“Keşke canımızdan başka verebilecek şeylerimiz olsaydı” ve “Yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum” diyerek büyük fedai eylemini gerçekleştiren Zilan Yoldaşın eyleminin 26’ıncı yıldönümünü karşılıyoruz. Zilan Yoldaş, 6 Haziran 1996’da Önderliğimize yönelik gerçekleştirilen saldırının ardından 30 Haziran’da gerçekleştirdiği eylemiyle Özgürlük Hareketine, tüm Kürt halkına bir çağrıda bulunmakta, Önderlik şahsında Kürtlere yönelik yeni bir soykırım konseptinin devreye girdiğinin bilinciyle direniş çizgisini yeni bir evreye taşımaktaydı. Önderliğimiz Zilan arkadaşın bu eylemini bir “milat” olarak tanımlamaktadır.
Zilan Yoldaşın büyük fedai eyleminin ardından 25 yıl geçti. Zilan Yoldaşın eylemi yeni bir direniş çizgisinin miladı olurken, bu dönem aynı zamanda uluslararası güçlerin ve Türk devletinin başta Önderliğimiz olmak üzere, Hareketimize ve Kürt halkına yönelik komplo ve yeni soykırım konseptlerinin miladı da olmaktaydı. O günden bugüne uluslararası komplo gerçekleştirilmiş, Hareketimize ve halkımıza yönelik her türlü imha, inkar konsepti devreye konulmuş, tüm bunlar sonuç olmayınca topyekun saldırılarla tamamıyla bir soykırım politikası yürürlüğe konulmuştur. Özellikle Önderliğimizin uluslararası komployla Türkiye’ye teslim edilmesinin ardından 23 yıldır Önderliğimizin gerçekleştirdiği direniş, geliştirdiği paradigma ve kapitalist modernite sistemine karşı geliştirmek istediği demokratik modernite sistemi tüm küresel hegemon ve bölge statükocu hesaplarını boşa çıkarmış, PKK direniş kültürünü ve çizgisini yeni bir yapılanma ve alternatif sistem oluşturmayla zirveleştirmiştir. Önderliğimizin görüşleri, toplumsal çözüm projeleri, demokratik ulus paradigması tüm dünyada insanlığa yeni bir toplumsal yaşam modeli sunmaktadır. Kapitalist modernite sistemine karşı mücadele içerisinde olan, farklı sistem alternatiflerini geliştirmek isteyen ve arayışında olan tüm kesimler bu modeli tartışmaktadır, başta Rojava olmak üzere demokratik modernite sistemi bir toplumsal yaşam modeli olarak vücut bulmuş, yine sürekli bir soykırım kıskacında bulunan Ezidiler Şengal’de bunu sahiplenmiş ve yaşamlarını, toplumsal sistemlerini bu modele göre örgütlemiştir. Elbette ki yok edilmek istenen, bitirilmek, teslim alınmak istenen özgür Kürt’ün başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyaya özgür yaşam modelini sunması, bunun öncülüğünü yapması egemen güçlerin yeniden dizayn etmeye çalıştıkları Ortadoğu gerçekliğinde aşılması zor bir engel olarak önlerinde durmakta, tüm hesaplar bu engele çarpmakta ve Kürtlerin bölgede yarattığı özgürlük umudu bu güçlerin istedikleri sonucu açığa çıkaramamaktadır. Bu nedenle de Kürt Özgürlük Hareketine ve özgür Kürtlük kimliğinde tercihte bulunan herkese yönelik saldırılar giderek yoğunlaşmakta, derinleşmekte ve en vahşice biçimde gelişmektedir.
Özellikle 3. Dünya Savaşı’nın yaşandığı bu dönemde kapitalist modernite güçlerinin en yoğun savaşım alanı Ortadoğu sahası olmaktadır. Lozan Antlaşması’nın 100. Yılının dolmasına iki yıl kala 3. Dünya Savaşı’nın daha tam istedikleri bir sonucu açığa çıkaramaması ve her bir küresel gücün kendisini hakim kılmaya çalışması çatışmaları daha da yoğunlaştırmakta, her alanda kriz ve kaosu derinleştirmektedir. Derinleşen bu kriz ve kaos ortamının içinde çatışmaların en fazla yoğunlaştığı yer de Kürdistan olmaktadır. Çünkü değişen güç dengelerinde, hakimiyet savaşımında ve kapitalist modernitenin Ortadoğu’yu yeniden dizayn arayışında önündeki en büyük engel Önderliğimiz, Özgürlük Hareketimiz ve özgürlük hareketiyle birlikte yürüyen Kürt halk gerçekliği olmaktadır. Bu nedenle bir taraftan Önderliğimiz üzerinde en ağır tecrit koşulları uygulanırken, Özgürlük Hareketimize tarihin görebileceği en vahşice saldırılar geliştirilmekte, Kürtler bu vahşice saldırılarla bir soykırıma tabi tutulmaya çalışılmaktadır.
Bu soykırım saldırıları 2021 yılının başından itibaren Türk faşist devletinin ABD-NATO onaylı ve destekli, aynı zamanda ihanetçi-işbirlikçi KDP destekli operasyonları hız kazanmış, 2019 yılından itibaren Xakurke ve ardından Haftanin’le başlayan işgal ve imha operasyonları, bu kez 2021 Şubat ayında Gare operasyonuyla yeni bir boyut kazanmıştır. Gare’de düşmanın durmadan reklamını yaptığı tekniği ve “kahraman ordusu” hezimete uğramış, gerillanın büyük direnişi ile operasyonun kendisi operasyonluk duruma düşmüş, Türk devleti ve AKP-MHP faşist iktidarı tüm dünyaya rezil olmuştur. Nitekim ardından Türkiye’de mafya-devlet ilişkilerinin, kirli ağların çözülüşü, iç hesaplaşmalar baş göstermiştir. Bu faşist bloğun çöküşünü ve baş aşağıya gidişini daha fazla gözler önüne sermiştir. Tüm bunlarla birlikte faşizm aldığı bu darbelerin ve yaşadığı yenilginin ardından adeta kudurmuş bir vaziyette bu kez kendisini kurtarmak üzerinden Zap, Metina ve Avaşin’e yönelik bir işgal saldırısı ve Kürtlere yönelik yeniden bir soykırım savaşı başlatmıştır. Bir asimetrik savaş olan bu soykırım savaşı, gerillanın amansız mücadelesi, büyük direnişi, görkemli mücadelesiyle büyük bir kahramanlıkla yürütülmektedir. Tüm üstün teknolojisine rağmen düşman ilerleyememekte, gerillanın efsanevi direnişi karşısında afallamaktadır. Fakat tüm bu olan biten içerisinde işin en trajik yanı ise ağacın kurdunun yine ağaçtan olmasıdır. İşbirlikçi-ihanetçi KDP bu soykırım savaşında faşist Türk devletinin yanında yer almakta, her türlü desteği sunmakta, soytarının efendisine dalkavukluk etmesi, yaranması biçiminde Türk devletine yaranmak için komplolarla ve türlü biçimde savaşın bir tarafı olmakla kardeş katili olmayı kendisine yedirebilmektedir. Kürdistan’ın özgürlüğü için savaşan Kürt Özgürlük Hareketine düşmandan daha düşmanca saldırmakta, Kürt gençlerinin uğruna kendilerini feda ettikleri Kürdistan topraklarını, Kürt coğrafyasının zenginliklerini Türk devletine peşkeş çekebilmekte, şehit kanlarıyla sulanan bu topraklara ve bu toprağın insanına tarihin ve bu uğurda mücadele yürüten onurlu Kürt halkının asla affedemeyeceği bir biçimde ihanet edebilmektedir.
Diğer taraftan bilindiği gibi Türkiye’de Kürt düşmanlığı, birbiriyle çelişik ve çatışık olan kesimleri bir araya getiren, gerici faşist zihniyetle ortaklaştıran ve birleştiren yegâne güç olmaktadır. Gericilik, soykırımcı karakter ve toplumsal dokuya da nüfuz ettirilen faşizan ruh, kendisini en fazla Kürt düşmanlığında göstermektedir. Kürde, Kürtlüğe dair hiçbir şeye tahammül etmemek, bunun varlığı ve özgürlük bilinci, özgürlük yürüyüşü, özgürlük kalkışı karşısında yek vücut olarak faşizmi tırmandırmak bugüne kadar gelmiş geçmiş tüm Türk devlet iktidarlarının, iktidar güçlerinin temel dayanağı olmuşken, AKP-MHP faşizmi döneminde daha da bir güçlenmiştir. Bu nedenle bir taraftan gerillaya karşı imha operasyonları geliştirilirken, diğer taraftan Kürtlerin siyasal mücadelelerine ve Türkiye’de gerçek anlamda Türkiyelilik kimliğiyle siyaset yürüten HDP gibi alternatif siyasal gücü temsil eden bir parti, milletvekilleri ve parti üyeleri hedef alınmakta, siyasi linçlere uğratılmakta, bununla da yetinmeyip Kürt siyasal hareketinin geliştiği günden bu yana bir gelenek haline dönüştürdüğü parti kapattırma uygulamasını bu kez HDP’ye uygulamaya çalışmaktadır.
En son HDP’li Deniz Poyraz Yoldaşın katledilmesiyle de bu gerçeklik tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir. Orada esas olarak saldırıya uğrayan bir Deniz Poyraz olmamış, esas olarak özgür Kürtlükte, özgür kadında ve özgür Türkiyelilikte ısrar eden, bunun mücadelesi içerisinde olan herkes ve tüm kadınlar olmuştur. Çünkü katledilmek istenen esas olarak bu gerçekliktir. Nitekim saldırının gerçekleştiği zaman esasında HDP binasında bir toplantının gerçekleşeceği, son anda bu toplantının iptal edildiği belirtilmektedir. Bu saldırı bu nedenle öyle sıradan, gelişi güzel bir saldırı olmamaktadır. Kürtlere yönelik soykırım politikasının ve saldırısının bir boyutudur. Hedef o toplantıya katılacak olan tüm HDP’lilerdir, görüntülerden ve yapılan değerlendirmelerden de açığa çıkmaktadır ki orada planlanan bir katliamdır. Üstelik Deniz Poyraz Yoldaşı katleden katili almaya giderken Türk faşist polisinin katille kurduğu diyalogdaki “ismin ne abicim” sözü bile bunun ispatı olmaktadır. Katilin sırtını sıvazlayarak katliama gönderen faşist iktidarın ve faşist yapılanmanın kendisidir. Nitekim bu katil daha önce Kürt katliamında, soykırım savaşımında rol oynamış, Rojava’da Kürtlere karşı savaşmış, Erdoğan’ın çete gruplarından olan tecrübeli bir katildir.
Tüm bunlar Kürtlere karşı topyekun bir soykırım politikasının ve savaşımının devrede olduğunu göstermektedir. En iyi Kürdün ölü Kürt ve uşaklaşmış, soytarılaşmış Kürt olduğu zihniyetine oturtulmuş bir gerçeklik tüm gücüyle saldırıdadır. Buna karşı efendinin soytarısı olmayı kabul etmeyen ve uşaklaşmayan tüm onurlu Kürtlerin yek vücut olarak buna karşı durması ve mücadele etmesi büyük önem taşımaktadır. Zilan çizgisinin önemi ve bu çizginin daha da yükseltilmesinin gereği esas olarak şimdi kendisini daha fazla hissettirmekte, dayatmaktadır. Başta kadınlar olarak Zilan çizgisinde yürüyerek mücadelenin ve direnişin öncülüğünü yapmak, bu soykırım savaşına dur demek ve boşa çıkartmak en temel öncelik olmaktadır. Zilan Yoldaşın eyleminin 26. yıldönümünde de çağrısı yine budur, Deniz Poyraz’ın vasiyeti de yine budur. Tüm kadınlara ve Kürtlere düşen de bu çağrıya ve vasiyete uymaktır. Çünkü soykırım, Zilan Yoldaşın çağrısına cevapla, çizgisinde yürümek ve direnmekle boşa çıkartılır.
Berfin Zînê