Toplumsal Doğa Ve Uygarlık: Neolitik Dönem

0Shares

İnsanın yeryüzüne dağılışı daha çok buzul çağlarında gelişmiştir. Bir de o dönemlerde kıtaların birbirinden bu kadar uzak olmadıklarına dair görüşler var, birbirlerine daha yakındırlar. Zaman geçtikçe birbirinden uzaklaşmalar yaşanmıştır. Buzulların olması da insanların yeryüzüne daha rahat dağılmasını, deniz ve okyanusları daha rahat geçmelerini sağlamaktadır. Amerika kıtasına kadar dağılmaları, yayılmaları da bu şekilde gerçekleşmektedir. Fakat daha çok yayılma Asya ve Avrupa kıtalarına doğru olmaktadır. Asya kıtasına olan yayılmanın da ana yerleşim merkezi Mezopotamya bölgesi, Verimli Hilal kavisi olmaktadır.

Önderlik “Uygarlık Toros-Zagros Hattına Neler Borçlu?” şeklinde sormaktadır.

İnsanların Afrika’dan göçüyle birlikte önemli bir bölümü yönünü Ortadoğu’ya çevirmiştir. Özellikle Verimli Hilal ve Mezopotamya toprakları insanın varlığını sürdürmesi açısından çok önemli bir yere sahiptir. Bu göçlerle birlikte Mezopotamya’ya gelen insan gruplarının bir kısmı Aşağı Mezopotamya’ya, bir kısmı Orta Mezopotamya’ya, önemli bir kısmı da Yukarı Mezopotamya’ya yerleşirler. Aşağı Mezopotamya’ya yakın yerlerdeki Arabistan bölgesinde ise şimdiki gibi büyük bir çölleşme yoktur. Ormanlık alan ve yağmurlar daha fazladır, yeşil alanların bolluğu daha çoktur. Tamamıyla bir sahra gibi değildir. İklim ve coğrafya tarihsel süreç içerisinde daha fazla değişikliğe uğrar. Bu tür yerlerde belki tarımcılığın geliştirilmesine Mezopotamya’nın diğer yerleri kadar fazla imkân yoktur, fakat hayvancılık için uygun koşullar vardır. Bu nedenle Aşağı Mezopotamya’da daha çok hayvancılık kültürü gelişirken, Yukarı Mezopotamya’da daha çok tarımcılık kültürü öne çıkar.

Verimli Hilal veya Bereketli Hilal denilen bölge uygarlığın tüm temel kaynaklarını oluşturacak gelişmelerin merkezini oluşturur. Çoğu zaman Verimli Hilal bir tek Kürdistan toprakları olarak anlaşılmaktadır, bu şekilde değildir. Verimli Hilal aslında tüm Mezopotamya’yı içine alan, Suriye üzerinden Akdeniz’e ve Filistin’e kadar uzanan bir alanı kapsar. Bir tek Kürdistan olarak ele alabileceğimiz yer bugün tarihçilerin Altın Üçgen olarak tanımladıkları yerdir ve ortaya konulan Altın Üçgen tam olarak Kürdistan topraklarıdır. Aslında neolitiğin geliştiği bölgede esas olarak burasıdır.

Yukarı Mezopotamya çıkışlı neolitik devrim ve tarım kültürü için Önderlik “çekirdek bölge tezi” belirlemesinde bulunmaktadır. Neden “çekirdek bölge tezi” demektedir. Çünkü bir kültür, bir ideoloji veya bir düşünce her yerde aynı zamanda ve aynı şekilde çıkmaz, gelişmez. Kültürler bir yerden, bir merkezden çıkar ve sonra her yere dağılır. Kapitalizmin çıkışı ve gelişimi buna örnektir. Bir kültür ve ideoloji olarak ilk çıkışını Batı Avrupa’da gerçekleştirir, ama buradan çıkarak tüm dünyaya yayılır. Neolitik kültür de ilk kez bu Verimli Hilal kavisinde, dahası Verimli-Altın Üçgen alanında çıkar ve yayılır. Önderlik bu nedenle “çekirdek bölge tezi” belirlemesinde bulunmaktadır.

Çekirdek bölge tezi neolitik devrimi ve gelişip yayıldığı bölgeyi ifade eder. Neo yeni demektir, bu anlamıyla neolitik dönem demek yeni taş çağı anlamına gelmektedir, aynı zamanda neolitik döneme cilalı taş devri de denilmektedir.

Fakat biz bir tek yeni bir taş devri olarak, yeni taş aletlerin bulunup kullanılması çağı olarak ele almıyoruz. Bu dönemi bir insanlık devrimi olarak ele alıyoruz. Neolitik dönemde gelişen tarım ve köy kültürünü, neolitik devrim olarak ifadelendiriyoruz. Bu döneme ilişkin 20. Yüzyıla kadar çok fazla bir bilgi yoktu. Bu konuda Önderlik Ortadoğu ve Mezopotamya tarihini, insanlığın gelişimindeki önemini ortaya çıkardıklarından dolayı bazı Batılı bilim adamlarına ve araştırmacılarına teşekkürlerini sunuyor. Ortadoğulu tarih bilimcilerini ve araştırmacılarını bir Batılının gösterdiği özeni ve duyarlılığı göstermediklerinden dolayı eleştirmekte, Gordon Childe, Samuel Noah Kramer ve Ander Gunder Frank’ın bu konudaki katkılarını dile getirmektedir. Özellikle Gordon Childe’nin Mezopotamya tarihini aydınlatmada, neolitik devriminin öneminin anlaşılmasında büyük katkıları olmuştur.

Paleolitik ve mezolitik dönemleri tam anlamıyla sisteme kavuşmuş bir toplumsallaşma dönemi olarak ele alamayacağımızı belirtmiştik. Çünkü tarihin bu uzun sürelerinde yaşam tarzı daha çok topluluk tarzı yaşam biçimidir, klan tarzı yaşam hâkimdir. Klanlar küçük topluluklardır ve homojen yapılardan oluşmaktadır. Her ne kadar fratri ve trübi tarzı klan örgütlenmelerinde biraz daha genişleme olsa da, yine de homojen yapılarını ağırlıklı olarak korumaktadırlar. Bu nedenle neolitik dönem öncesi yaşam tarzı homojendir.

Neolitik süreç ise toplumsallaşmanın kurumsallaşmasının geliştiği, topluluk aşamasından toplumsal yaşam aşamasına geçilen süreci ifade etmektedir. Doğal toplum olarak nitelendirdiğimiz dönem içerisinde neolitik dönemin, paleolitik ve mezolitik dönemlerden temel farkı toplumsallaşmanın kurumlaşma aşamasının başlamasını teşkil etmesidir.

Bu toplumsallaşma nasıl oluşmaktadır? Paleolitik ve mezolitik süreçte yaşam belirli bir işbölümü üzerinden yürütülmektedir. Fakat bu işbölümünü de çok keskin, mutlak bir biçimde ele almamak lazım. Yani yaşamın devam ettirilmesi için beslenmenin çok ciddi bir sorun olduğu doğal toplum yaşamında bu işbölümlerini çok mutlak, keskin ele almamak lazım. İnsanlar nerede kendilerini besleyebilecek, yaşamlarını sürdürebilecek bir imkân bulurlarsa buna göre bir katılım da vardır. Örneğin; bir mamutun avlanabilmesi gerekirse tüm klanın katılması gerekmektedir veya iklimsel değişikliklerde avlanmak zorlaşmaktadır veya bazı noktalarda toplayıcılık da zordur.

Fakat işbölümünde ağırlıklı olarak kadın toplayıcılık, erkek avcılıkla uğraşmaktadır. Kadın toplayıcılıkla uğraşırken bitkileri, köklerini, tohumları ve aynı zamanda hayvanları da tanıma gerçekleşmektedir. İklimsel değişiklikler takip edilirken bir önceki mevsimde yenilen bir bitkinin daha sonraki mevsim dönümünde yeniden yeşerdiğini ve bu bitkilerin, köklerin yeniden yenilebildiğini keşfediyorlar. Zamanla bunların tohumlarını toplama gelişiyor. Tohumların ekilmesiyle yeşerip yeşermeyeceği deneniyor ve bunun sonuç verdiği görülüyor. Yani bunların tümü yıllarca edinilmiş gözlem, birikim ve tecrübelerden elde edilen sonuçlardır.

Toplayıcılık ve avcılık tarzı yaşam, binlerce yıl sürmüş bir yaşam tarzıdır. Paleolitik süreç 2,5 milyon yıl önce başlamış M.Ö. 22.000 yılına kadar devam etmiş, ardından gelişen mezolitik süreç M.Ö. 12.000 yılına kadar sürmüştür. Bu binlerce yıllık bir tecrübe edinme süreci demektir. Bunun geliştirdiği çok ciddi bir birikim ve deneyim vardır. Neolitik dönemi Önderlik son savunmalarda M.Ö. 12.000’lerden itibaren başlatıyor. Yani bu binlerce yıllık birikim M.Ö. 12.000’lerde artık neolitik devrimin gelişmesinin temelini oluşturmaktadır. Bu binlerce yıllık tecrübe hangi bitkinin yararlı olduğunu, ekilirse yeşerebileceğini, hangisinin zehirli olduğunu, hangi hayvandan ürün alınabileceğini insana öğretmiştir.

Tüm bu birikimlerin sonucunda M.Ö. 12.000’lerden itibaren Verimli Hilal’de, Yukarı Mezopotamya’da tarımcılığın ilk adımları atılmaktadır. Neden Yukarı Mezopotamya’da başlıyor? Birincisi; iklimi tarım için uygundur, ikincisi; nehirler, akarsular yoğundur ve sulama için imkânlar çoktur, .

Uzun bir süre tarım ve köy devriminin ilk başlangıcının Mezopotamya topraklarında mı, yoksa Mısır Nil vadisi civarında mı olduğu tartışılmıştır. Fakat bugüne kadar neolitik devrimin Nil kıyısında gerçekleştiğine dair herhangi bir kanıt ortaya çıkmamıştır. Çünkü burası tam olarak bir tarım devrimini gerçekleştirebilecek düzeyde güçlü bir yapıya sahip değildir. İklim buna çok fazla uygun değildir. Bir tek Nil kıyısındaki sulamayla böyle bir devrimin gerçekleştirilebilmesi çok mümkün değildir. Neolitik devrim Mezopotamya topraklarında, Altın Üçgen’de gerçekleşip Nil vadisini de etkilemiştir. Mezopotamya’da yağmurların çok yağması, karın yoğun olması, akarsuların yoğunluğu ziraatın gelişmesi için çok güçlü bir zemin yaratmaktadır. Bugün bile tüm dünyada su oranı azalmışken dünya geneline vurulduğunda Kürdistan’daki sular hala çoktur. Bu ziraat için çok güçlü bir zemin yaratmaktadır.

Bir diğer etken de sürekli göçebe tarzda yaşam artık insanları çok zorlamaktadır. İnsan nüfusunun çoğalması, geniş klan veya kabile tarzı yaşam da göçebe yaşamı daha da zor bir hale sokmaktadır. İnsanlar artık yerleşik bir yerde yaşam kurma ihtiyacı duymaktadırlar. Bu tarz yaşamın zorluklarını yaşayanlar da daha çok kadınlar olmaktadır. Çünkü klan ve kabilenin sorumluluğu daha çok kadındadır. Erkek avcılıkla uğraştığı için daha çok dışarıda, yani uzaktadır. Çocuk ve yaşlıların sorumluluğunda olduğu kişi kadındır, bu da kadının daha iyi bir yaşam konusunda daha fazla arayışa girmesini ve düşünmesini getirmektedir. Nasıl bir yaşam soruları ağırlığını hissettirmektedir.

Bu nedenle de M.Ö. 12.000’lerden itibaren Aryen kültürü kendisini belli etmeye başlıyor. Aryen kültürü denilen tarım kültürüdür. Aryen’in kelime anlamı da zaten tarlacılar, topraklılar demektir. Aryen kültürü toplumsallaşmanın temelidir. Uygarlık tüm kaynaklarını, temellerini bu Aryen kültüründen almaktadır. Bugün kendisini çok “uygar, ilerici” olarak, Aryen kültürünün yaşandığı toplumu, bu toprakları geri kalmış olarak nitelendiren egemen sistem, tüm kaynaklarını bu kültürden alarak beslenmiştir. Bu nedenle Aryen kültürünün iyi anlaşılması gerekir.

Bu kültür öncelikle kadın öncülüğünde, kadın eliyle geliştirilen bir kültürü ifade etmektedir. Bu kültür toprağa, tarıma dayalı kültürü ifade etmektedir. Bu kültür, bu topraklarda ilk başta deneme-sınama biçiminde başlatılmaktadır. Kadınlar, topladıkları tohumları ilk başta yeşerip yeşermeyeceklerini denemek amaçlı ekmeyi denerler. Bunun sonuç aldığını görünce, bu kez daha büyük alanlarda bu işin yapılmasıyla daha fazla sonuç elde edebileceklerinin bilgisine ulaşırlar. Daha fazla sonuç almak demek, daha iyi beslenmek, daha fazla insanın beslenme sorunun ortadan kalkması demektir. Bu nedenle kadınlar öncülüğünde ziraatın ilk nüveleri görülmeye başlanır.

Tarımcılığa başlanırken en öncelikli olarak ekimi yapılan ve ehlileştirilen bitkiler buğday, nohut ve arpa olmaktadır. İlk ehlileştirilen hayvanlar ise köpek (ki zaten mezolitik döneme ait bir fosil bulunmuştur), kedi ve koyun olmaktadır.

Tarıma başladığın zaman aynı zamanda bir de bunun güvenliğini alman, ektiğin alanları koruman gerekmektedir. Böylelikle ekili alanlardan çok fazla uzaklaşma imkânın kalmamaktadır. Bu da insanların ekili alanların etrafında yerleşmesini ve konumlanmasını getirmiştir. Bu, köy devrimi dediğimiz yaşam tarzının gelişmesini sağlamıştır.

Toprakla uğraşma, toprakla yeni bir ilişki tarzının ortaya çıkardığı yeni bir yaşam tarzı ve kültürü doğmaktadır. Tarımın geliştirildiği alanların etrafında yerleşme gerçekleşmektedir, kalıcı yerleşim yerleri yapılmaya başlanmaktadır. İlk köyler kurulmakta, topluluk tarzı yaşamdan toplumsal yaşama geçişin büyük adımları atılmaktadır. Tarım ve köy devrimi bu şekilde ilk toplumsallaşmanın da kadın eliyle başlatılmasını ifade etmektedir. Önderlik bu nedenle “neolitik devrim bir kadın devrimidir” belirlemelerinde bulunmaktadır.

Berfin Zin

Devam Edecek

Attachment