Tarihin doruklarına kadar inmek, varlığın oluşumunu iliklerinize kadar hissetmek, yaşama, evrene ve topluma en büyük anlamı katmak ve yaşatmak nasıl bir duygudur? Hakikatten ders çıkarmak herhalde tüm bu aşamaların bir adım ötesi olmaktadır… Kapitalist modernite zihniyetinin dışında bir yaşamı düşlemek nasıl da özgürlük duygusunu tattırıyor insana. Tarihin gereklerini unutturan ve yanlış hayatı bize aşılayan, her gün kulaklarımıza yalan-yanlış hikayeler fısıldayan maskesiz tanrılar ve çıplak krallar yaşadığımız yaşamı, aldığımız her nefesi, paylaştığımız her anı hiç yaşanmamış gibi es geçtiler. Yalan ve dolandan, kendi düşüncelerinden yarattıkları egemen tarih, şimdi her yerde oluk oluk kan akıtıyor. Korku ve sindirmeyle iktidarlarını göklere yükselteceklerini sandılar. Ama artık takındıkları tüm maskeler ve uğruna oynadıkları tüm oyunların sonu geldi…
Önderliğimiz tüm bu baş aşağı gidişe dur dedi ve “Doğru hayat yanlış yaşanmaz.” Belirlemesiyle hakikatin peşine düştü. Bu hakikat tarihin başlangıcına ya da doğru yaşamın yaratıcıları olan Ana tanrıçalara kadar uzandı. Önderlikle birlikte tarihe büyük bir yolculuk yaşamaktayız. Ana tanrıçaların emekleriyle, toplumu büyük bir zirveye taşırdığını, nasıl da Mezopotamya bereketini günümüze kadar yaşattığını görmekteyiz. Önderlik tüm bu arayışlarını Demokratik, Ekolojik, Kadın Özgürlükçü paradigmada somutlaştırdı, bedenleştirdi ve de tarihin yeniden hakikatiyle buluşması için şart olduğunu ortaya koymuştur. Önder Apo’nun ilk ideolojik felsefesi çıkışıyla birlikte insan olmakta ısrar eden Kürt kimlik arayışı ve özgürlüğe susamış bir ulusun çığlıkları yükseldi. Bu çığlık, binlerce yıldır saklanan, gizlenen, adı bile unutulmaya yüz tutan tanrıçaların diyarı Kürdistan’dan başlayıp bugün milyonları sarıp sarmaladı. Ana tanrıçalar sanki tüm nefeslerini tutmuş ve bugünü bekliyorlarmış gibi, yeniden tanrıça soyluluğuna erişmek için erkek egemen zihniyete karşı büyük bir savaşım vermektedirler. Önder Apo’nun kadın özgürlük çizgisinde bugün binlerce Ninhursag Zagros ve Toros dağlarına bu savaşımın en güçlü temsilciliğini yapmaktalar. Özellikle Kürdistan özgürlük gerillaları ve militanları tüm topyekûn saldırılara ve kimyasal silahlara karşı Tanrıça İştar’ın ve İnanna’ın aşkıyla vurmaktadır. En son Rojhat ve Erdal yoldaşların düşmanı kalbinde vuran tarihi eylemleri düşmanın tüm anti propagandalarını, özel savaş yöntemlerini boşa çıkarmıştır. Onlar hakikate eren büyük insanlar ve Önderlikten aldıkları yaşam ve özgürlük sırrına erenlerdir.
Kadim insanları yeni bir uyanışla APOCU hakikate yürümek adına tüm varlıklarını ortaya koymaktadırlar. İktidarcı, komplocu güçler tarihin en barbar ve insanlık dışı yöntemleriyle saldırmalarına rağmen tanrıçaların dirençlerini kıramamakta, öfkelerine ket vuramamaktadırlar. Kürt halkını ise APOCU çizgiden ve ideolojiden vazgeçiremediler. Hatta mevcut durumda halkımızın ulaştığı ideolojik-politik düzey, kazandığı bilinç, gerilla direnişinin eşsiz mücadelesi karşısında dehşete kapılmış durumdadırlar. Artık kendi dili, kimliği ve kültürü ile yaşamak isteyen, bu uğurda binlerce şehadet veren, kararlı bir halk var karşılarında. Tüm soykırım ve asimilasyon politikalarının farkında olan bir halk gerçekliği açığa çıkmıştır. Bu APOCU ruhla donanan halkımız, özgür ve demokratik yarınları yaşamak adına tüm bedelleri göze almıştır ve bu ruh bugün en somut haliyle Rojava, Şengal, Maxmur’da yaşanmaktadır. Bu halk özgürlüğün tadını almış, kendi gücünü görmüştür ve asla da bu mücadeleden vazgeçmeyecektir. Biz de bu inançla bir kere daha uluslararası komplonun intikamını alacağımıza ve son nefesimize kadar direneceğimize söz veriyoruz. Mücadelemiz, direnişimiz her deminde ve her adımında hegemon güçlerin bitişini müjdelemektedir. Bu büyük direniş ruhuyla yeniden 15 Şubat’ı kınıyor, Önderlikle buluşma andımızı yineliyoruz. Düşmanın bize yaşattığı 15 Şubat duygusunu onlara misliyle yaşatacağımıza da yemin ediyoruz.
Eylem Çiya