Savaşta Anı Anına Yaratılanlarla Yeni Yaşamlar Oluşur

0Shares

Ana Kürdistan’ın dört bir yanında dört yarasına kim merhem olmak istemezdi ki! Uğruna yanıp tutuşan sayısız sevdaların yaralı yolunda ne destanlar yaşanmadı ki! Binler ırmak olup aktılar yaralı yüreğe ve anlamla bütünleştiği an’da yaşam oluştu.

Ana Kürdistan’ın gün geçtikçe kanayan yarası durmak bilmez bir hal almıştır. Kara delik gibi her geçen gün yoldaşlık acısına yenisi eklenince anılarıma dokunamaz oldum. Dokunup anlatabilsem bu acıyı bir daha yaşanmaması için engel olabilir mi acaba, diye düşünüp kendimi teselli etmeye çalışırken bile, aslında her gün yenisini görüp yaşadığımız gerçeklerden uzaklaşıp görmezlikten geliyordum. Ama nereye gidebilirdim ki? Dört yaradan binlerce yara açılmışken…

Ve geçmiş ile bugünü bütünleştiren ve hep bedel ödeyerek her gün yoldaşlığımızın acısını derinden yaşayarak yol almadık mı hep? O zaman ben neden ve nereye kaçabilirdim ki? Kendimden kaçsam bile ne geçmişte ve ne bugünkü yaşayan gerçeklerden kaçabilirim. Kaçmak her zaman en kolay olandır ve acı çekmeyeyim diye kaçıyorum. Çünkü şunu çok iyi biliyorum ki yoldaşlarımı anlatmak derin bir acı ile yüreğimi yakar! İyi biliyorum o anı… O anı anlatmak bir kez daha onu yaşamaktır. Benim için en zor olanında bu olduğunu, olacağını biliyorum. Ama yoldaşlarımı anlatmak ve onları yeniden yaşatmak da benim için her şeyden önce gelen bir sorumluluktur. Bu yüzden onları yüreğimde ve benliğimde diri tutmak benim için bir ilkedir. Bu gerçekliğimizi böyle bilip, anlamak yeniden yaşatmaktır. Ve yıldızlaşan yoldaşlarımdan birisi de Heval Herekol’dur.

Heval Herekol’u anlatmanın, dile getirmenin benim için kolay olmayacağını da biliyorum. Onunla yaşadığım günlere gidip dokunmak ve anlatabilmek belki de kendime dokunup ve kendime varmak farkındalığım olur. Ama yüreğimin en derin acısıyla onu yeterince dile getirememek olacak benim için. Herekol arkadaş şehit düştüğü günden beri onu anlatacağım diye verdiğim bir söz vardı. Ama şehadetine bir türlü inanmadığım için anlatacağım günleri geleceğe erteledim hep. İşte o gün belki de bugündür. Onu anlatmamanın gerekçesi olamazdı benim için. Ne yetersizliğim ne de güçsüzlüğüm mani olamazdı buna. Çünkü yıldızlaşanları anlatmak bizi kendi hakikatimize ulaştıran yoldur her zaman. Bu hakikate karşı kendimizin doğru ve yanlışlarını görüp şehitlerimizin karşısında doğru sorgulamak, onların hakikatine denk yaşamak için insanlık görevimiz oluyor her zaman. Bu gibi anlardan kendimizi şehitlere karşı ne kadar borçlu olduğumuzu görüyor ve kendimizi bulmak için onlara yol alıyoruz. Adeta günah çıkaran, günahkarlara dönüyoruz onların karşısında. Ve arındırıyoruz kendimizi tüm kirliliklerden ve günahlardan.

Herekol Heval, Şırnak’ın Sipindarok köyündendi. O da birçok genç kadın arkadaş gibi küçük yaşta mücadeleyle tanışmıştı. Aslında onu küçük yaşta mücadeleyle tanıştıran koca bir sistem gerçekliği olmuştu. Ve bu sistem karşısında genç bir Kürt kadın olarak var olması her şeyin bedeli olmuştu ki bu yüzden sistemi baştan aşağı reddederek, iradesini toprakla ve kendisiyle özdeşleştirdiği kadın bilinciyle özdeşleştirerek, mücadele hakikatine kulaç atmış yönünü dağlara çevirmişti. Cudiya Mirada dağlarında başlamıştı gerillacılık hikayesi. Herekol’un bir de Herekollara sevdası vardı. Aşıkları aşklarında utandıran bir sevda… Yüreği Herekol’a yanardı, aşktan yanıp kül olurdu adeta ve yeniden Herekol için doğardı küllerinden… Yetmezdi yine de ona, az gelirdi sevdası. Onun için Herekol olmak, o dağın suyuyla varolmaktı, yıkanıp arınmaktı tüm kirliliklerden. Herekol adını bu sevdadan ödünç aldı. Ve itiraf etmeliyim ki kendisi de Herekol kadar asi ve çekiciydi. Kendisine ait her ne varsa temiz, pir u pak, saf duygular, düşünceler, özlemler, sevgiler hesini Herekol arkadaş emanet etmişti adeta Cudiya Mirada ya Herekol kendisiyle birlikte.

Büyük İskender, Kürdistan dağlarını talan-viran etmek için o dağlara vurmuştu kendini. Çok eminmiş kendinden yol alırken o cennet dağlara doğru. Ama tarih gösterdi ki dünyanın geçit verdiği Büyük İskender ile Kürdistan dağları geçit vermemişti. Herekol heval ise en zor yıllarda dahi o gencecik yaşıyla dağlarda yol alıp, onlarla dost olmayı başarmıştı. Onu dağlara çeken bir şeyler vardı. Tüm varlığıyla bunu duyumsuyor ve bilmek, çözmek istiyordu bu sırrı. Dağda olmak en özgür anını yaşaması demekti onun için. Bu yüzden zorluklar ne olursa olsun üstesinden geleceğine hep inandı ve bunu hep de başardı. Zorluklar onun için yorulma, usanma gerekçesi değil, daha çok dağlara, mücadeleye bağlanma gerekçesiydi. Herekol arkadaşı büyüten, onda güçlü bir militan kimliği yaratan işte bu zorluk mücadele diyalektiğiydi.

Zaman akıp giderken o da zamanla beraber oluşuyor, oluşturuyordu kendisini. Zaman onun için anlam-değer katılması gereken bir olguydu. Bu yüzden zamanla beraber akıyor, gelişiyordu. Öğrendiği, bilincine vardığı her hakikati yaşamına yedirir, anında pratikleştirmek isterdi ve bunu çok güçlü bir şekilde yerine getirirdi de. Heval Herekol, böylece kendini partiye APOCU felsefeyle layık kılma yolunda hızla ilerliyordu. Yıllarını tecrübelerle, sınanmış pratiğiyle deviriyordu. Ve attığı her adımda yarattığı hakikatleri, ulaştığı doğruları bulunduğu her ortamda arkadaşlarla paylaşıyor, “aldığımı vermeyi de bilmeliyim” felsefesiyle yaklaşıyordu. Yaşamı her an bir sorumluluk sahasıydı. Hiçbir şeyden kaçmaz, aldığı her sorumluluğu layıkıyla yerine getirmeye çalışırdı.

Heval Herekol ile ilk karşılaştığımda beni ona götüren, ulaştıran bir şeyler olduğunu derinden hissetmiştim. İlk gördüğüm anda onunla daha sonra da kalacağımı, aynı ortamı ve çalışmayı paylaşacağımı sanki biliyordum ki nitekim öyle de olmuştu. Daha sonra Kiriya Reş kuşatmasında görmüştüm onu. Eylem zamanlarında tüm bölükler bir araya geldiği için oluyordu karşılaşmamız. Bu karşılaşmalarda henüz birbirimizi tanımıyorduk.

Daha sonra ben onun mangasına geçtim ve uzun süre onunla birlikte kalma şansını yakaladım. Ben o zaman henüz çok genç olduğum için bana birçok konuda yardımcı oluyor ve iyi bir öğretici oluyordu. Ve en çok da beraber bir göreve ya da bir eyleme gittiğimizde bunu yapıyordu. Hangi arkadaşa nasıl yaklaşacağını öylesine ayrıntılı ve incelikli düşünürdü ki adeta kimse onun kadar hangi arkadaşın ne özgünlüğü var, farklılığı nedir bilmezdi. Arkadaşlara yaklaşımlarını anın koşullarına göre belirlemezdi. Adeta bir ilke olarak kendi kişiliğiyle bütünleştirmişti. Yerinde durmak nedir bilmezdi heval Herekol. Yaşamın her anında varlığını derinden hissettiriyordu. Ve yaşamda akışı bir su gibiydi. Daima akan bir su. Tecrübelerle olgunlaşmış, yaşama ve kendine büyük bir güvenle yaklaşıyordu. Korkusuz ve kaygısızdı. Yine her şeyi yerine getirmek ve eksiksizce tamamlamak onun için bir yaşam ve militan olma ilkesiydi. Yaşama da böyle anlamlar yükleyerek yaklaşırdı.

Sevimli ve güler yüzlüydü. Gözbebekleri ay ışığı kadar aydınlatıcı bir umut saçardı. Tüm güzellikleri o büyük kara gözlerde okumak mümkündü. Ondan bir arkadaşın kolay kolay rahatsız olduğunu hatırlamıyorum. Herkes onu hem çok sever hem de güvenirdi. Bu güven kendiliğinden oluşmamış, mütevazi bir duruşu ve yaşamıyla heval Herekol oluşturmuştu. Yine onun öz güveni ve yoldaşlarına olan güveni nedeniyledir ki mangasını alıp her yere, her göreve gidebiliyordu. Güven tam olunca hiçbir engel önümüzde duramaz derecesindeydi. Bu yüzden de hedefine doğru yürümeyi, odaklanmayı iyi bellemişti. Nerede bir eylem keşfi olacaksa heval Herekol ve mangası orada hazır olurdu ve hep önde olurdu. Yaşamdaki başarısı savaşta da kendini daima gösteriyordu. Yoldaşlarını iyi şekilde mevzilendirmek ve tek bir arkadaşa en ufak bir zarar gelmemesi için her türlü fedakarlığı gösterir, tüm zorluklara katlanırdı. Bir anne ve baba, çocuklarını koruma iç güdüsüyle nasıl sarıp sarmalarsa ve her şeye katlanırsa, heval Herekol da aynı şekilde davranırdı.

İçinde heval Herekol’un olduğu anılarıma uzanıyorum. Ona ait bir sözü hatırlamak özlemiyle yola çıkıyorum. Korku doluyum, hatırlayamam sarıp sarmalamış bedenimi. Kalemi elime aldığım ilk andan itibaren onu yeterince anlatabilip anlatmama korkusu…

Herekol ve Herekol gibi nice yoldaşlar katıldı şehitler kervanına. Bize düşen görev ise anılarına bağlı kalarak onları yaşamak, dünyanın her neresinde olursak olalım yaşatmak… Onlar için döktüğüm her bir damla gözyaşına anıları sığdırıyorum, özlemleri sığdırıyorum ve daha nice şeyleri…

Geçmişte olduğu gibi bugünde hala ona Kürdistan’ın yüreğine akın eden özgürlük yolculuğu devam ediyor. Onlara layık olma arayışımız Kürdistan ile taçlanıyor her geçen gün. Heval Herekol ile yaşamak ve ona yoldaş olmak çok güzeldir. İnsana büyük bir moral ve güç verirdi. Yüzlerce kişiye sevgisini sunabilecek kadar kendinde bunu yaşatabilen bir yoldaştı. Sevme yolundaki engeller nasıl ki insan eliyle oluşturulduysa, yine insan eliyle kaldırabileceğine inanıyordu. Ve o bu yüzden sevgisinin önünde hiçbir engel oluşturmazdı. Ve sevdikçe paylaşıyor, paylaştıkça büyütüyor sevgisini. Onun özelliklerini ve güzelliklerini anlatmaya ne gücüm ne de kalemim yeter biliyorum.

Heval Herekol denilince birlikte kaldığımız anlara yel alıyor yüreğim. Onun ideali uğruna yarattığı büyük yaşamı her türlü zorluğa göğüs geren duruşu, fedakarlığı geliyor aklıma. Gerillanın Gabardin elbiseleri içinde Herekol dağında bir çiçek gibi açılışı en çok onda somutlaşırdı. Sevimli ve güler yüzlü, omuzundaki Siyah-Beyaz kefiyesiyle güzelliğine daha bir güzellik katmıştı. Küçük yaşta şehit düşen arkadaşlar olunca heval Herekol çok yoğun etkilenir, vicdanen kabullenmez, onu kaldırmak çok ağır gelirdi. Bu yüzden heval Herekol’un mangasında küçük, yani portatif arkadaşlar olduğunda özellikle onlara karşı çok duyarlı olurdu. Ve onların yerine her şeye koşardı adeta. Bir militanın taşıması gereken bütün özellikleri taşırdı. Bu konuda her an bir çaba içerisinde olurdu. Biz yoldaşlarını adeta kendisine hayran bırakırdı. Heval Herekol ile uzun bir süre Haftanin’de kaldıktan sonra Metina’ya geçtik ve aynı bölükte kaldık. Ama ben yaralandıktan sonra bölükten ayrılmak zorunda kalmıştım. O ayrılığın sonsuz bir ayrılık olacağından habersiz bir şekilde. Onu artık hiçbir şekilde göremeyeceğimi bilmek yüreğimde bir ağırlık oluştursa da kabullenmek zorunda kaldım. Geriye kalan onu daima hissederek yaşamak oldu.

Herekol arkadaş, bende derin bir his, duygu ve özlemle yer edindi. Ve sonsuza dek de böyle kalacak, sonsuza dek yüreğimde parlayan, yolumu aydınlatan bir yıldız olacak.

Onun acı haberini çok sonra duymuştum. Zap’ta, Şikefta Birindara’da sonsuzluğa ulaştığı haberini duyduğumda hangi alanda olduğumu şimdi tam hatırlayamıyorum… Ama bu acı haberin yüreğimi nasıl yakıp kül ettiğini ise yaşadığım süre boyunca hiç unutamayacağım…

Nejbir GARZAN