4 Nisan, Evrenin Anlamında Gizli

0Shares

Tarih 4 Nisan 1949. Takvimlerin, ilk aşk heyecanıyla yapraklarını dökmeye başladığı an’ ların toplamı. Direnişin ve dirilişin ak sütünü içenlerin imanıyla, bir çığlığın gebeliğini taşıdı Urfa’ nın toprağı. İbrahim’in arayışlarına şahitlik eden bir toprağın ilk çatlağı değildi ancak bu bir kuyudan uzanan ip, yer altından doğan ışığın kendisiydi. Gerçekliğin kendi kökleriyle buluşması, bir doğum çığlığının tüm bir haykırışa dönüşmesinin adı oldu. Bu gerçekliğin müjdesi evrenin anlamında gizliydi. Yaratılan tüm sancıların, yaşanılan tüm acıların kendi anlamında demlenip, eskiden daha temiz olanı, yeniden daha yeni olanı yaratmanın yaşam adına bir emriydi. Bu, tüm diyalektiğin çarpışması ve iyiliğin kazandırıcı gücünün kılıcı eline almasının adımıydı. Amara’ da yükselen ah’ ın, bilgeliğin ışığı altında buluşmanın, ışığa ve başarı inancına sahip çıkan bir ruhun, halkların özgürlük umuduna dönüşmesinin büyüyen çığlığı oldu. Tarih, böylesine bir anlamla buluştuğunu ilk an’ dan beri bildi. Karanlığa gömülen ve çıkışında umutsuzluğu yaşayan bir fikrin cesaret dolu bir adımıdır. Bu adım büyüdü, yürüyüşe dönüştü ve koşmaya başladı. Bu an’ vakit kattı kendine, demlendi ve bir dönem oluşturdu. Bir ah büyüdü çığlık oldu, haykırışa dönüşen bir zaman yarattı. Bir slogan, bir tespitken bir dava oldu. Arkadaşlığa olan bağlılığın ülke gerçekliğiyle buluşup sadakatinin dile gelmesinin en büyük adım oldu. Dostluğun tüm sevgi imtihanlarında geçip, ordu ordu büyümesinin anlamı oldu. 1949’ dan 2021’ e uzanan bir gülüşün ve kavganın sonsuz inancında ki duruşu taşıyor Kürt Halk Önderi Önder Apo.

Bu doğuşun anlamına anlam biçen, benimsediği ve savunduğu fikirlere kendini feda etmeye, kavgasını vermeye, inanan bir imanın secdeye duran bir başını, darağacına götüren bir dava yoldaşlığını doğurdu, geliştirdi ve büyüttü. O, bu büyümeyi duyan, bu yeni olanın tazeliğini gören, bu güzelliğin farkındalığını köreltmek isteyen karanlığın tüm saldırılarına rağmen kavga etti. Bir ışık deryasına, bir umut harmanına dönüştürdü asıldığı çarmıhı ve öyle direndi. Ve hala direniyor. Dayatılanı kabul etmeden, kendisi kalarak direniyor. O yüzden bile olsa körelen tüm ruhların, tarihin karşısında bağışlanmaya bırakması gerek kendini. Ve dile gelen hakikat dışında bir şey değildi. Çünkü onunda dile getirdiği gibi; “Eğer bir kişi kendisini mutlak kazanması gereken bir davanın amaçlarına yatırırsa o bir atom bombasıdır, onunla baş edilmesi imkânsızdır.”

Dile gelen salt bir insan değildi veyahut salt bir halk Önderi değildi. Dile gelen inkar ve imha edilmiş gerçekliklerin tüm hakikatlerde birleşip buluşma cesaretiyle bir “Yol” yaratma girişimiydi. O yüzden evrenin emri olan ve gerillanın eline özgürlük kılıcını veren, savaşını ilerleten Önder Apo’ nun özgürlüğünü sağlamanın dem’idir. Buna özgürlüğünü haykıran bir kadın olarak mı, özgürlüğü için savaşan bir savaşçı olarak mı, ülkesine barış gelsin de bir daha gözyaşı dökmesin diye dua eden bir anne olarak mı, şehit olan evlatlarının adına intikam yemini ve toprağına bağlılık yemini eden bir baba olarak mı, onun özgürlüğünü kendisine yaşam gerekçesi olarak yaşama sunan bir gerilla olarak mı, yarına özgürce koşmak isteyen bir çocuk olarak mı, düşünmeyi beynine dayatmadan kendi akışında beynin düşünce gücünü kullanan bir genç olarak mı, belki de yüreğin kendi akışında duygularının gücüne varan bir genç kadın olarak mı, belki de özgürlüğün seyrinde korkmadan, çekinmeden savaşan bir gazeteci olarak… Nasıl ve nereden bakarsanız bakın, kim olarak ya da hangi gözle bakarsanız bakın bugün evrenin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü dayattığını fark edersiniz. Tarih, 4 Nisan 1949. Bir halkın savunmasının sesi doğdu, iyi ki doğdu.

Laleş Rênas