Feminizm Ve Çoğul Kimlik Arayışı

0Shares

Feminizm, Latince kökenli kadın anlamına gelen femine sözcüğüne dayanır. Kadıncılık olarak tanımlanmakla birlikte, kadının sömürü ve baskı altına alınmasının kökenine inmeyi, aşmayı ve erkekle eşit haklara kavuşmayı içeren ideolojik, politik mücadeleyi kapsar. Fransız devriminde yer alan kadınların, “insan ve yurttaş hakları” tanımı içinde, kadın haklarının tanınmamasına tepki göstererek, “kadın haklarını” tanımlamaları ve mücadelesine girişmeleri ilk adımlardır. Feminist mücadele tarihine, kuramsal gelişimine ilişkin yapılan araştırma ve yorumlarda daha gerilere giden değerlendirmeler de yapılmaktadır. 15. yüzyılda Kadınlar Kenti kitabını yazan Christine de Pizan, 17. yüzyılda Kadınlarla Erkeklerin Eşitliği kitabını yazan Marie de Gournay ve Cinslerin Eşitliği kitabının yazarı François Poullain de la Barre feminist düşüncenin öncüleri olarak gösterilmektedir. Kadın haklarını, eğitim ihtiyacını ve fırsat eşitliği sağlandığında kadın-erkek eşitliğinin mümkün olduğunu dile getirirler.

Kadınların eğitim gördüğünde kişiliğinin güçleneceği, toplumsal yaşamda aktif yer alabileceği konusunu ele alan Christine de Pizan; “Hiçbir günah kadınınki kadar büyük değildir diyorlar, ama kadınlar adam öldürmezler, kentleri yakıp yıkmazlar, halkı ezmezler, toprakları yağmalamazlar, kundakçılık yapmazlar, sahte sözleşmeler düzenlemezler” demektedir. Bu tespit hem tarihi bilinç hem erkek egemen sistemi çözümlemede ulaşılan derinliği ifade etmektedir.

Aydınlanma döneminin, Fransız devriminin ve liberalizmin, ütopik sosyalizmin etkilerinin harmanlandığı ideolojik arka plana sahip feminizmin çıkış dönemi, radikal mücadelelere sahne olur. Feminizm ideolojisi ve mücadelesi, Fransız devrimi kadar, sosyalizm mücadeleleri, Paris Komünü, Bolşevik devrimi, gelişen ulusal kurtuluş ve demokratik halk mücadelelerinin düşünsel ve eylemsel zemini ile yakın temas ve etkileşim içinde bir gelişim seyri izler. Kadın sorunu ve haklarının tanımı ve mücadele yöntemlerine ilişkin önemli bir birikim, teorik ve pratik sonuçlar açığa çıkar.

Aydınlanma dönemi düşünürleri, Fransız devrimi öncülerinin kadını, aile ve erkeğe hizmetle özdeşleştiren, kamusal alandan ve siyasetten uzak tutmaya özen gösteren tutumlarına tepki gelişir. Devrimin “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” taleplerine paralel, kadınların yaşam ve mücadele alanlarını tanımlama arayışı gelişir. Devrim mücadelesinde aktif yer alan Olympe de Gouges, erkek egemen zihniyetin damgasını vurduğu İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirgesi’ne karşı, Kadının ve Kadın Yurttaşın Hakları Bildirgesi’ni yazar ve açıklar. Kamusal alanda, siyasette erkekle eşit haklara sahip olmayı savunur. “İdam sehpasına çıkma hakkına sahip olan kadının, konuşma kürsüsüne çıkma hakkına da sahip olması gerektiğini” dile getirir. Kadınları uyanık olmaya ve erkek egemen sistemin oyunlarını bozmaya çağırır. Döneminin radikal devrimci tavrını sergileyen Olympe, mahkemece yargılanır ve giyotinle cezalandırılır.

Devrimde radikal tutumlarıyla yer alan kadınların ve Olympe’ın cesur mücadelesinden etkilenen İngiliz Mary Wollstonecraft, Kadın Haklarının Savunması kitabını yayınlar. Kadın aklının eksik olmadığını savunur. Eğitim ve çalışma yaşamına katılımları sağlandığında, bu gerçeğin görüleceğine ve bunun için kadınların mücadele zamanının geldiğine dikkat çeker.

Kadın mücadelesinin zorlu bir direnişi gerektirdiği, bu zorluğu göğüslemenin düşünsel ve örgütsel donanımdan geçtiğini açığa çıkaran bir süreçtir. Düşünce ve toplumsal direnişe öncülük eden eylemleriyle devrimde aktif yer alan kadınlar, devrim sonrasında ulus-devlet kurumlaşmasının dışında tutulur. Yasalarda varoluş ve hareket sınırları; aile, aile reisi olarak tanımlanan erkek ve devlete itaat temelinde belirlenir. Bu sınırları aşmayı amaçlayan feminist mücadele, önemli aşamalardan geçer.

Feminizm tanımlaması, Fransız ütopik sosyalizmin öncülerinden Charles Fourier’a aittir. Kadınların mücadele azmi ve hak arayışından etkilenen, önemi üzerinde duran Fourier, 1808 yılında yazdığı Dört Hareketin Kuramı Kitabı’nda “Bir tarihsel çağın değişimi, her zaman, kadınların özgürlüğe doğru ilerleme oranıyla belirlenir; çünkü burada, kadının erkekle, zayıfın kuvvetliyle ilişkisinde, insani doğanın kabalığa karşı yengisi en açık biçimde görünür. Kadının kurtuluş derecesi, genel kurtuluşun doğal ölçüsüdür” tespitinde bulunur. Bu tespiti kadın mücadelesi ile buluşturarak, 1837 yılında feminizm tanımlamasını yapar.

Heja Zerya

Devam edecek…

 

Attachment