Toplumsal Doğa Ve Uygarlık-22

0Shares

Zerdüştlük:

Bu aşamada Zerdüştlüğü biraz ele almak gerekmektedir. Üç Zerdüşt’ten söz edilir. Birinci Zerdüşt’ün M.Ö. 3000, ikincisinin M.Ö. 2040, üçüncüsünün ise M.Ö. 600’lerde ortaya çıktığı belirtilir. Zerdüştlüğün tüm görüşlerini toplayıp yazanın ise üçüncü Zerdüşt olduğu söylenmektedir. Esasta bu, üç farklı Zerdüşt’ten ziyade inanç ve felsefesinin bir sürekliliğini ve uzun bir süreç sürekli olarak bir arayış olduğunu, belki de her bir dönem öncülük eden şahsiyetlerin ortaya çıktığını gösterir.  Önderlik, Aryen toplulukları içerisinde Zerdüşt’ün, Semitik topluluklar içerisinde de Hz. İbrahim’in tek tanrılı din inancı arayışında olduğunu belirtmektedir. Hatta eğer ki üç Zerdüşt var ise, ilk ve ikinci Zerdüşt Hz. İbrahim’den önce çıkmıştır anlamına gelir. Fakat bunun doğru olup olmamasından ziyade ortaya koyduğu ve felsefe özgürlük arayışı önemlidir. Zerdüşt felsefesi aydınlık ve karanlık üzerine oturmuştur. Zerdüşt felsefesine göre aydınlık ve karanlık beraber olamaz, karanlığın olduğu yerde aydınlık, aydınlığın olduğu yerde karanlık barınamaz. Bu düşünce Ezidiler’de halen de belirli oranlarda hâkimdir. Aydınlık-karanlık felsefesinde Ahura Mazda ve Ehriman’ın mücadelesi dile gelmektedir. Ehriman kötü ruhtur ve karanlığı temsil etmektedir. Ahura-Mazda ise aydınlık ve iyiliktir. Ahura-Mazda üç Aryen tanrı-tanrıçasından oluşur. Biri tanrı, biri tanrıça, biri oğulları olarak İndra-Mithra-Varuna. Zerdüşt felsefesine göre her şey karşıtıyla anlam bulmaktadır. Karanlık olmazsa aydınlık, aydınlık olmazsa karanlığın anlamı fark edilmeyecektir. Bu nedenle düalizm esas anlamı ortaya çıkartmaktadır. Tüm canlılarda iyilik ve kötülük bulunmaktadır. Fakat iyiliğin anlamı tam kavranamadığı için kötülük kendisini hâkim kılmış, yani karanlık aydınlığa hükmetmiştir. Aydınlık ve karanlık (Ahura-Mazda ve Ehriman) arasındaki savaş sonunda aydınlığın gelmesi ve karanlığın yenilmesiyle sonuçlanacaktır. Yaşam o zaman tekrardan anlamına kavuşacaktır. Burada esas olarak dile gelen toplumun yeniden doğasına kavuşmasıdır. Dile gelen savaş, esas olarak demokratik uygarlık ve devletçi uygarlık arasındaki savaştır.

Zerdüştlüğün dünyayı oluşturan elementleri ele alması da farklıdır. Bunlar, toprak, hava, su, ateş ve bitkilerdir. Ateş esas olandır, kutsaldır. Ateşin kutsal olarak ele alınması kökenini Aryen topluluklarının tanrıçası olan Ahura Mazda’ya olan inançtan almaktadır. Bu inançta Ahura Mazda bir ateş topunun içerisindedir. Bu ateş hem aydınlık hem de ısı vermektedir, bu nedenle de kutsaldır. Ateş, insanı arındırır, temizler, aynı zamanda aydınlık ve ısının birliğini ifade eder. Ahura Mazda bu birliği ifade eder bu nedenle de Ahura Mazda’yı temsil eden ateş kutsaldır. Zerdüştlerde ateş üç şekilde kullanılır. Bugüne kadar da bu kullanma biçimleri sürmektedir. Birincisi; tapınaklarda kullanılır, bu ateşin hiç sönmemesi gerekir. İkincisi; yeme-içme, temizlik vb. ihtiyaçların karşılanması için evlerde yakılandır. Üçüncüsü ise; şölen ve bayramlarda, meydanlarda yakılan ateştir ve herkes bu ateşin etrafında toplanıp kutlama yaparak halay çeker. Ateşe üflemek, ateşi rahatsız etmek günahtır. Özellikle ilk dönem Zerdüştileri, nefeslerinin ateşi söndürmemesi için ateşe yakınlaştıklarında ağızlarını örtmekte, kapatmaktadırlar. Zerdüşt, felsefesinde dile gelen ve yaşamı oluşturan her beş elemente de tanrısallık atfedilmektedir. Ayrıca Zerdüştlük inancında hayvanların katledilmesi, kan dökülmesi yasaktır. Bu nedenle ateşe adak adanması gerektiğinde ekmek ve sütle bu ritüel gerçekleştirilir.

Zerdüştlükte ibadet günde üç kez gerçekleştirilir ve ibadetlerin yönü güneşe veya ateşe dönük yapılır. Yine Zerdüştlükte temizlik de çok temel bir husustur. Büyük temizlik günleri vardır ve bu günlere Baraknum (büyük temizlik) demektedirler. Bu temizlikte su ve toprak esas alınır, daha sonra İslam dinine baktığımızda bunların gusül veya teyemmüm abdesti olarak uygulandığını görürüz. Temizliğin gündüz, aydınlıkta yapılması önem taşımaktadır. Geceleri temizlik yapılmaz, saç ve tırnak kesilmez. Bu gelenek ve inanç Kürdistan’da halen de sürmektedir.

Zerdüştlüğün kitabı Avesta’dır, Zend Avesta olarak da bilinir. Zend yorum demektir, daha çok Perslerin Zerdüştlüğün özünü boşaltmaya çalışmalarından sonra Zend Avesta olarak isimlendirilmiştir. Avesta iki dilde yazılmıştır, biri Pehlevice (yani İran dili) diğeri ise Kürtçe’dir (Zazaca olduğu söylenmektedir). Persler döneminde Zerdüştî Magların katliamdan geçirilmesi sonucu Zend Avesta Med-Pers topraklarından çıkartılır ve korumak için uzak alanlara götürülür. Zend Avesta’yı bir Yahudi kendi kökenini ararken Kahire’de tesadüfen bulur. Büyük ihtimalle Zerdüştlüğün kutsal kitabının Kahire’ye yolculuğu ve orada saklanması, Perslerin Zerdüşti Maglara yönelik gerçekleştirdiği katliam sürecinde Kürdistan’dan kaçan Maglar veya Zerdüştilerle bağlantılıdır.

Zerdüştlüğün kadın yaklaşımı diğer tüm inanç ve felsefelerden farklıdır. Kadın yaklaşımı, Zerdüşt’ün dünyaya geliş tarzının ifadesinde de yansımasını bulmaktadır. Zerdüşt’ün dünyaya gelişinin öyküsü Hristiyanlığı da oldukça etkilemiştir. Zerdüşt inancına göre Zerdüşt’ün annesi olan Dexo, ilahi bir şekilde bakire olmasına hamile kalır ve Zerdüşt doğar. Zerdüşt inancı, annesi Dexo’yu kutsal sayar. Bir kadın olarak Dexo’nun kutsanması genel olarak Zerdüşt inancında kadının yüceltilmesini de getirir. Kadına yönelik bu yaklaşım, neolitik toplum kültürünün halen Zerdüşt inancında ve felsefesinde çok güçlü olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda uygarlıkla beraber kötülenen kadının Zerdüştlükte yüceltilmesi,  hem uygarlığın kadın yaklaşımının reddini hem de neolitik toplum değerlerini sahiplenme ve savunulmasını ortaya koymaktadır. Yine mesela Zerdüşt inancında Ahura Mazda kadın, Ehriman erkektir. İyilik ve aydınlık kadına, kötülük ve karanlık erkeğe atfedilmektedir. Bu açıdan da Zerdüştlüğün kadın yaklaşımı diğer tüm inançlardan çok daha farklı bir yaklaşım sergilemektedir. Diğer dinler kadını olumsuz olarak lanse ederken, Zerdüştlük kadına olumlu bir anlam yüklemektedir. Zaten Zerdüştlüğün evlilik anlayışı da egemen erkek uygarlığının belirlediği şekliyle yürütülen kadın-erkek ilişkisi veya evliliği değildir, Zerdüşti evlilik özgür ilişkiye dayanmaktadır. Kadın iradesi olmadan hiçbir erkek kadına yaklaşamaz, bu birliktelik de sözleşmeye dayalıdır ve her iki tarafın bu sözleşmede yer alması gerekmektedir. Eğer bu sözleşmeyi bir taraf bozarsa veya kurallarını yerine getirmezse o sözleşme iptal edilebilir, yani her koşul altında kadın ve erkeğin ömürlerinin sonuna kadar birbirlerine bağlı ve birbirlerine mecbur oldukları bir durum yoktur.

“İyi düşün, doğru söyle, güzel yap” Zerdüşt felsefesinin temel ilkesidir. Önderliğin tam da fikir-zikir-eylem birliği dediği husustur. Üçünün birlikteliği anlamlı olan yaşamı ortaya çıkaracaktır, bu yaşam ahlaki ve politik olan yaşamdır ve Zerdüştlükte buna bir çağrı vardır. Alevi inancına baktığımızda bir nefs terbiyesini ifade eden “eline, diline, beline hâkim ol” öğüdü de Zerdüştlükten esinlenmiş ve onun bir devamı biçimindedir. Hırsızlık yapma, tamahkâr olma, söylediklerine hâkim ol, yalan-yanlış konuşma ve güdülerine hâkim ol denilmektedir.

Bu açıdan Önderlik Zerdüşt’ü bir tek peygamber olarak değil, aynı zamanda filozof olarak da ele almaktadır. Hatta peygamberlik yönünden çok filozof yönünün daha önde olduğunu söylemektedir. Nietzsche de “Böyle Buyurdu Zerdüşt” adlı kitabında Zerdüşt felsefesini dile getirmekte ve özgür iradeye çağrısını esas olarak ifadelendirmektedir. Bu kitapta Zerdüşt’ün tanrının ölümünü ilan edişini anlatmaktadır. Dile gelen tanrının ölümü, özde Zerdüştlük felsefesindeki özgür düşüncenin açığa çıkması, var olan sistemin sorgulanması ve ona başkaldırıyı ifade etmektedir. Zerdüştlükte tanrı, yani egemenlik, iktidar sistemi düşüncede öldürülmektedir, o düşünsel anlamda ölmüştür, ondan arınma vardır. Tanrının ölümü düşüncenin ve iradenin özgürleşmesi ve iktidarın ölümüdür. Nitekim Zerdüştlüğün en temel ilkesi özgür iradedir. İrade, kölelik düşüncesi, ideoloji ve felsefesini reddetmektir. Uygarlığın çıkışından sonra ilk kez insan iradesi tanınmaktadır. Diğer tüm inanç sistemleri ve felsefeler insan iradesini bir güce, tahakküme bağlamaktadır. Ama iradesi kırılan, hiçleştirilen insanlığın egemenlik sisteme başkaldırısı Zerdüştlükte ifadeye kavuşmakta ve yeniden arayışa yönelmektedir. Özgür iradeyle kadercilik anlayışı reddedilmektedir. Tanrılar tarafından kaderi belirlenen insan bu kaderi reddetmektedir. Bu anlamıyla Zerdüşt felsefesi tam bir ahlak felsefesidir. Zerdüştlük, yeniden bir özgürlük ahlakı oluşturmak, bozulan ahlakı düzeltmek ve insanın doğasında var olan anlamı açığa çıkartmak istemektedir. Zerdüştlükte direniş yine temel bir ilkedir ve ancak özgür düşünce ve iradeye ulaşabilen direnebilir. Zerdüşt öğretisinde din ve felsefeyi birbirinden ayıran temel husus kuşkusuz özgür irade ilkesidir. Dinlerde esas olarak irade reddedilir, tek bir irade vardır; o da tanrıdır, kaderin, iraden, tüm varlığın tanrının elindedir. Zerdüştlükte ise tam tersine insan iradesi esas alınmaktadır. Dinden ayrılan temel yönü budur.

Zerdüşt felsefesinde bir diğer önemli husus da cennet-cehennem düşüncesidir. Aydınlık ve karanlık gibi cennet ve cehennem de düalisttik bir şekilde ele alınır. Ölen bedendir, ruh ise yaşamaktadır ve bedenin ölümünden sonra ruh önce cehennemi görecektir ardından cennete çıkacaktır. Yani aslında bir kaosun ardından yeniden aydınlığa çıkacak, ilahi aşka ulaşacaktır. Bunu aynı zamanda insanın kendi aydınlık ve karanlık yönlerinin hesaplaşması, insanın kendi iç hesaplaşması sonucu hakikate varması olarak da ele alabiliriz. Esas olarak cennet ve cehennem fikri insanlığın uygarlıkla tanışmasından önce ortaya çıkmıştır. İnsanlık Zagros-Toros hattına geldiklerinde ve burada yaşama imkânına kavuştuklarında cenneti yaşamışlardır, ardından gelişen uygarlık ise cenneti bir cehenneme çevirmiştir. Bu kez cennet, ezilenler için yeniden özgür bir yaşama ulaşmadır, cennet özgürlüktür. Ezenler için ise cennet çalışmadıkları, sürekli olarak hükmettikleri ve birilerinin kendilerine hizmet ettikleri yerdir. Cehennem ezilenler için özgür olmayan yaşam, ezenler için ise cennet egemenlik kurdukları yaşamdır. Zerdüştlükteki cennet-cehennem ikileminde herkesin önce cehennemi ardından cenneti yaşayarak anlamlı yaşama ulaşması fikri, ister ezen olsun ister ezilen herkesin içindeki aydınlık ve karanlık yönleri açığa çıkararak mücadele etmesini sağlama ve sonuç itibariyle kazanacak olanın da muhakkak aydınlık olacağına yönelik inanca dönüktür.

Berfin Zinê

Devam edecek

 

Attachment