Erkeğin Dönüşümü

0Shares

Önderlik ilk çelişkinin köle-efendi çelişkisi değil de daha öncesine dayandığını, güçlü ve kurnaz adam ile kadın arasındaki çelişkinin ilk çelişki olduğunu bir tarihsel-sosyolojik tespit olarak ortaya koydu. Diğer çelişkilerin ve bunun etrafında şekillenen ilişkilerin bunun üzerinden beslenerek geliştiğini de tespit etti. Güçlü ve kurnaz adam kadından hırsızlık ve gasp yoluyla elde ettiği güçlülüğünü kadına tek taraflı olarak dayattı. Zor yoluyla, itaat ve teslimiyet dayatmasında bulundu. Bunun olmadığı yerde yalan, hile ve aldatma yoluna başvurarak yine itaat ve teslimiyeti dayattı. Geline aşamada kadına içerilmiş kölelik kadar erkek egemen olduğu kadar köledir de. Fakat toplumsal cinsiyet ilişkilerinin eşitliğe dayalı olarak özgürleşmesi  erkeğin dönüşümü ile mümkündür. Mevcut eleştirilen ve ret edilen erkeklik, özgürlük probleminin ortaya çıkmasının en temel nedenidir, engelidir. Toplumsal devrim ancak her iki cinsin özgür-eşit değerlerde bulaşması ile gerçekleşebilir. O nedenle erkeğin dönüşümü cins mücadelemiz açısında stratejiktir. Parti militanları için partimizin amaçladığı demokratik-ekolojik ve kadın özgürlükçü yaşam açısından erkeğin dönüşmesi projesi hayatidir. Erkek dönüşmedikçe özgür yaşam değerleri yarım ve eksiktir.

Kürdistan devrimi hiçbir mücadele gerçekliğinde olmayan bir deneyim ortaya çıkardı. En önemlisi de yaşamı bu kadar sakatlayan bir cins olarak erkeği kendini özgürlük değerlerine göre sorgulayacağı bir gündemle buluşturmak zaten devrim niteliğindedir. Rêber APO 1998 yılında YAJK’a paralel olarak YAZK’ı ( Yekitiyen Azadaye zilamen Kürdistan ) geliştirmek istedi. Rêber Apo: “Sorun sadece sizleri YAJK somutunda, amacında  ve birlikteliğinde  yürütmek değildir. Biz bu konuda aynen YAJK benzeri  bir kavram daha geliştirdik, buna da YAZK dedik. Nasıl ki yekitiya azadiyae jinen Kürdistan diyorsak, yekitiye azadiye zilamen Kürdistan da bir kavramdır aslında. Belki de kadından daha çok erkeğin özgürleştirilmesi gerekiyor. Erkeğin özgürleşme düzeyi, belki de  kadından daha zordur. Bunun önemini biz şimdi daha derin bir biçimde görüyoruz. Kadındaki kölelik olayı aşılırken, erkekteki kölelik ve köleleştirme büyük bir inatla sürdürülüyor ve çok tutucu davranılıyor. Kadında çözülüş kolayca gerçekleşirken, özgürlüğe doğru istek, arzu güçlü iken erkek de bu hakimiyetten vazgeçmemeyi, tutuculuğu, hep kendine göre dayatmayı ısrarla sürdürüyor… Hazır erkek yada kadın olmaz, devrimle yaratılır bunlar. Devrimde  de başarı tarzıyla sağlanır bu…”

Uluslararası komplo ile yarım kalan erkeği dönüştürme projesi daha sonra Önderlik tarafından yeniden gündemimize getirildi. Fakat şimdiye kadar ortaya çıkan pratiklerimiz önderliğimizin perspektifine denk bir değişim ve ilerleme yaratmadığı gibi kadın kurtuluş ideolojimizle erkeği dönüştürme arasında güçlü bir bağ kurulmadığımızı da ortaya çıkardı.

Cins mücadelemizin ortaya çıkardığı pratik sorunlardan yola çıkarak erkekte neyi ret ediyoruz, neyi değiştirmek istiyoruz ve kadın özgürlük çizgimize dayalı değişim ve dönüşümün araçları ve yöntemi nedir? Sorularını sormamız gerekiyor. Erkeği dönüştürme, cins mücadelesi esaslarına göre kolektif mücadele tarzı ile yürütülmesi gereklidir. Çünkü kadın ve erkek arasındaki çelişkinin temeli toplumsaldır. Erkeğin egemenlik biçimi de bireysel değildir. Toplum içinde şekillenmiştir. Bu nedenle kadın özgürlük ideolojimizde toplumsallığa dayanır, kolektif emek, kolektif düşünce, duygu, davranış ancak erkekte bir değişim yaratabilir. Fakat bizde ortaya çıkan temel sorunlardan birincisi, erkeğin değişeceğine inanmama yada Değişim dönüşümü erkek açısından çok gerekli görmeme oluyor. Onun için erkeği değiştirip dönüştürme  projesi  fazlasıyla sekteye uğramış, kendi halinde ya da genel bazı hatlarla yürütülen bir olguya dönüşmüş durumda. Diğer bir konu ise erkekteki gelişmeyi hangi ölçülere göre ele alıyoruz. Kendi bireysel beğeni ölçülerimize göre mi yoksa özgürlük ölçülerine göre mi? Bireysel ilgilenme ile erkeği dönüştürme pratiklerinde daha çok ortaya çıkan kopamadığımız erkek zihniyetine göre değişim ölçüsü yaratmak oluyor. Bireysel ilgilenme  tarzı  örgütsel bir tarz değildir. Bazen “arkadaş gelişmeye açık, gidip onlarla ilgileniyoruz” diyoruz. Fakat gerçekte erkekte neyi yaratmak istiyoruz. Yaratmak istediğimiz zihniyet dönüşümü ise (ki öyledir) o zaman kadın kurtuluş ideolojisinde ilkelerinde derinleşerek kendimizde yarattığımız militan ölçüleri  kolektif mücadele tarzı ile erkeğin değişmesini sağlamalıyız. Kadın olarak özerk iradeni oluşturduysan erkeği de  bu örgütsel zemin üzerinden militan ölçülere çekebilirsin. Bir erkek arkadaşlar ilgilenirken günde on kere duruşumuzu gözden geçirmeliyiz. Yaklaşımım, duruşum, üslubum, mimik hareketlerim acaba nasıl bir değişim yaratıyor diye sorgulamalıyız. Yani erkeğin dönüşümünü amaçlarken ideolojik ölçüleri esas almak, diğer türlüsünün ideolojimize denk bir mücadele çizgisi olmayacağını bilmek gerekir.

İkinci olarak üzerinde durmamız gereken konu ise  çoğu zaman erkeği değiştirmeyi mücadele etmek olarak anlamayan sanki erkeğin geri özellikleriyle uzlaşarak değişim yaratacağına inanma oluyor. Yani erkeği değiştirmek için çok iyi tanıma ve tanımlamaya ihtiyaç vardır. Erkeğin değişimi dönüşümü açısından bu yeterli midir? Bunda bizim ölçümüz nedir? Çıtamız nedir? Biz  bu anlamıyla özgürlük ölçülerinde çıtayı düşürmüş durumdayız. Aslında cins çelişkisinin dondurulması, yavaşlatılması tespiti de kaynağını buradan almaktadır. Önderlik çıtayı hep yüksek tuttu. Küçük bir yaklaşımdan, erkeğin yaşam tarzından müthiş bir zihniyet çözümlemesi yaptı. Bu kadar kökleşmiş bir egemenlik kültürü ancak radikal bir sorgulama ile gelişme yaratabilir. Önderlik “erkeği öldürme” olarak tanımladı. Demek ki bizim ölçümüzde erkeğin egemenliğini kendinde ne kadar öldürdüğü ve özgürlük ölçülerini kendinde  ne kadar yaratığı olmalıdır. Bizim gerçekliğimizde yaşanan diğer bir yaklaşım ise erkeğin kaba egemen yönlerinin törpülenmesini kendini aşmış olarak görme yaklaşımıdır. Erkek de kendini böyle görüyor, bizlerde zaman zaman esas olarak inceltilmiş erkek egemenliğini göremiyoruz ve dolayısıyla da mücadele etme gereği duymuyoruz. Mevcut gerçekliğimizde kendini aşmış erkek yoktur, erkeklik özelliklerini inceltmiş erkek tipolojisi vardır. Tabi ki Önderlik gerçeğine ulaşmak isteyen, erkekliği doğru sorgulamak isteyen, değişmek isteyen erkek yoldaşlarımız vardır. Bu çok yoğun bir mücadele ve yoğunlaşma gerçekliği isteyen bir süreçtir. Sadece şehit arkadaşların şahsında bunun oluştuğunu söyleyebiliriz, çünkü birçok arkadaş heval Zilan’a yoldaş olmak istediler. Şehit Fikri Baygeldi, şehit Eser Altınok, şehit Harun Fırat arkadaşların kişiliğinde bunu görebiliriz. Bu öze ulaşmak isteyen Fikri Baygeldi ve ardılı olan fedai erkek yoldaşlarımız vardır. Bizlerin ölçüsü de bu arkadaşlarda ortaya çıkan yoğunlaşma ve kararlılık olmalıdır. Tabi şehit arkadaşlara karşı hiç ulaşamayacağımız kişilikler olarak bakmamalıyız. Biliyoruz ki Önderliğin felsefesi özgür erkeği yaratabilecek derinliğe sahiptir. Her arkadaşta da bu potansiyel vardır, yeter ki Önderliği doğru okuyup  doğru anlayalım. Önderliğin düşüncesiyle ve mücadele ederek bunu yapabiliriz. Daha yöntemli, daha iradeli olmalıyız. Geleneksel yaklaşımlara karşı daha direngen olmalıyız. Erkeklik sistemini daha çok tartışmalıyız. Kadın arkadaşların örgütsel ağırlığı olmazsa örgüt çizgisi de olmaz. Bu gerçektir. Yoksa aşınma olur. Önderlik de kadının yöntemli mücadele etmesine vurgu yapıyor. Değişime inançsız olmak Önderliğin düşüncesine zıttır, erkeği dönüştürme konusunda bir iddiamız varsa ve bazı değerleri dayatacaksak ve kabul ettirmek istiyorsak bunu kendimizde içselleştirerek erkeği de buna çekmeliyiz. Yoksa sadece lafta dile getirirsek değil erkeği dönüştürmeyi kendi elimizle kendi değerlerimizi hiçbir yaşamsal karşılığı olmaz ve soyutlaşır. Kimi zaman erkekle en radikal tartışmalar yürüten arkadaşlar oluyor, ya da en radikal eleştiriler yapıyor ama bir bakıyorsun aynı arkadaşın erkekle kendi tartışmalarının, eleştirilerinin ağırlığını bırakmayan bir düzeydedir.

Özgür kadın özellikleri etik-estetik değerleriyle, bilimsel aydınlanma ve yücelmeyle, öz savunmasını başarmış direngen duruşuyla edindiği onurlu yaşamıyla erkeği de bu değerlere çekmekte ve katmakta rol oynayabilir. Örgütlülüğün, mücadelecilik ve direngenliğin, yaşamda eşitliğin ve güzelliğin, adaletin daha tercih edilir olduğunu erkeğe gösterebilir. Kısacası kadın kendinde gerçekleştirdiği özgür yaşam değerleriyle erkeği dönüştürebilir, bilinçlendirebilir. Böylece toplumsal özgürlük başarılabilir.

Rêber APO : “Kadından daha ağır olarak erkek sorununu gündemleştirmek önemlidir. Erkekteki egemenlik, iktidar kavramının çözümlenmesi, kadın köleliğinden daha az önemli değildir. Belki de daha zordur. Dönüşüme yanaşmayan kadın değil, daha çok erkektir. Egemen erkek figürünü terk etmesi halinde, sanki devletini kaybetmiş hükümdar gibi bir duyguya, yitikliğe kendini uğramış hissetmektedir. Aslında egemenliğin bu en kof biçiminin onu da özgürlükten yoksun bıraktığını, tam bir tutucu kıldığını göstermek gerekir.

Önce devlet sorunu, sonra aile sorunu demek doğru bir yaklaşım değildir. Diyalektik bir bağ içindeki bu iki olgu birlikte ele alınıp çözümlenmeyi gerektirir. Reel sosyalizmde “önce devleti hal edelim, sonra sıra topluma gelir” denmesinin yol açtığı sonuçlar ortadadır. Hiçbir ciddi toplumsal sorun bir tanesine öncelik tanınarak çözümlenemez. Bütünsellik içinde bakmak, her soruna diğeriyle ilişkisi içinde anlam vermek, çözüme giderken de aynı yöntemle yaklaşım göstermek daha doğru bir yöntemdir. Zihniyeti çözmeden devleti, devleti çözmeden aileyi, kadını çözmeden erkeği çözmek ne kadar eksikse, tersini yapmadan çözüm peşinde koşmak da o denli eksik kalacaktır”

Şehit Zilan Akademisi

Devam edecek

Attachment