Sürekli dış düşman algısı yaratılmakta ve tüm enerji buraya akıtılmaktadır. Türk devletinin günümüzde uyguladığı özel savaş yöntemlerinden birisi de iç ve dış düşman algısını sıcak tutmasıdır. İç düşman Kürtler ve Özgürlük Hareketi PKK’dir. Dış düşman ise devletin dönem politikalarına göre değişir, bugünün düşmanı yarının dostu, dünün dostu ise yarının düşmanı olabilir. MİT tarafından bu siyasi iklim, devlet çıkarlarına göre manipüle edilerek toplum yönlendirilir.

Afrika’da 50 devlet oluşturularak, küçük yapılaşmalar üzeri hâkimiyet sağlanmıştır. Afrika’nın sömürüsü böyle derinleştirilmiş ve günümüze kadar sürdürülmüştür. Bir taraftan kabileler arası çatışmalarla iç savaş diri tutulmuş, diğer taraftan inanç farklılıkları kullanılmıştır. Özel savaşın Afrika kıtası için geliştirdiği temel politika açlıkla terbiye, aşırı üreme ile enerjiyi tüketme politikasıdır. Zengin kaynaklara sahip olan Afrika kıtasındaki ölümler, büyük oranda açlıktan ve temiz su alamamaktan kaynaklanmaktadır. Afrika’daki rejimler genelde dikta rejimlerdir. ABD ve özel savaş merkezi tarafında desteklenmiştir. Askeri örgütlenme ve zor aygıtları ile toplum korkutulmakta ve sık sık yapılan askeri darbelerle siyasete çeki düzen verilmektedir. Demokratik teamüller kağıt üzerinde bile bu ülkelerde geçmemekte, yasalar diktatörler tarafından belirlenmekte ve uygulanmaktadır.

Latin Amerika’da ise gelişen devrimci ve sosyalist hareketlere karşı darbeler örgütlendirilerek faşizm iktidara taşınmıştır. Kapitalizm, Arjantin’de orta sınıfı geliştirerek devrimin önüne geçmiş, Nikaragua’da faşist cephe UNİTA üzerinden karşı darbe örgütlemiş, Şili’de diktatör Pinochet’i iktidara taşımış, Küba’ya ekonomik ve siyasi ambargo uygulayarak yalnızlaştırmış, Meksika’da uyuşturucu kartellerini ve paramiliter güçleri palazlayarak kadın kırımını katliamlar ve tecavüz üzerine geliştirmiş, emekçileri kontra yöntemlerle tasfiye etmiş, Honduras’da Topraksız Köylüler Hareketi’nin eylemlerini boşa çıkartmak için suikastlar düzenlemiş, Bolivya vb. ülkelerde demokratik sol sosyalist ülkelere müdahale ederek, sağcı dikta rejimleri demokrasi oyunu seçimlerle gerçekleştirmiştir. Brezilya’da sosyalist iktidarın başkanı Lula ve Dilma’ya karşı karalama kampanyası başlatmış, yolsuzlukla suçlayarak toplum içinde solu itibarsızlaştırmıştır. Brezilya’yı Latin Amerika’nın eğlence, fuhuş ve festival üstü haline getirerek kıtanın en büyük ülkesi ve nüfusuna sahip olan ülkede toplumun sistem içleşmesi için kapitalist yaşam tarzını ve ilişkilerini geliştirmiştir. Latin Amerika’da orta sınıf en fazla Arjantin’de geliştirilmiştir. Bunun dışında zengin ve yoksul ayrımı günümüzde oldukça keskin ve göz önündedir. Bu keskin uçları törpülemek isteyen özel savaş, kıtada istikrar hareketi ile psikolojik savaş uygulamalarını iç içe uygulamıştır. Geçmişte yaptığı gibi klasik darbecilik yerine, politikacıların açığını yakalama, partileri halkın gözünde düşürme ve yolsuzluk ile suçlama, sağı maddi olarak destekleme ve kiliseler üzeri dini canlı tutma ve eğlence kültürünü geliştirme yöntemlerini esas almıştır.

Özel savaş, burjuvazinin egemenliğinde birçok hükümette kendisini bir rejim olarak örgütleyebilmektedir. Özel savaş harekâtı, rejimin yürütücü gücü olarak kendisini uygulamaktadır. Bu uygulamaları yaparken askeri, siyasi, kültürel, ekonomik, sosyal ve toplumsal örgütlenmeleri geliştirmektedir. Savaşın sonuç almadığı durumlarda, özel örgütlenmelerle askeri başarı başta olmak üzere ideolojik araçları devreye sokabilmektedir. Askeri açıdan toplum içinde uyuyan hücreler, devlete paralel devletin kirli işlerini yürüten gizli servisler, gizli askeri örgütlenmeler ve sivil toplum örgütleri oluşturulmaktadır. Böylece devletin eliyle toplum hukukla, siyasetle sınırlandırılırken, görünmeyen gizli devlet eliyle de toplumsal yarıklara sızarak, pusu atan bir avcı gibi takiple, muhbirlikle, bilgi biriktirmeyle ve bilgileri yönlendirmeyle toplumu alt-üst eden gündemlerle yönlendirici ve hükmedici kılınmaktadır. Günümüzde birçok kesim, birçok ülkede neden ordu dışında özel örgütlenmelerin olduğunu, anarşi, terör, radikal İslam adına ambalajlanarak topluma kabul ettirilmek istenmesine rağmen gerçeğin böyle olmadığını bilmektedir. Gerek ulus-devlet uygulamalarında gerekse de finans kapital çağın uygulama alanında olsun, daha fazla iktidar biriktirme, daha fazla güç ve otorite adına birçok oluşum meşru kılınmıştır. Örneğin; ABD’de CIA ve vurucu güç olarak SAT komandoları, TC’de MİT ve özel kuvvetler, İran’da Devrim Muhafızları, Avrupa’da NATO içindeki Gladio, Latin Amerika’da federal polis teşkilatı, İsrail’de MOSSAD vb. Bu güçler ideolojik olarak yetiştirilmiş, milliyetçi ve azgın tiplerden oluşturulmaktadır. Hiçbir değer yargısına sahip olmayan, insan kılığındaki müsveddeler olarak toplumun üzerine sürülmüşlerdir. Kimi zaman ölüm mangaları biçiminde infazlar gerçekleştirmişlerdir, kimi zaman insan bedenlerinde işkence uygulanarak sistemleştirilmiş, kimi zaman gizli örgütlenmelerle karşı darbeler yapılmış ve kimi zaman da vurucu güç olarak suikastlar için kullanılmışlardır. Ortak özelliği ise; özel savaş rejimine bağlı olmaları ve düşmanı yenmek için her türlü yol ve yöntemi mubah sayarak kuralsız ve düzensiz bir savaşı örgütleyerek sonuca ulaşmayı amaçlamış olmalarıdır.

Günümüzde DAİŞ’in emperyalist güçler tarafından Ortadoğu üzerine salınması, derinleştirilmiş ve inceltilmiş bir özel savaş saldırısıdır. Emperyalist güçler kısa sürede tahakküm oluşturma amaçlı, gasp ve talan örgütü DAİŞ’i, yoğunlaştırılmış bir şiddet aracı olarak kullanmıştır. Kafa keserek, insanları demir kafesler içinde yakarak, gittiği yerlerde tarihsel ve kültürel mirası yok ederek bunu sağlamıştır. Fethettiği alanlarda erkekleri öldürmüş, kadınları ve çocukları köleleştirmiş, birer ganimet parçası olarak pazarlarda satışa çıkartmıştır. Çocukları devşirerek canlı bomba yapmış, Müslüman kadınları dört duvar ile sınırlamış, kara çarşafa büründürmüş,  geçici nikah yöntemleri ile birçok kadın ile evlenme, harem oluşturma ve kadını seks kölesine dönüştürme, kadınlara sosyal toplumsal yaşamı yasaklama, erkeğin mülkü olarak sahibine itaat dışında bir hak tanımama gibi uygulamalarla toplumu ahlaktan ve vicdandan uzaklaştırmıştır. Önderliğimiz “Ahlakını kaybeden toplum, köleliği kabul eden toplumdur” demektedir. Bu anlamda DAİŞ uygulamaları ve zihniyetiyle Ezidi toplumuna ve kadınlarına saldıranlar, ahlakını kaybetmiş ve köleleşmiş kesimlerdir. DAİŞ bir ABD projesi ise, DAİŞ’in Kürtlere ve Kürtlerin kök hücresi olan Ezidilere saldırması da Kürt Özgürlük Hareketini DAİŞ ile savaşa çekme, zayıflatma ve kendi kontrolüne alma amacı taşımaktadır. Özel savaş yöntemlerinden birisi de devrimci hareketleri zayıflatma ve kontrolüne alma yöntemidir. Bu anlamda Türk yerli ve merkezi Gladio’nun yönlendirmesi ile DAİŞ, Kürdistan merkezli alanlarda savaşa sokulmuş ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin güçlenmesi ve Ortadoğu’da Demokratik Ulus projesinin gelişimi sekteye uğratılmak istenmiştir.

Özel savaşın kapsamında ve hedefinde kapitalizm karşıtı olan her şey var. Amaçladığı da kapitalizmin siyasal, ekonomik, askeri ve kültürel hâkimiyetini sağlamlaştırmasıdır. Kapitalizm ve emperyalizm bu temelde kendi örgütlenmelerini dünya genelinde yaygınlaştırıyor ve kurumlaştırıyor. Bu oluşturulan örgütlenmeler, tek boyutlu ya da salt bir döneme ait gelişmeler değil; geçmişten günümüze kadar yürütülen iktidar savaşlarından çıkartılan sonuçların toplamının bir araya getirilmesiyle ele alınmaktadır. Odak noktası, egemenlik nasıl kurulur, iktidar nasıl biriktirilir ve oluşturulur üzerinedir. Örgüt ve araçlarını buna göre oluşturmaktadır.

Ş. Zeynep Kınacı Özgür Kadın Akademisi
Ş. Medya Mawa Devresi

Attachment