Şehit İlkeden Taviz Vermemektir

0Shares

(Zilan’da daha teorik, daha ilkeli iken, Sema’da daha sorunlarla boğuşma ve pratikleşmeye doğru bir tamamlama olayı var. Fikri’de de bir tutarlı erkek kişiliğinin nasıl yeniden şekillenmesi gerektiğine dair çok duyarlı, anlamlı yanıt var.)

Eskiden kitabi olmak derlerdi. Biz, buna anlama gücüne saygı göstermek ve ona göre bir işin, bir amelin sahibi olmak diyoruz. Kürt olayında en çok öğrenilmesi gereken kitapsız bir halk gerçeği olmasıdır. Çok değerli sözlerin kitabileşmesiyle birlikte yürüyen, gelişen insanlık yarışında kitapsız olmamız, anlayışsız olmamız ve yaptığımız işlerin, amelin değerinin neredeyse olmaması, kendisine karşı olması gibi bir gerçeğiniz vardır. Şimdi hemen belirtelim ki, ameliniz, pratiğiniz kitaplardaki doğrulara olduğu kadar bizimde yazmaya çalıştığımız kitaplara göre olamıyor. Başı boş, tüm kitapların yazdığı doğrulara ters, en temel sorunumuz budur.

Şehitler gününde, büyük direnç ve ona kendi bedeninde kızıl köprüler kurarak ulaşmaya çalışan Sema Yüce kişiliğinde en çok söylenmesi gereken; onlar kitaba göreydiler veya bizim durumumuza bakıldığında, bir türlü yanıt veremeyenler kitapsız idiler; doğrusuz, anlayışsız idiler. Bundan sonrası ne yapıp edip kendimizi bu kitaba kavuşturmaktır. Haydi hayatın kitabını da okumayı bilmiyorsunuz, o yetenekle gelmemişsiniz, dolayısıyla bütün direniş değerleri unutulup gidiliyor. Böyle yargılanma günlerinde hesap vermeniz gerçekten çok zor. Ulusal değerler karşısında hesap vermesini bilmeyenler de, ancak lanetliler sınıfına girer; ikiyüzlüler, münafıklar, sefiller grubuna girer. İlkeli olmanız için çok büyük güç harcadık. Fakat isyan pratiğiniz, bunu en az düşman kadar zorluyor.

Ulusal değerlere karşı her sahada çalışma hususlarındaki bu duruş, yaklaşım tarzınız kesinlikle varsa bir gücünüz, bir samimi sözünüz, artık zarar vermeyecek kadar biraz da yararlı olabilecek bir yeterliliği yakalamalıdır. Tarihte Kürtler gerçekten de insanın yarış ettiği ve kazandığı konularda en anlayışsız duruma düşürülmüş bu tabii doğal karakter değil, düşmanları tarafından bu duruma düşürülmüş bir halk olarak da değerlendirilebilinir daha çok bu gerçeği yansıtıyorsunuz. Ama yanlış bir gerçektir. Düşmandan kalmış, lanetli, belleği yitirilmiş, tam da düşmanına göre oluşturulmuş sahte bir gerçekliktir.

Parti savaşımımız ilk elden kendimizdeki sahteliğe karşı savaştır. Burada iyiniyet o kadar önemli değil. Gereklidir, ama iyiniyetin içi yüksek anlayışla doldurulmazsa belki de kötü niyetliden daha çok zarar verebilir de. Doğrusuz, savaşsız, aşksız bir yalan yaşam gerçeği; işte bir cümleyle tarifi veya tersinden söylersek; yanlışlarla, yenilgilerle anlamlı olmayan bir savaş ve güdülerin sınırlarına takılmış çirkinli yaşam. Bu büyük ayıbı biraz olsun aşmak için Partileşelim. Hani çağımızın modasıyla, eskiden “dinimizi kuralım, mezhebimizi kuralım” derlerdi; şimdi de “Partimizi kuralım” deriz. Öyle yapmak isteriz.

Bu büyük bir savaştır. Bize çok gerekli olan ve esasta da doğru bir çizgisi vardır bu savaşın. Ama halen gerçekliğimizle birleştirmeye çalıştığımız bir çizgiye karşı büyük bir homurtu var. Körce bir bağlılık kadar, çoğunlukla düşmana hizmet eden, yine kör bir çabayla savrulmalar var. Burada en büyük savunma gerekçeleriniz; “beynim, yüreğim fazlasını kaldıramıyor” oluyor. İşte bu da yenik düşmenin diğer bir ifadesidir. Fazlasını kaldıramıyorsan neden geliştirmiyorsun? Neden günleri böyle harcıyorsun? Burada tarih karşısında, insanlık karşısında savunma olamaz. Hatta sınıf tanınmaz bir duruma geldiği için de, en başta kendini kandırmadan tutalım, ipe sapa gelmez her türlü dili, her türlü dayatmayı, herkese, her yerde çekinmeksizin, düşman olmaksızın, hatta iki gözü karalıkla sergilemekten geri durmuyorsunuz. Ama hayat da size hep bu temelde vurdukça vuruyor. Yararlı olmaması yüksek anlayışsızlığınızla izah edilebilinir.

Bugünlerde demek ki bir anlayış geleneği, özellikle pratik yaşam, savaş pratiğine damgasını vurmadıkça kendinizi affetmeniz asla mümkün değildir. Cezai anlamda affetmekten bahsediyorum. Yaşamın her yürüyüşünde bizi kahredecek engellerle karşılaşmaktan kurtulamazsınız. Buna gerek duyuyorum ve öyle de oluyor. Başınızı nereye çeviririseniz dikenler batar, nereye atarsanız oraya yapışıp kalır. Bu gerçeğiniz oluyor. Hangi özgür yaşam ilkesine, savaş ilkesine başarıyla bir yürüyüş gerçekleştiriyorsunuz? Nerede, yaşamınızın hangi döneminde? Bugünlerde bunları sorgulamak gerekiyor.

Burada sizde çokca gördüğümüz diğer bir husus da, böyle günleri, ağlama günlerine ve ucuz tersinden dinsel, duygu günlerine dönüştürmeniz yetmez, kurtarmaz. Önceleri halkımız bazen zoraki çok ağlar, zoraki çok sahte gülerdi. İkisinin de değeri yoktur. Halbuki bu şehitler belki de insanoğlunun en zor denediği kahrolma ve kahretme biçimini gerçekleştirdiler. Haydi birilerinin, düşmanın eliyle insan ateşlere atılır, ta İbrahim Halil peygamberinden tutalım, Hallacı Mansurlar’a kadar ama onlar sadece düşmanları tarafından atılmıştır. Ben hatırlamıyorum kendi özgür iradesiyle ateşlenmeyi, hem de en genç yaşta, hayatın baharında ve çok rahatlıkla başka mücadele biçimlerini de deneyebileceği imkanları olduğu halde. İlktir, öyle tahmin ediyorum ve bu bizi çok büyük düşünmeye zorluyor, zorlamak zorunda.

Benim özellikle PKK şahadet gerçekliğinde, diğer bir çok hususta çalışmalardan geri durmamakla birlikte anlamından kopmamaya çalıştığım esas gerçekliktir; şahadet gerçekliği. Anlayış ve uygulama esaslarında ciddi bir yetersizliği yaşamamak için diyebilirim ki, en büyük özeni gösterdim ve istenildiği kadar olmasa da, bağlı kalmayı ucuz bir söz olmaktan çıkardım. Savaşsallaştırmada da bir iki adım attım. Daha fazla güç olsaydı kişilikte, şüphesiz daha fazla bir gerçekleştirmeyi de sağlamaktan çekinmezdim. Ama bizde böyleyken, sizde nasıl oldu? Baktığımızda durumlarınız iç açıcı değil. İşte burada, bu büyük boğuşmayı yaşadık sizlerle, yaşamak zorundayız. Çünkü bu değerler öyle kolay çiğnenecek değerler olamaz. Körce bir kavgayla da anlamı yerine getirilecek değerler olamaz. Kürt çeyrek asrı geçen sürede kendini tanıdı tanıyalı, kendi canlarını halklar uğruna gözünü kırpmadan feda eden insanlar gibi olmayı belki başaramadım ama onların anısının sağlam bir takipçisi olmada da nefes nefese bir yürüyüşü gerçekleştirmekten kendimi geri tutmadım. Dara ağaçlarında, ölüm kusan mermilerin delik deşik ettiği vucütlara saygılı olmak için gücümü çok iyi kullanmaya çalıştım ve gelinen noktada sözümde, eylemim de ciddiye alınan bir konuma geldim. Herhalde bunda en belirleyici etki bu şehitler gerçeğinin ta kendisidir.

Şüphesiz şehitler gerçeği için bunları belirtmek kendi başına yetmiyor. Şehitler bundan ibaret değil, bir dava takipçiliği ve hatta savaşımlarına bir yere kadar da mesafe aldırmak tam bunları ifade etmez. İçini sorgulamak daha büyük önem taşıyor. Bunlar genelde özgürlük kavramıyla açıklanmak isteniyor. Gerçekten çok genel bir kavram. Onun nasılı çok daha yakıcıdır ve gerçekleştirmesi de bir o kadar zordur. Şehitlerin bir çok takipçisi var. Benden daha fazla kendini adıyanlar var. Ama dikkat edilirse bunlar bile onları unutturmaktan ve hatta anlamsız bulmaktan öteye bazen ileriye gidemiyorlar. Demek ki takip etmek uğruna ölmek yetmiyor. Daha başka şeyler gerekiyor. Bu, başka şeylerle içini doldurmak. Çünkü hiçbir şehadet çok büyük bir yaşam gayesi, gerekçesi olmadan gerçekleştirilemez. Biraz da zor olan bunu çözmeye, noksanlığı varsa gidermeye, en ağır bir savaşla da olsa yaşamsallaştırmaya çaba göstermemiz bizim genelde bir çok kişiyle olan farkımızı ortaya koyuyor. Bunu başarmasaydık, şehit değerlerine bağlılık ağırlıklı olarak laf olmaktan öteye gidemeyebilirdi.

En zor hesap verilmesi gereken nokta böylesine kendi kendini sorgulayıp yanıt olmayı sağlama noktasıdır. Şehidin seni fiili olarak denetleyebilecek bir sözü, bir iradesi yoktur. Ama bunun yolaçtığı yanılgı; “onlar adına istediğim keyfi sözü, işi yaparım” yanılgısıdır. Bu ağırlıklı olarak bizim gerçekliğimizde tersliğe götürür. Hele kişilerin çok keyfiliği, onların neredeyse ihanetini bile iyi niyetle geliştirir. Bunun için iç sorgulama şehitlik gerçeğinde çok önemlidir. İç sorgulamayı tek kaldığında da geliştirmek ve bunu başarı düzeyine taşırmak en zor olanıdır. Ve bunun gücünü gösterenler değerlidir; en azındandır, fakat en değerli olanıdır. Arsız insanlar üzerinde şehidin dili yoktur ve fazla etkili olamaz.

Herhalde insanların en fazla güç aldıkları da; güç yitirdikleri noktada bu dili olmayan şehit gerçeği karşısındaki duruşlarıdır. Bizde o kadar çok ki bunlar, sayılamayacak kadar, fakat bir o kadar da üzerinde durulması gereken büyüklükleri var. Şehitlerdir, sözü alıp gidiyor, ama acaba kaç kişinin hakkını vermek istediği çok kuşkuludur. Burada da iyi niyetten ziyade, bitik kişilik yanıt olamıyor, gücü yok. Beyinde, yürekte kendini çoktan vurmuş. Bununla neyi yapabilir ki? Kendisine güveni, terbiyesi, bir iradesi kalmamış ki şehidi anlasın. Bu tehlikeyi bertaraf etmeye çalışıyoruz. Bizim bu konudaki sloganımız; şehitlerin komutası altında bu son yıllardaki savaşı götürmektir. Eğer “neden keyfimizce değerlendirilemiyoruz” diyorsanız, benim de size söylediğim; şehitlerin komuta gerçeğinin ne olduğunu anlamaktır. Tanımayacaksınız böyle bir komutayı, o zaman benim size söyleyeceğim fazla bir şey yok.

Bu rezil yaşama karşı bir darbe olan şehitliği, yeni yaşamınızın düzeltilmesinde etkili bir silah olarak kullanamazsanız, hiç kimsenin sizi ciddiye alması, hayatın kendisinin sizi bağışlaması mümkün değildir. Burada kara cehalet örneği, alabildiğine tıkanmış duygularla çok sözde kalan, dediğim gibi ucuz gözyaşları veya yaşam duygularıyla yanıt olamazsınız. Çünkü şehit gerçeği kadar kesin, yalansız dolansız olan bir başka gerçek yoktur. Israrla bu gerçeğe göre kendinizi gerçekleştiremezseniz, gerçekten kabulünüz mümkün değildir. Onlar ki yaşamın yeniliğini, kendi bedenlerindeki ateşi, küllerinden yaratmayı söz olarak veriyorlar. O zaman acaba sizin için bu ne anlama geliyor? Bu çünkü katı bir gerçek. Onun için şu bireysel hevesler, keyfi duruşlar bu gerçekle tezat, terslik teşkil ediyor diyorum. Birileri bu kadar büyük fedakarlık eylemi koyacak; sen bunun tersiyle onun mirası üzerinde yaşayacağını iddia edeceksin. Buna kargalar bile güler.

PKK ve onun askeri savaş birliklerinde ortaya çıkan laf anlamazlık, bildiğini kuralsız ve fazlasıyla bencillik temelinde dayatmalar bir başkaldırıdır. Ama daha çok da bu kutsal değerlere bir başkaldırıdır. Çoğunlukla zarar verdiler. Anlayışı kıt olanlar kendilerini kaybettiler ve büyük kazanmadıkları da doğru. Bunun anlaşılır kılınması için biz çok çaba harcadık. Dağları-taşları kitaplarla, çözümlemelerle doldurduk. Ama siz bir kaç tane ilkeye göre yürümeyi yine beceremediniz, yahut dağların dizginlerinden kopardığı, güdülerin biraz kendini serbest gördüğü bu dağ havasında, çok aşırı ileri gittiniz bencillikte, keyfilikte işte burada da şehit gerçekliğimiz dur hareketi oluyor. Doğruya da gel hareketi oluyor. Umarım eğer illa böyle günlerde bir değerlendirme gücü yaratmak istiyorsanız kendinizi dürüstçe bir affetme, islah etme kararlılığını da yaratmak istiyorsanız, bütün yüce dinlerde olduğu gibi, halkımızın da gerçeğinde, hatta toplumsal insani birimlerde bile bu bağışlanma siyaseti doğru olabilir. Bunu da aşırı zorlamamak gerekir. İşi gücü kötülük olanların bağışlanması herhalde doğru olamaz. İncir çekirdeği kabilinde değersiz şeyler yüce yaşamı onun araçlarını birileri bozuyorsa, bir tutum davranış varsa, kesinlikle ona yer vermemek, bağışlanmak kurumunu da anlamak açısından çok gereklidir. Ama illa birileri güzel bir iş yapmak istiyorsa da, ona bir affetme olanağı sunmak, böyle günlerde anlamlı olabilir. Kişinin kendini affetmesi, bağışlatması, islah etmeye yönelmesi mümkün olabilir. Değerlendirmek gerekir. Eskiden tanrılar, muhabıtlar karşısında bunu yaparlardı. Biz şimdilik şehitler karşısında yaparsak bu bizim için fazlasıyla yeterlidir.

Şehitlik gerçeğinde bir kaç hususu daha da belirtmek gerekebilir. Özellikle bizim için çok trajik olan bu şehitliklerde bir derin zayıflık var. Hele böylesine şahadetlerden kaçamamak, kendini mahkum görmek tam bir trajik zemine dayalıdır. Büyüklüktür, fakat trajiktir. Bu nasıl bir nokta, zemindir ki, böylesine insanlık tarihinin en ender olabilecek bir eylemine zorluyor. Bunu mutlaka anlamak gerekiyor. Bu zemini bir de kurutmak gerekiyor. Bunu çok düşünmek gerekiyor. Bu büyük zayıflık zeminin kişiyi böyle en kahramanca trajik bir eyleme zorlayan gerekçelerini, nedenlerini ortadan kaldırmak gerekiyor. Benim biraz yapmaya çalıştığım buydu. Benim böyle bir eylemi göze almam mümkün değil. Ama bu zemini kurutmak için de benim kadar bu işin ustası olmak, hem de amlansız savaşçısı olmak, belki de yine tarihte hiç görülmeyecek gibidir. Ve kaldı ki, bu ikisi de birleşti. Benim bu bir yerde büyük duruşu, büyük trajik eylemi zorlayan gerçeğin, tarzın ve bir de bunu ortadan kaldırma çabam korkunç bir buluşmayla kendini ifade ediyor. Önlemek için çok büyük bir çaba harcadım, ama esasta sadece bu sembol eylemler değil, yoğunca yaşanan şahadetlerde de bu vardır.

Bir ana ilkeye bağlılığın götürdüğü bir eylem iken diğer yandan orada ilkenin uygulanmasında kişilikteki yetersizliği, olmadık yerdeki şahadeti gerçekleştiriyor. İlkeye bağlı bizim şehit adayı, müthiş bağlı, benden daha fazla. Onun gereklerini büyük bir savaş ustalığıyla gidermek söz konusu olduğunda yapamıyor, çok trajik düşüyor. Şimdi benim yaptığım biraz daha farklı ilkeye bağlılık ama o zeminde yakılmamak için korkunç bir politik sezgi, askeri olmanın o gün için gerekleri, inanılmaz bir tarz ve tempoyla birleştirilerek, en zor anda en önemli çıkışı yapmak, başarmayı sağlamak gibi duruma yol açma budur. Bizim sanatımız bu.

Önder Apo
30 Haziran 1998
Devam Edecek

Attachment