Onsekızler; Umudun Adı Olan Gerillaları İzlerken

0Shares

Mola verdikleri yere yakın olan köydeki bir eve gittiklerinde, yeni katıldıkları insanlık okulunun ikinci dersini öğreniyor, halkın karşısına onurlu bir sıfatla çıkıyorlardı. Gittikleri evin sahibi, hemen yeni katıldıklarını anlamıştı. R.’nin dışında diğer üç bayanın giyimi, yörenin durumuna göre çok tuhaftı. R. kadife pantolon ve kazak giymişti. Berivan, streç olan daracık bir pantolon giymişti. Sozdar, tulum şeklinde bir şort, ince çorap ve kazak, Hêvi de streç pantolon ve dizlerine kadar inen boğazlı erkek kazağı giymişti. Erkek arkadaşlarının da kimi ipince bir gömlek, kimi pantolon, ceket ve kravat, kimi ise terlik giymişti. Hepsinin saçları başları darmadağınıktı. Bu halleri ile yeni olduklarını anlamamak imkansızdı. Evin sahibi, durumlarına bakıp, bıyık altından gülüyordu. Yeni oldukları için de cesaret vermeyi ihmal etmiyordu.

Kahramanlıkları dilden dile dolaşan gerillaları, bilinçlerine kazıyamadıkları için, ışıkta çok daha dikkatli ve meraklı bakışlarla, büyük bir hayranlıkla incelemeye başladılar. Silahlarına, giysilerine, sırt çantalarına, kefiyelerine takılan meraklı gözler, kendilerinin bu giysiler içinde nasıl olacağını hayal ediyorlardı. Her şey, küçük dünyasından henüz yeni çıkan ve yuvasından çıkıp gökyüzüne ilk kez kanat çırpan bir serçenin ürkekliği ile etrafı izleyen Hêvi’ye anlaşılmaz, anlaşılmaz olduğu kadar da anlamlı gelmişti. Umudun adı olan gerillaları izlerken, yeleklerine takılı küçük kırmızı rozet gözlerine ilişti. Yeni bir şey keşfetmenin coşkusuyla yerinden fırlayıp, büyük bir telaşla gerillanın yanına gidip:

“Bu taktığınız göğüs iğnesi nedir?” diye sordu.

Hêvi’nin henüz her şeyi anlamakta yeni olduğunu bilen gerilla arkadaşlar gülümseyerek, bunun göğüs iğnesi değil, partinin rozeti olduğunu anlattı. Berivan söze karışarak, onlara da verip vermeyeceklerini sordu. Bu soru karşısında iki gerilla da gülüp, “veririz” dediler. Gülümsemelerinin nedeni, herhalde yeni katılan herkesin bu soruyu sormuş olmasıydı.

Yaklaşık altı saattir, gerilla arkadaşların öncülüğünde yürüyorlardı. Ama bu arkadaşların isimlerini bile bilmiyorlardı.

Yemeklerini yedikten sonra tekrar uzun yol başladı. Zorlu yürüyüş başlamıştı, ama daha ne kadar süreceğini bilmiyorlardı. Her yarım saatte bir saati sora sora, sabahı etmişlerdi. Gece yürürken, Hêvi iki gerillanın karanlığa rağmen kendilerinden çok emin ve hiç yere düşmeden yürüdüklerini, ama yeni arkadaşların sürekli düştüklerini fark etmiş ve “geceleri öyle yürüye yürüye uzmanlaşmışlar, biz de mi böyle olacağız” diye düşünmüştü. Biraz ilerlediklerinde gerilla arkadaşlardan birinin ayağının kayıp düştüğünü görünce, “demek gerilla da bizim gibi yere düşüyormuş, ya da bu düşen fazla uzmanlaşmamış” diye söylendi kendi kendisine. Söylene söylene yürürken kendisinin ayağı bir çukura takılmış ve çok gürültülü bir şekilde yere düşmüştü, duyduğu acıdan gözleri dolmuştu. Ayağa kalktığında, söylenmeye devam ediyordu, “tabii ben gerilla hakkında kötü şeyler düşündüm, gerillanın yere düştüğünü söyledim, gerilla da bana çarptı. Annem bana sürekli söylerdi, ‘kutsal şeylere yanlış bir şey söylersen seni çarpar’ diye”.

Artık hava yavaş yavaş aydınlanıyordu. Ama halen yağmur yağmaya devam ediyordu. Hepsi sırılsıklam olmuş ve ayazın dondurucu soğuğu ile titriyorlardı. Tekrar mola verdiler. Bu defa mola verdikleri yer bir başka güzeldi. Küçük bir gölün kenarındaki yemyeşil, çiğ kokan çimenliklerde oturdular. O anda hiç biri gölün rengini tam çözemiyordu. Mavi miydi, yeşil miydi? Gerçi çok önemli değildi, ama Hêvi gözlerini göle dikmiş rengini çözmeye çalışıyordu. Göl sağ taraflarına bakıyordu. Hiç bu kadar doğal ve sade bir gölü görmediği için ilgisini çekmişti. Artık gölü geçmişlerdi, ama Hêvi halen gölün güzelliğini düşünüyordu, ara-sıra arkalarında kalan göle dönüp bakıyordu ve “bir ördek olsaydım, bu gölü mesken tutardım kendime” diye düşündü.

“Heval noktaya geldik” sesiyle irkildi Hêvi heval, göle dalıp dalıp çıkan düşüncelerinden sıyrılıp başını kaldırdığında üç tarafında tepe olan küçük bir vadide olduğunu fark etti. İnsan boyunu aşmayan ağaçların içinden otuza yakın gerillanın çıktığını gördüğünde sevinmişti. Sadece Hêvi değil, herkes sevinmişti. O anda kimsenin ayakları yere basmıyordu. Artık inanamadıkları o anı yaşıyorlardı ve gerilla olmuşlardı. Acaba gerçekten gerilla mı olmuşlardı? Elbette gerilla olabilmek için, bir gecelik zorlu yürüyüşü atlatmalarının yeterli olmadığını öğreneceklerdi.

Devam edecek

 

Attachment