Jineolojî, Kendini Arayan Gençliğin Bilimidir

0Shares

Jineolojî; anlamlı yaşamın derinliğine ulaşmamızı sağlayan, varolan bilimlerin, konformizmin icatlarının yanı başında manevi dinginliğin rahatlığını ruhta yeşerten bilimdir. Yani maddi yaşamın yanında manevi yaşamın farkındalığını uyandırır. Muazzam uyarıcı itki gücüne sahiptir. Analitiğe dayalı bilimlerin tersine manevi dünyamız olan hislerin ve duyguların dünyasınıyla bizleri buluşturur. Sadece bilgi ve akılla tarif edilemeyen hakikati hissetmemizi sağlar. Yaşamın özgür kadınla daha güzel olduğu bilgisine vardırır. Jineolojî, tüm gençlerin kendini bulabileceği bir aynadır. Doğru yaşamın çocuklukta gizli olduğunu kulaklara fısıldar. Bilge insanın bizlere ısrarla söylediği “Çocukluk hayallerinize ihanet etmeyin” gerçeğine uyanmanın adıdır Jineolojî.

Hele hele genç kadınlar ve tüm gençlerin yaşam iksiridir. Jineolojî bilimiyle yapılabilecek en hayati şey xwebûn olabilmektir. İnsanın içindeki daimî boşluğu doldurup, anlama kavuşturacak yegane bilimdir. Çoklu hastalık barındıran çağımızda bu bilim dışında her türlü yaşam arayışı doyumsuzluğun labirentinde kaybolmak demektir. Yaşam; dışa, ötekine beğendirme çabasından öteye gitmez. İradesiz, özgüvensiz ve xwebûn olamayan bireyin hem kendine hem de içerisinde yaşadığı topluma hiçbir faydası olmaz-olamaz. Kişi kendini var edecek değer yargısını kendi arayarak bulmalıdır. Önce kendini var etmek özgür yaşamın olmazsa olmaz önkoşuludur.

Kendi olabilmenin yegâne felsefesi bu çerçevede ele alınmalı. Xwebûn olmak dıştan kopup kendi gücüyle ayakta kalmaktır. Kişi kendi olduğunda rengi, varlığı, öz gücünü ve yetenekleri doğal olarak açığa çıkar. Kendine ait olma büyük bir erdemdir. Bu adeta ‘heval’ veya ‘yoldaş’ ilişkisini anımsatır. Hevallikte herkes kendi gücü, rengi ve yeteneğiyle vardır. Bu ilişkinin temelinde muhtaçlık, kendini beğendirme yoktur. Öz iradesiyle tercih etme ve bu temelde paylaşımdır esas olan. Doğal toplumdan günümüze ulaşan nüveler barındırır. Heval veya yoldaş; gençler başta olmak üzere her insanın peşine düşmesi gereken biricik ilişki biçimidir.

Bilgemizin “Kolay seven, kolay sevgi bekleyen kadın sıradanlaşmaya, alçalmaya mahkumdur” özlü sözüyle günümüzü tartınca, sevginin ne kadar da ucuzlaştırıldığı, anlamsızlaştırıldığını görürüz. Hazır, özde emeksizliği-ucuzluğu ifade eder. Ucuz, anlam yitimine uğramak demektir ve kolay, sıradanlık ve anlamsızlığı geliştirir. Oysa anlamlı insan ilişki tarzı, felsefi buluşmadır. Kadın ve erkek ilişkisi de Jineolojî biliminde yaşamın, evrenin felsefi arayış ilişkisi etrafında şekillenmeli. Felsefi buluşma veya felsefi ilişki tarzı öyle karmaşık ve uzak değildir. Aslında çocukluğumuza bir gezinti yapmamız onu bulmamız için yeterli olabilir. Çünkü çocuklukta saf paylaşım vardır. Cins ayrımı, ayıp yoktur. Herşeyi beraber deneyimleme-yaratma vardır. Yine keşfetme ve sonsuz bir merak, hesapsız sevgi vardır. Daha çok hislerle hareket ettiği için bu muazzam bir enerjiyi de doğuruyor. Hisli olmak; affedebilme erdemi, kin duymama özellikle de sevgi bağının güçlü olması demek.

Yine günümüzde gençlere dayatılan ‘kendini sevme’ biçimine ‘sevmek’ demek pek doğru olmaz. Bencillik hastalığı demek daha yerinde. Modernitenin yarattığı ‘kendini sevme’ algısının anlamı; bedenen kendisiyle uğraşma, birilerine benzeme, sürekli kendinde eksiklik bulma hastalığı demek. Oysa kendini sevmek böyle bir şey değildir! Kendini sevmek; yaratılışındaki benzersizliği, ait olduğu farklılığı sevebilmektir. Hislerin uzağına düşenler hesap-kitap işine girer. Oldukça fazla takıntılı -cinsellik dahil-, düşünce ve duygu dünyası kaotiktir. Sistemin aşılamaya çalıştığı mutluluk; gençleri kendi bedenleri etrafında döndürme tuzağına düşürmedir. Kendini sürekli başka bir şeylere benzeterek mutlu olma, sevmeye çalışma çabası sadece ve sadece tüketim kültürüne eklemlenmedir. Tüketimin içerisine kişinin kendisi de dahildir.

Sistem, bu mükemmel doğa ve evren içerisinde gençleri küçük, karanlık bir kutuya hapsetmenin anlık hesaplarını yapıyor. Yaşamın enerjisi genç kadın ve erkekleri metalaştırılarak, hayatla bağı bedeninin şekline indirgenip büyük bir mutsuzluk, bencillik ve yoğun bir sevgisizlik pompalıyor. Halbuki gençlik toplumun enerjisi, aklı ve vicdanıdır. Sevginin de tüm bilmelerin de geliştirilerek yaygınlaştırılmasının motor gücüdür. O yüzden ilk olarak dayatılan fiziki ‘sevgi’, ‘sanal mutluluk’ algılarını kırmak için olduğumuz halimizi sevmekle başlamalı işe. Kendini sevmek tüm canlıları, yaşamı sevmektir zaten. Sevmenin farkındalığına varmak iyilik -kötülük ikilemini aşmaktır da.

Ancak kendini seven ve tanıyan duruluğa, sadeliğe ve huzura erişebilir. Her canlı birbirine bağlı olduğu kadar bağımsızdır da. Bağımsızlık; kendinin sahibi ‘xwebûn’ olmadır. Bu bilince varıldığında dış görünüşle uğraşma sona erer. Adeta bir cehenneme çevrilen hayat tekrar anlam kazanmaya başlar.

O yüzden dayatılan kaostan kurtulma arayışındaki her genç, Jineolojî biliminin aydınlattığı yola meyletmelidir. İşte o zaman çocuk saflığında yaşanacak, hayatın tadına varılacak, tüm anlamlar bir bir yerini bulacaktır. Çocukluğun özüyle bu hayatı solumak, yaşamlarımızı anlamlandırmak ve bunun bilincine erişmek sevgi ve mutluluğun da başlangıcı olacak, sistemden alınması gereken tüm intikamlar alınacaktır.

Lotus Jiyanda

Attachment