‘Nasıl Yaşadınız, Nasıl Yaşıyorsunuz ve Nasıl Yaşamalısınız’

0Shares

4 Nisan’da ilk kez Önderliği gördüm. Bu da çok güzel bir tesadüf oldu. Yani Önderliğin doğum gününde Önderlik sahasında olmak ve Önderliğin doğum gününde onu görmek benim için çok anlamlıydı. Belki o dönem Önderliğin doğum gününün 4 Nisan olduğunu bilmiyorduk ama öğrendiğimde şöyle değerlendirmiştim; 4 Nisanda yenide bir doğuş, Önderliği görerek ve Önderlikle yeniden bir doğuş şeklinde ele aldım. Bu yüzden örgüte ikinci katılımımı Önderlik sahasına gittiğim gün 4 Nisan olarak değerlendiriyorum. Benim için böyle bir önemi ve anlamı da var.

Önderlik sahasında akademi devresinde kaldım. Devremiz bittiğinde Önderlik yoğunlaşma evinde kalmamı önermişti. Fakat ben bir an önce dağa gelmeyi arzuluyordum ve şehit düşen bazı arkadaşlar vardı şehit düşmeden önce benim Güney Doğu Batıya gitmemi istemişlerdi. Onlar için Güney Doğu Batıya gitmeyi istiyordum. Önderlik yoğunlaşma evine gitmemi söylediğinde ben dağa gitme isteğimi dile getirmiştim. Önderlik de uygun gördü fakat 9 ay sonra tekrar bizi geri çekeceğini söylemişti.

Önderlik sahasında kaldığım süre içerisinde benim için Önderliği her boyutuyla tanımak çok önemliydi. Aslında Önderliğin o dönemler dile getirdiklerini tümüyle derinlikli anlama yönümüz belki biraz zayıf kalıyordu. Ama daha sonraki süreçlerde, Önderliğin o dönemler her birimiz şahsında söyledikleri, Kürt kadınına yönelik yaptığı çözümlemeler, Kürt toplumuna ilişkin sosyolojik, psikolojik, toplumsal ve felsefi anlamda yaptığı çözümlemeleri anlama düzeyimiz gelişmeye başladı. Devredeki tüm kadın arkadaşlarla diyalog yapmak istiyordu, yoğunlaşmalarımızı anlamak istiyordu. Gerçekten iddia düzeyimiz nedir, ne kadar kendimize aidiz bunu anlamak istiyordu. Ama bizler Önderlikle diyaloglarımızı çok kısa yapıyorduk. Evet-hayır ya da bir cümleyle cevap veren bir yaklaşım vardı. Bu, Önderliğin bizde yaratmak istediklerini de tam yaratmıyordu diyebilirim.

Bizim devre ilk başladığında dört parça Kürdistan’dan arkadaşlar vardı, yine Avrupa’dan gelen arkadaşlar vardı. Her alandan gelen arkadaş vardı, özellikle savaş alanından gelen arkadaşlar vardı. Dolayısıyla her yönlü çözümlemeler gelişti.

Devrenin açılışında Ronahi ve Berivan arkadaşların raporlarını, mektuplarını okuyarak onların yapmış olduğu eylem, bu eylemin neyi ifade ettiği, Ronahi ve Berivan arkadaşların durşu neyi ifade ediyor, ilk olarak bu onuda değerlendirme ve çözümleme yaptı. İlk on dakikaya yakın Önderlik hep volta attı, konuşmadı. İlk söylediği kelime şuydu; ‘Eğer özgürlük kolay olsaydı, Ronahi ile Berivan kendisini yakmazdı.’ İlk değerlendirmesi ve tespiti bu oldu. Bunun üzerine Ronahi ve Berivan arkadaşın yazmış olduğu raporlar ve ikisinin o dönemde yapmış olduğu röportajlar vardı. Bu röportajlarda Önderlik cümleler okuyup, bunun ne anlama geldiğini değerlendiriyor ve bunun derinliğinin farkında olmadığımız, her iki yoldaşın yaptığı eylemin ne anlama geldiği çerçevesinde Önderliğin  çok kapsamlı değerlendirmeleri oldu. Daha sonra eğitimimizin akışı içerisinde ülkeden gelen tekmillere yönelik Önderlik çok kapsamlı değerlendirmeler yapıyordu. Bizim devremizde her gün eğitime başlamadan önce ülkeden gelen tekmiller okunurdu. Tekmiller üzerinde gerekli olduğu kadar tartışmalar yürütülürdü. Bu tartışmaların sonuçları Önderliğe tekmil olarak verilirdi. Ve Önderlik çok kapsamlı değerlendirmeler yapardı.

Biz kadın arkadaşlar da Önderliğin söylemi üzerine kendi katılımızı ele alıyorduk. Her akşam eğitimden sonra nasıl bir toplumsal gerçekllikte yaşadık, PKK’nin Önderlik gerçeğinin nesinden etkilenerek katılım yaptık, katılımımızdaki yanılgılar, PKK gerçekliğini tanıyarak mı katıldık yoksa duygusal olarak etkilenip mi katıldık, bunun üzerine yoğun tartışmalar yürütüyorduk. Bu bizim daha sonra Önderlikle yaptığımız diyaloglarda katılımımızı değerlendirmede daha derinlikli ele almamızı sağlıyordu. Mesela Önderlik şu soruları soruyordu; ‘Siz ailenin, devletin, sistemin neyini redderek katıldınız? Önderlik gerçeğinin neyini kabul edereek katılıyorsunuz? PKK’nin hangi gerçeğini kabul ederek katılıyorsunuz? Bu kabul ettikleriniz nedir? Bu kabul ettiklerinizle ortaklaşacak mısınız?’ Bu sorular doğru katılımı bizde geliştirmeye başladı. Katılımızı ele alırken daha da kapsam kazandırdık, daha derinleştirdik, katılımımızı daha doğru bir rotaya oturtarak daha güçlü bir katılımı sağladık.

Bizim anlama düzeyimizin çok derinlikli olduğunu söyleyemem. Gerçekten yeni yaşama adım atmıştık. Hepimiz Kürdistan’ın değişik yerlerinden gelmiştik, dört parçasından gelmiştik. Önderlik sahasındaki ortak yaşamın farkını görmeye başlıyorduk. Bizim devrede kadın arkadaşlar mutfağa girmiyordu, erkek arkadaşlar mutfağa giriyordu ve kadın arkadaşlar subaylık yapıyordu.

Hasan adında bir arkadaş var şehit oldu. Bir gün o görevliydi mutfakta. Akşam tekmili subaya vermesi gerekiyor, o gün de subay bendim ve tekmili verdiğinde askeri bir tarzda tekmil vermesi gerekiyordu. Tekmili verirken de içte içe işte bir erkek arkadaş nasıl olur da mutfakçı olur ve tekmilini bir kadın arkadaşa verir anlayışını yaşıyordu. Tekmilini verirken de hiç unutmam şöyle demişti; ‘Mutfağı temizledim, bu kadr kaşık, bu kadar bardak, bu kadar tencere emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım’ diye tekmil vermişti. Önderlik sahasında, Önderlik nasıl bir sistem öngördüyse o büyük bir ciddiyet ve disiplinle uygulanıyordu. Ama erkek arkadaşların bunu kendi içlerinde çok rahat hazmetmediklerini de çok iyi biliyorduk. Fakat süreçle birlikte Önderlik çözümlemeleri geliştirdikçe hem heval Hasan’da hem de bir çok erkek arkadaşta, kadın arkadaşlarla yoldaşlık, kadın arkadaşlarla ortak düşman karşısında yürütülen savaşta kadına yaklaşımdaki yanılgılı yaklaşımlar da açığa çıkıyordu. Toplumda kadını nasıl görüyorsanız, örgüt ortamında da kadını öyle görme, o zihniyetle yaklaşma vardı. Ama süreç içerisinde durumun öyle olmadığını farkettikçe erkek arkadaşlarda da bunu özeleştirisini verme gelişmeye başladı.

Önderlik bizim devrede özellikle kadın ordulaşmasından bahsetti. Biz kadın ordulaşmasını, kadın arkadaşlar olarak çok kaba ele alırken, yani düşman karşısındaki kaba savaş olarak ele alırken Önderlik kadın ordulaşmasını bu kapsamda ele almıyordu. Örneğin Önderlik kadın ordulaşmasına ilişkin bizim devrede şöyle bir kavram kullandı; ‘Kadın ordulaşması, en radikal özgürlük eğilimidir’ dedi. En radikal özgürlük eğilimi kadının kişiliğinin kendisini özgürleştirmesi, yaşamda kadının belirleyici olması, hem siyaset alanında hem toplumu değiştirip dönüştürmede belirleyici olmasıdır. Ve o dönemde bununla bağlantılı olarak Toplum ve Kadın, Aile ve Kadın dersleri de vardı. Bu derste Önderlik kapsamlı çözümlemeler yaptı. İlk kez biz daha derinlikle olarak şununla karşılaşıyorduk; neyi kabul ediyoruz, neyi reddediyoruz? Reddetiklerimizi neye göre reddediyoruz, kabul ettiklerimizi neye göre kabul ediyoruz? Burada Önderlik ideolojik, felsefik bir perspektif öne çıkarıyordu.

Eğer bir yaşam olacaksa bu özgür olmalıdır. Dolayısıyla bu derste Önderlik şöyle bir kavram kullandı; ‘Düşmanı öldürmeden önce, düşmanın sizin kişiliğinizde yarattığı kişiliği öldürmeniz gerekiyor.’ Bunlar bizim açımızdan çok çarpıcı tespitlerdi. Ve gerçekten kimse o ana kadar bunları böyle çarpıcı olarak bize söylememişti. Ama bu dönemde de zihinsel olarak, düşünce olarak düşmanın kadına biçtiği rol, toplumun-ailenin kadına biçtiği rol nedir, bu rolü reddediyordu. Bizde oluşan küçücük bir dünyamız vardı, Önderlik bu dünyaya büyük bir müdahale yapıyordu. Bu müdahaleyi gerçekten kendi kişiliklerimizde görmek, yenisini kişiliklerimizde yaratmak bizim açımızdan da müthiş bir gel-gitleri yaşamak, çelişkiyi yaşamak, müthiş bir boğuşma oluyordu. Senin doğru diye bildiklerini Önderlik yanlış diyerek senin önüne koyuyor. Düşman kavramıyla çok kapsamlı karşılaşıyorsun, mücalede kavramıyla çok kapsamlı karşılaşıyorsun. Kadının özgürlüğüyle karşılaşıyorsun.

Sen kendini özgür biliyorsun, eğer hareket alanın toplumda biraz genişse, aile günlük olarak her şeyine müdahale etmiyorsa bu senin için özgürlüktür, bunun ötesini istemiyorsun, bunun için mücadele etmiyorsun. Ama Önderlik bizim devrede bunun ötesine geçmemiz, bunun için mücadele etmemiz, kişiliğimizi, bize doğrular diye yedirilen ve karakter kazandıran özelliklerden kendimizi koparmamız ve yeniden bir yaşamı yaratmamız gerektiğini vurguluyordu. Bunun için üç şeyi Önderlik söylüyordu yaşam kapsamında; ‘Şu ana kadar siz nasıl yaşadınız? Şu an nasıl yaşıyorsunuz? Bundan sonra nasıl yaşamak istiyorsunuz?’ Bizim devrede Önderliğin en çok gündemimize koyduğu bu konuydu. Yani Nasıl Yaşadınız, Nasıl Yaşıyorsunuz ve Nasıl Yaşamalısınız. Bu çok önemliydi ve sen kendinle yüzleşiyorsun. O ana kadarki yaşamını göz önüne getiriyorsun. Aslında toplum tarafından, aile tarafından, sistem tarafından bir çembere alınmışsın ve bu çember sana doğrular diye kavratılmış, sen de diyorsun ki yaşam budur, bunun dışında yaşam yoktur. Günlük yaşamda daha çok maddi yönde ya da hareket alanının genişlemesi için ailenle biraz mücadele etmişsin ya da çelişmişsin. Bazı şeyler istemişsin o karşılamadığı zaman tepkiler göstermişsin. Ama şimdi, buraya gelince ufkunu genişlet.

Önderlik bir kadının fiziki duruşundan tutalım, düşünce gücünden tutalım davranış ve kültürlü olması boyutuna, bir çok boyutta gerçekten bizi eğitmek istedi. Egemen erkeğe karşı ve köle kadın zihniyetine karşı Önderlik yeni bir tip yaratmak istiyordu. Yeni bir kadın ve erkek tipi ve modeli yaratmak istiyordu. Toplum bunun üzerinden değişip dönüşecek ve buna öncülük yapacak olan da kadındır. Buna göre kendimizi nasıl geliştireceğiz, kadın nasıl bir kadın ordulaşması ve nasıl bir savaş geliştirecek bu kapsamda tartışmalarımız oluyordu. Bu tartışmaların tekmilini Önderliğe verdiğimizde Önderlik yeni kavramlar getiriyordu. Örneğin diyordu ki; ‘Siz dağa gittiğinizde sizi yetkisine almak isteyen erkeğe karşı siz ne kadar mücadele edersiniz.’ Yani biz bu soru karşısında kabul etmeyiz diyorduk. Ama Önderlik bunun yol ve yöntemini sorduğunda bu konuda soyut kalıyorduk. Ve Önderlik yanılgılı yaklaşım pratiklerinde bulunan erkek arkadaşlara ‘dağa gittiğinizde ilk olarak kadın arkadaşlara özeleştiri vereceksiniz, sonra görev yerlerinize gideceksiniz’ diyordu. Daha sonraki süreçlerde de böyleydi. Bir erkek arkadaş dağa geldiğinde YAJK karargahına gidip özeleştirisini vererek kendi alanına geçiyordu.

Şunu belirtmek istiyorum son olarak; gerçekten kadın olarak dünyanın en şanslı kadınları bizleriz. Böyle bir Önderliğimiz olduğu için, yine Kürt erkekleri de aynı düzeyde şanslıdırlar böyle bir Önderliğimiz olduğu için. Mücadele içerisinde kendisini değiştirip-dönüştürüp özgürlüğü tadan ve özgürlüğün değerini bilip bunun için ne kadar mücadele etmek gerektiğinin, ne kadar savaşak gerektiğinin farkında ve bilincinde olduğumuz için, bu bizde geliştiği için gerçekten çok şanslıyız. Biz bu hareketin kadroları nerde olursak olalım bunu yaşarız, Önderlikle her an beraber olmayı yaşadığımız için, bunun mücadelesini hissettiğimiz için ve bunun yoğunlaşması içinde olduğumuzdan mutlaka baraşaracağımıza inanıyorum.

Elif Ronahi

 

Attachment