Bir Melek Kadar Temizdin

0Shares

Kod adı: Nuda Karker
Adı Soyadı: Nazan Bayram
Doğum Tarihi ve Yeri: 03.12.1972-Van
Anne Adı: Kumru
Baba Adı: Mehmet Sıddık
Katılım Tarihi ve Yeri: 1992- Zagros
Kaldığı Alanlar: Zagros, PMO, Avrupa, Xınere, Kandil, Behdinan, Botan
Şahadet Tarihi ve Yeri: 1 Nisan 2008 Botan-Bestler

ESMER GÜLÜŞLÜ KIZ…

SENİ, dağlarda, elinde silah bir gerilla olarak özgürleşme mücadelesi uğruna verdiğin direnişte tanıdık…
SENİ, yaşamımızın mimarı olan Önder Apo’ya bağlılığında sevdik…
SENİ, kadına olan sonsuz bağlılığında örnek aldık…
SENİ, mütevazılığinde, insancıllığında, yaşamdaki sade duruşunla hatırlayacağız.
SENİN, umut yüklü bakışlarını ve emer gülüşünü unutmayacağız…


ADI NUDA…

YAŞAMA RENK VEREN VE YAŞAMIN ADI OLAN NUDA…

İlk karşılaşmamızda gözlerindeki ışıltıyı ve yaşam sevgisini gördüm.
Bakışların başkaydı. Her şeye inat kadınca yaşamak için direnen tüm kadınların acılarını yüreğinin derinliklerinde hissediyordun. Gözlerindeki gülümsemenin altında hüzün ve keder vardı.
Bildikçe, anladıkça ve hissettikçe yükünün ağırlaştığının bilincindeydin.
Bilen, anlayan, hisseden ulaştırıyordu erdeme…
Sen bildikçe anladıkça ve hissettikçe ulaştın erdeme…
Sadeliğin doruğunu yaşıyordun ve hiç kirlenmemiştin.
Tertemiz gülüşün, kendine olan güveninle bakışlarınla çekiyordu insanları kendine…
Özgürlük aşkı seni de sarıp sarmalamıştı. Bu öyle bir aşktı ki bir girdap gibi çekiyordu içine. Girdikçe içine ulaşıyordun hayallerine ve özlemlerine…
Bir an karşımdasın eski günlerdeki gibi, bana yine esmer gülüşünle güneşi gösteriyorsun.
“Kurtuluş ancak ve ancak güneşe ulaşabilmek, onunla doğru yaşamayı öğrenmekle olur” diyorsunuz.
Koşuyorsun ona doğru ışığını yansıtabilmek uğruna…
Direniş çığlığın kulaklarımızda, “Biji Serok Apo”

BAŞKALE’DE DÜNYAYA GELİR…

Nuda Karker Başkale dünyaya gelir ve Van’ da büyür. Ailesi aristokrat bir yapılanmaya sahiptir. Ailesinin bu yanı maddi olduğu kadar manevi anlamda da güçlüdür. Bu yapılanması nedeniyle Van’da, önde gelen ailelerden birisidir. Aile, Kürtlük değer yargılarını belli oranda korusa da, yurtseverlik açısından aktif bir pozisyonda değildir. Aile de gelişen özgürlük mücadelesiyle bir ilgi ve eğilim zamanla gelişse de, var olan katılımların dışında bir çabaya dönüşmemiştir. Ailenin zengin oluşu, kendi sınıfsal özellikleri temelinde bir nüfuz edinilmesini yol açmıştır. Kendini içerisinde bulunduğu toplumundan farklı gören, ağırlıkta sınıfsal çıkarları ve özellikleri temelinde bir yaşam tarzına sahip olma durumu söz konusuydu. Bu da toplum içinde ailenin elit olmasına neden oluyordu. Ailenin ağırlıkta ilişkilendikleri kesim kendi sınıf ve yapılanmaları temelinde olan insanlardı. Ailede babanın katı kuralları olduğu kadar baba hâkimiyeti oldukça fazladır.

HEPİMİZİN KALBİNİN MELEĞİ OLDU…

Nuda arkadaş anlattığı bir anısında; “Köye gitmeyi çok seviniyordum. O dönemler sekiz yaşlarındaydım. Doğayla iç içe olmayı çok seviyordum. Köye her gittiğimde önümde uzanan çayırda saatlerce koşar ve kendimi yerlere atar, saatlerce gökyüzünü izlerdim. Hayvanları çok seviyordum. Yeni doğan kuzuları beslemeyi büyük bir ilgi ile yapardım. Çobanımızın çocuklarıyla iyi arkadaşlıklar kurardım. Onlarla koyunları otlatmaya giderdim, yine kadınlar süt sağdığında onlara berilik yapardım. Tüm bunları baban olmadığında yapıyordum, çünkü babam bunları yapmama izin vermiyordu. Hep, bize, ‘çobanın çocuklarıyla oynamayın, onlar sizin denginiz değil’ diyordu. Ben o dönem babamın yaklaşımını fazla anlamasam da bu yaklaşımı kabul edemiyordum. Çocuklarla gizli gizli oyunlar oynuyordum. Bir gün akşamüstü yine çobanların çocuklarıyla oyun oynarken babam geldi ve beni çağırdı. Ben hemen babamın yanına gittim. Babam bana “ ben sana bu çocuklarla oyun oynama demedim mi diyerek bana bir tokat vurdu. Benim ilk çelişkim her zaman bu tokat oldu. Neden bu insanlardan ayrıyız, neden bu çocuklarla oyun oynamama izin vermiyorlar? Bu soruları kendi kendime sorarak bu soruların yolculuğunda büyüyüp gelişen yeni sorularla özgürlük mücadelesiyle tanıştım.
Evde en fazla annemi ve Doktor olan ağabeyimi severdim. Babam çok otoriterdi o eve geldiğinde evin havası değişirdi. Biz o anlara yaşamın durduğu anlar derdik. Babamın evden ayrılışıyla birlikte evde bir curcunadır alır giderdi. Babam iki evlilik yapmıştı ve kardeşlerimin sayısı fazlaydı. Ağabeyim sabahları bizi içtimaya dizer, sayım yapar ve bizleri dağıtırdı.
Doğayla yanlız başıma kalmayı seviyordum. Bu nedenle yaz ayının gelmesini büyük bir özlemle beklerdim. Kendimi en fazla huzurlu hissettiğim süreçler doğa ile katıksız buluştuğum süreçlerdir. “
Nuda Arkadaşla aynı mücadele saflarında yer alan mücadele arkadaşlarında birisi “O yüreğine dağları güçlü nakşedenlerden biri idi, bunda kavganın anlamı kadar, yaşamında doğa ile kurduğu anlamlı bağında yeri vardı. Bu nedenle tüm fiziki zorlanmalarına rağmen bu dağları sevda ile sarıp, aştı. Botan onun bu yönlü de en zorlandığı bir alandı, ama o doğanın güzel bir çocuğu olarak bu zorluklarını büyük bir irade ve sevda gücü ile aşmaya çalışırdı.”
Nuda arkadaş evde her zaman herkes tarafından sevildiğini belirtirdi her zaman o dönemi kendisi şu kelimelerle ifade eder. Asla yalan konuşamazdım, bir ara okuldan eve geç geldim. Ablamla, babama bir gerekçe bulup yalan söylemeyi düşünmüştük ama benim yüzüm o kadar kızarmıştı ki babam benim yüzüme bakarak ablamın yalan söylediğini anlamıştı. Evdeyken hep coşkulu ve moralliydim. Aile içerisinde yaşanan sorunlar beni etkilese de ben, kimseye küsmez, daralmazdım ve kimsenin bana daralmasını istemezdim. İnsanları kırmayı sevmezdim ve bunu hiç yapmazdım. Annem bana sen bir melek kadar temizsin diyordu.”

OKULA GİDER…

“Ailemde kız erkek ayrımı yapılmadan okula giderdik. Üvey annemden olan büyük ablamla okula gitmeye başladım.” Nuda Ortaokul ve liseyi Atatürk lisesinde okur. Atatürk Lisesi Van’ın en gözde liselerinde birisidir. Bu okul genelde yurtsever gençliğin en örgütlü olduğu okulların başında gelir. Müdür ve öğretmenlerden bazılarının yurtsever oluşu bu örgütleme içinde önemli bir zemin sunuyordu. Genel anlam da bir Kürtlük bilinci temelinde büyütülsem de, aslında bir bütünen kendi kimliğimi lise yıllarında edindiğim yurtsever arkadaş çevresiyle tanıdım. 90 yıllar mücadelenin her yönüyle geliştiği bir süreçti. Gerilla ve halk direnişleri her yerde yaşayan Kürtleri etkiliyordu. Bu sürecin dönem gençliği üzerinde etkileri çoktu.”

GERİLLAYA KATILIR…

Nuda arkadaş da genel anlamda yaşanan halk direnişlerinden ve gerilladan etkilenir. Ş.Berivan arkadaşın o dönem gençlik örgütlenmesinde önemli çabaları olmuştur. Berivan yoldaşla kalan, onunla çalışan tüm gençler ondan oldukça etkilenmişlerdir. Nuda arkadaş Ş. Berivan arkadaşın şahadetinden etkilenerek ablası ile birlikte gerillaya katılır. Özgürlük hareketine katılmadan önce onu ilk görüşte seven arkadaşı onu ve o süreci şu kelimelerle ifade etti. “Yurtsever gençliğin Van’da toplandıkları Cafe vardı. Burada genelde mücadeleye dönük tartışmalar yapılır, yeni örgütlenmelere gidilir, sözlü-sazlı yapılan sohbetlerle yeni katılımlar teşvik edilirdi. Bir gün bu sohbete Nuda arkadaş ablası ile birlikte gelmişti. Onun sade duruşu ve meraklı bakışları hepimizin dikkatini çekmişti. Sanki hepimizi uzun bir süredir tanıyormuş gibi bir sıcaklıkla yaklaşmıştı. İlk kez gelmesine rağmen kendisini hiç yabancı hissetmemişti. Sohbet esnasında süreklileşen soruları ile tanıma ve öğrenme istemini ortaya koymuştu. Onun bu istemli ve sevimli hali hepimizi etkilemişti ve onu ilk görmemize rağmen hepimiz onu çok sevmiştik. Bulunduğu her ortam da hem mütevazı hem de sevgi yüklü yaklaşımlarıyla hemen kendisini hissettiriyordu. Onun büyüsüne kapılmak mümkün değildi. O kısacık süre de bizi büyüleyen bu güzel kadın, dağlar da onunla karşılaşan her yüreği de büyüleyecekti.”

İLK XAKURKE’YE GELİR…

Özgürlük hareketine katıldığında ilk olarak gerilla elbiselerini Xakurke’de giyer. Buradan bir takım arkadaşıyla Gelye Reş alanına gider. Bu takımda Xakurke’de şehit düşen Beritan arkadaş da vardır.
Güney savaşı sürecinde kendisiyle birlikte aynı takımda bulunan arkadaşı o süreci şöyle anlatır. “Güney savaşında güçlerin çoğu Zele’ye geçerken, Nuda arkadaş kalan grupla Xakurke alanında kaldı. 93 yılında Şehidan’a geçti. 93- 94 yıllarda bu alanda kaldı. Daha sonra Zağros alanına geçti. Gelye zap alanında kaldı. Oradan 96 yılının sonlarında önderlik sahasına geçti. Gelye zap alanında manga komutanlığı yaptı. İçerisinde bulunduğu askeri taburun eğitim çalışmalarına aktif katılım gösterirdi. Kendisi taburda okuma yazma bildiği için tercümanlık yapıyordu. Arkadaşlarla sürekli tartışıp, ilgilenirdi. Yaşam da oldukça örgütlü hareket ederdi. Boş zamanların da sürekli okur, her zaman çantasında Önderlik çözümlemesi bulundururdu. Fiziki anlamda zorlanmaları olsa bunu katılımı önünde bir engel haline getirmezdi. Kaldığı her ortama büyük sorumluluk duygusu ile katılırdı. Doğal, samimi ve emekçi yanlarıyla arkadaş yapısının ilgi merkezi olurdu. İnsanlarla ilgilenmeyi sever, onları saatlerce büyük bir duyarlılıkla dinlerdi. Bu özellikleri nedeniyle kaldığı tüm alanlarda sevilen, saygı duyulan biri oldu. Zağros alanında kaldığı yıl açısından, o alanda büyük eylemliliklerin geliştirildiği bir yıldır. Hem pratikte hem de yaşam da çabacı yaklaşımlarıyla örnek düzeyde bir katılımım sahibi olur. Bu yaklaşımları sonucu arkadaşlar onun Önderlik sahasına gitmesi için öneride bulunurlar. Bu öneri yönetim toplantısında kabul edilir ve Nuda arkadaş bu temel de Önderlik sahasını gönderilir.”

GERÇEK BİR DOST…

Nuda arkadaş Avrupa’dan geldikten sonra 2001 yılında karşılaşan bir yoldaş o süreci şu kelimelerle ifade etti.
“Biz Nuda arkadaşla Avrupa’dan geldikten sonra tekrardan görüştük. 2001 PJA karşılaştık, ben eğitimde kaldım, o da koordinasyondaydı. Kısa bir süre sonra düzenlemesi ideolojik karargâha oldu. Kendisini hem ideolojik hem de örgütsel anlamda oldukça geliştirmişti. Ülkede aldığı sorumluluklar temelinde her zaman katılım göstermeye çalıştı. Nuda arkadaşın en temel bir özelliği sorumluluk sahibi olması ve ortama bu temelde yaklaşmasıydı. Aldığı görevler hem de içerisinde kaldığı çalışma alanlarında belli bir takım zorlanmalar yaşasa da hiçbir biçimde bireyciliğe düşmeden, kaygısız ve oldukça sabırlı bir katılımı sergilerdi. Genelde hareketin ve sürecin ihtiyaçlarını bildiğinden dolayı kendisini buna göre örgütlemeye çalışırdı. Bu nedenle Nuda arkadaşın görev anlayışında her zaman önderliğe, partiye, halka ve arkadaşlarına hizmet anlayışı vardı. Aldığı tüm görevlere bu anlayış temelinde yaklaşırdı. Nuda arkadaş hiçbir zaman göreve iktidar temelinde yaklaşmadı. O başta insan gerçekliği olmak üzere bir bütünen yaşam gerçekliği açısında iki temel noktayı sevgi ve emeği esas alıyordu. Yaşamı, ilişkileri sevgi ve emeğin gücüyle örülüydü.”

ÖZÜ VE SÖZÜ BİRDİ…

Nuda Karker 2004 yılında KCK yürütmesine ve PKK yeniden inşa çalışmalarına katıldı. O dönem açısından PKK’nin yeninde inşa çalışmalarına katılımla büyük görevler üstlendi. Bu süreç yoğun ve oldukça zorlu geçmesine rağmen Nuda arkadaş her hangi bir ikircikliği düşmeden, net ve keskin tavırlarıyla katılım sergiledi. Örgütün genelinde hem de özgün zeminde zorlanmaları aştırmada, ortak bir mücadele anlayışını geliştirmede büyük bir çaba sergiledi. Militanlığın sınandığı böylesi süreçlerde, gerek katılımı gerekse moral ve coşkusuyla o kendi militanlığın ortaya koydu. Önderliğe, özgürlük hareketine olan derin, özlü bağlılığı Nuda arkadaşa her zaman, her koşul altında büyük güç aşılardı. O bir şeyi yaparken, söylerken inanarak yapar, inanarak söylerdi. Hani özü-sözü bir derler ya işte Nuda arkadaşta böylesi bir insandı. Söz ve eylem onun kişiliğinde tutarlı bir birliktenliğe sahipti. Onun bu tutarlığı bulunduğu tüm ortamlarda ona karşı güveni hep güçlendirmiştir. Onda her şey katıksızdı. Saf ve temizdi. Önderlikle bir diyalogun da Önderlik de onun için “BU KİRLİ DÜNYA DA NASIL BU KADAR TEMİZ KALABİLDİN” demişti.

YARIM KALAN ÖZLEM…

Nuda arkadaş Avrupa‘dan geldikten sonra kendisini hep HPG çalışmalarına önerdi. Bu çalışmalarımız karşısında her zaman sorumlu yaklaştı. 2002 yılında HPG çalışmalarına düzenlendi. Bir süre Kandil Batı cephesinde YJA STAR koordinesi olarak çalışmalarda kaldıktan sonra, Behdinana gitti. Zağros, Gare ve Zap alanlarında kaldı. Bu çalışmalara büyük bir tutkuyla yaklaştı. Her zaman yapı açısından eğitici oldu. Kendi mütevazı komuta duruşu ve yaşam tarzı arkadaş yapısına her zaman güven ve güç aşıladı. Her zaman yapı içinde olan bir komutan oldu. Ruhsal, düşünsel ve duygusal anlamda bu birliktenliği hep korudu. 2004 yılında yer aldığı PKK Yeniden inşa çalışmaları nedeniyle Kandil ‘e düzenlendi. Yapılan Kongre Gel Kurulu ardında tekrardan siyasi çalışmalara geçti. İki yıl bu çalışmalarda kaldı. İkinci yılını savunma komitesinde yer aldığı çalışmalarla geçirdi. Kendi bireysel dayatma ve önerileriyle tekrardan HPG çalışmalarına katıldı. Çalışmalara katılırken Botan’a gitme noktasında ısrarcı yaklaşımlarıyla Botan alanına gitti. Kuzey alanı Nuda arkadaş açısından hep yarım kalan bir özlemdi. Önderlik ve süreç karşısında yaşadığı yoğunlaşmalar sonucunda karar vermişti. Bu kararı alışında önemli bir rol oynayan, Avrupa‘dan ülkeye gelirken Erdal arkadaşa verdiği sözdü: Gabar’a gitme sözü temelinde Erdal arkadaşla vedalaşırlar. Erdal yoldaşın şahadetinde sonra bu sözüme sahip çıkacağım diyerek her koşulda bu kararlılığını ortaya koydu. Botan alanına gidişi kesinleşince Nuda arkadaşı bir telaş bir sevinç almıştı. Hayallerini gerçekleştirebilecekti, özlemlerini giderebilecekti. Geride çok şey bırakmıştı ve yüreğinde çok şey biriktirmişti ama o inandığı doğrularla hareket etmiş, bu temelde yol almıştı. 2005-2006 kışında Botan grubu Haftanin alanına geçti. Orada güçler hazırlanacaktı.
ADIL arkadaşın grubu da geçerken Nuda arkadaş bahara kadar yanımızda kaldı onunla çok tartıştık, her seferinde Nuda arkadaş “gideceğim alan üzerinde yoğunlaşacağım, gücümü eğiteceğim” diyordu. Güç daha toplanmamıştı, akademileri bekliyorduk. Bu sefer, Nuda arkadaş “ben Viyan yoldaştan korkuyorum, kendisine bir şey yapabilir, onun yanında olsam iyi olur” diyordu. Viyan arkadaşta o dönem fedai eylem yapmak için bir rapor geliştirmişti, arkadaşlarla kendisiyle tartışmışlardı ancak ikna olmamıştı. Bir yöntemini bulup onu karargâha çağırdık gelmeyince Nuda arkadaş daha çok kaygılandı ve erkenden yanımızdan gitti.
2005 yılında üçüncü YJA STAR konferansımıza Viyan arkadaşta katılmıştı. Nuda arkadaş o dönem savunma komitesindeydi ve aynı zaman konferans divanında yer alıyordu. Bir gün bize, “Viyan arkadaşın durumu iyi değil, o çok derin yoğunlaşıyor, onunla tartışın” dedi. Nuda arkadaş bazı geceler Viyan arkadaşı mangaya getirirdi. Nuda arkadaş Viyan arkadaşı çok seviyordu. Yaşamın her alanında hep birlikteydiler. Her iki arkadaşında ortak birçok yanları vardı. Aynı süreçlerde zorlu sorumlulukları birlikte üstlenmişlerdi. Her iki arkadaşın yoldaşlıkları çok güzeldi. Her zaman birbirlerine sevgi ve saygı gösteren, birbirlerine değer biçen yaklaşımların sahibiydiler. Yaşadıkları güzel olduğu kadar oldukça anlamlı bir birliktenlikti. Kadın aklı ve yüreğiyle yaratılan bir yoldaşlıktı. Hissettme olayı her ikisinde çok güçlüydü. Birbirini güçlü hisseden bu yoldaşlar her koşulda ilişkilerine de büyük anlam kattılar. Bu ilişki ve duruşlarıyla bizlere gerçek yoldaşlığın ne olduğunu da gösterdiler. Biri ateşle sınadı sevgisini diğeri parçalanan bedeniyle…

SON GÜNLER…

Artık son günlerdi, yola çıkacaklardı. Belli bir süre birlikte kaldık. Zaman su gibi akıp gidiyordu ve ayrılık gelip kapıya dayanmıştı. Bu ayrılığı hazır değildik. Son günleri son ana kadar da birlikte geçirdik. Gece yarılarına kadar konuşur, o bitmez enerjiyle gece akmaya devam ederdi. Son gecemiz ve yine o bizimle büyük bir sevgiyle konuşuyordu. O gece söz kendisindeydi, kimse müdahale etmiyor, herkes büyük bir ilgiyle kendisini dinliyordu. Anıların yolculuğunda bizi de peşinden sürükledi. Çocukluğun en güzel günlerini geçirdiği çiftliklerini, katılımını, Zağros, Önderlik sahası ve sonrası olan ilginç anılarını anlatıyordu. Kimi anılarında doyasıya güldürdü. O kadar renkli anıları vardı ki bizleri gülme krizleri tutmuştu, ama yürekte inceden ince yükselen bir sızı genzimi yakıyordu. Ona bakarken duygularımıza hâkim olmamıştık.
Bize dönüp baktığında; “sakın korkmayın ben kolay ölmem, evdeyken bir falcıya baktırdım. Falcı bana yüzyıl yaşayacağımı söyledi. Ben şanslı bir kadınım, dağa geldim, Önderliği gördüm, şimdi Botan’a gidiyorum ve oradan tekrar geri döneceğim” demişti. O gece bizlere o sözü vermişti. Hepimize o gece ve yoldaşlar tanıktı. Ama zaman bir tuzak ve bir hançer gibiydi. Onu kavganın orta yerinde kaybedecektik. Her zaman sözüne sadık kalan bu güzel yoldaşımız bu sözüne bağlı kalmayacaktı. Sözüne bağlı kalamazdı çünkü ondan öte gerçeklikler vardı. Kana doymayan tanrıların çağdaş makineleriyle vurulacaktı. Bir nisan günü, baharın en güzel dağ çiçeği olarak Besta da kök salacaktı…

GÜÇ VE MORAL KAYNAĞIMIZDI

Botan süreci az çok biliniyor. Yaşanan bir tasfiyecilik vardı bunun karşısında militanca bir duruş ve tavır sahibi oldu. Nuda arkadaşın Botan alanına gittiği süreçler düşmanın yoğun saldırıları geliştirdiği süreçti. O dönem yönetim anlamında da güçlü takviyeler yapamadık, giden arkadaşlar gerekli sorumluluğu gösteremediler. Nuda arkadaş hem genel hem de özgün anlamda yalnızlaşmayı yaşadı. Ancak her şeye rağmen büyük bir özveri ile katıldı. Gelen yoldaşlardan hem fiziki hem de orada yaşanan zorlanmalarını duyuyorduk. Ancak her seferinde arkadaşlar abartıyorlar diyerek kabul etmezdi. Her zaman yoldaşlarının güç ve moral kaynağı olan Nuda arkadaş, kendi sorun ve zorlanmalarıyla asla yoldaşlarını uğraştırmazdı. Yoldaşlarını kendisiyle uğraştırmak, üzmek Nuda arkadaşın kitabında yoktu.

HER GİDİŞ BİR PARÇA ACI EKER YÜREKLERİMİZE…

2007 yılının sonbaharıydı. Genel deryalarla yapılan bir cihaz tartışması olacaktı, tüm yönetim cihazın başına toplanmıştık, Botan şahadetlerin olduğu söylenmişti, hepimiz merak ettik. Şehit arkadaşlar açıklanırken en sonda Nuda arkadaşında ismini söylediler. Bu haberi duyunca hıçkırıklara boğulduk. Zaman durmuştu, an acı ve gözyaşı akıyordu… Yürekte bitimsiz, tarifi zor acılar bedenimizi sarıp sarmalamıştı. Bedenlerimiz takatsiz düşmüştü… Her gidiş bir parça acı eker yüreklerimize, ama Nuda ismi kanatmıştı yüreklerimizi… Zaman mı donmuştu biz mi bilmiyorum. Yürek isyandaydı… Bir yas havası hâkimdi. Her kes sus-pus olmuştu. Bu halimiz on gün devam etti. Ta ki biz Nuda arkadaşın yaşadığını öğrenene kadar. Bu sefer bir bayram sevincini yaşıyorduk. Gözyaşlarımız bu sefer sevinçten akıyordu. Herkes büyük bir sevinç yaşıyordu. Biz kalbimizin güzel kadına tekrardan kavuşmuştuk. Her kes onun sesini cihazda duyunca mutluluğun gerçek tadını tadabilmişti. Herkes onunla konuşmak istiyordu. Tüm çalışmalarda bulunan arkadaşlar onunla konuşmak istiyorlardı. Şahadetinden sonra hem dergilerde hem de TV ve radyo ona dönük programlar yapılmıştı. Onun için yazılan yazıları bir bölümünü ona gönderdim, okumuş ve çok etkilenmişti. Operasyonda onunla gizlenen arkadaşlar, kendisi için yapılan radyo programını dinlerken oldukça etkilenerek, ağladığını belirtiyorlardı.
Biz onu tekrardan kavuşmuştuk ama savaş tüm acımasızlığıyla devam ediyordu ve biz dünyanın en güzel insanlarından yine ayrılıyorduk.

1 Nisan 2008’de Nuda arkadaşla bu sefer bir daha görüşmemek üzere ayrılmıştık.

Rojda SİVEREK

Attachment