Ölüme Meydan Okuyan Kadınların Yaşama Olan Aşkı

0Shares

Garzan şehitleri anısına

23 Mart’ı 24 Mart’a bağlayan gece… Sonsuza dek sürecek bir sessizliğin yeri göğü inleten, kulakları sağırlaştıran gürültüsü… Birkaç saat önce kahkahalarla inleyen zaman birden bire yerini kıyamet iniltilerine verdi ve ardından zaman durdu. Her şey hiçbir şey yaşanmamışçasına bir sükunetle sustu.

Yer sustu…
Gök sustu…
Siser sustu…
İhanet sustu…
Tek bir sözcük yankılandı, toz duman olmuş o karanlık anda; “siz nerede gördünüz bir PKK kızının teslim olduğunu”
Teslim oldu gök…
Teslim oldu yer…
Teslim oldu Siser…
Teslim oldu ihanet…
Ama teslim olmadı sonsuzluğu içinde barındıran on beş gülümseme…

Gülümsemek, kahkahaya benzemez. İnsanın bütün ruhunu, benliğini yansıtır. Anlık değildir. Sonsuza dek sürer. İçinde yaşamı barındırır. Belki de aradığımız özgürlük, yüzümüzde yansıma bulan gülümsemelerde gizlidir. Hevilerin, Arjînlerin, Berfînlerin, Diljînlerin gamzelerinde yer edinmiştir. Gözlerimize sinmiş perdeler belki de o gülümsemeleri görmemize, özgürlüğü an içinde yaşamamıza engeldir. Belki de düşman en çok o gülümsemeleri yüzümüzde gördüğünde vuruluyor, bitiyordur. Onların insana ürperti veren, ölüm kokan çığırtkan kahkahalarını altüst eden gülümsemelerimizdir. Onları can evinden vuran, “başardık” demelerine fırsat tanımayan gülümsemeler.

Zamana, yoldaşına, hasretliklerine ve yaşama veda ederken ardıllarına gülümsemeyi bırakmak. Belki de özgür anlar emanet edilmektedir son gülümsemelerle.

O yüzden kahramanlıklardan, cesaretten, iradeden, gözü peklikten ve güçten bahsetmeyeceğiz. Bunlar zaten dile gelecek, konuşulacak, anlatılacak her yerde. Dilden dile destana dönüşecek. Herkes ihanete, ölüme kafa tutan kadınlardan bahsedecek. Tarih bir kez daha PKK’de yaşamın kadınla ne kadar büyük anlamlara ulaştığını duyacak, görecek. O yüzden biz yalnızca gülümsemelerden bahsedeceğiz. Ölüme meydan okuyan kadınların yaşama olan aşklarını dillendireceğiz.

İsyan, inanç, bağlılık ve kararlılık saklıdır Arjîn’in dudaklarındaki mütevazi gülümsemede. İnsan onun karşısında her zaman bir mahcubiyet duygusunu yaşar ve utanır, neye utandığını bilmeden. Yıllarca kemirgen sistemin bağrında kalmış olmasına rağmen sistem onun o güzel ruhundan hiçbir şey çalmayı başaramamış, tam tersine o sistemin çaldığı tüm güzellikleri yeniden ele geçirmişti. Yanında bulunan her arkadaşı, PKK çizgisine çekmek için müthiş savaşırdı ama onu asıl güzel kılan savaşması değil yaşamasıydı. Anı anına yaşar ve anında cevap olurdu. Belki de mücadele yoldaşlarının dile getirdiği şu söz, Arjîn yoldaş için söylenebilecek tüm sözleri özetleyebilir; “gerçekten de Arjîn arkadaş Garzan eyaletine geldiği zaman, Önderliğin kokusunu alır gibi olmuştuk. Çünkü o duruşuyla, yoldaşlığıyla, komutanlığıyla PKK’yi baştan aşağı yaşıyor ve yaşatmaya çalışıyordu. Aslında o Önderliği yirmi dört saat yaşayan ve yaşatan ender yoldaşlardan bir tanesiydi.”

Şimdi zaman kardelenlerin başkaldırışına tanık. Ülkem boydan boya Berfînlerle donanmış. Karakışı delen yürekler güneşin yüzlere vurmasıyla gülümsemekte. Berfîn gerçekten de bir kardelen çiçeğinin beyaz örtüyü delerek, insanlığa baharı gülümsemesi gibiydi. Ah beyaz örtü kalk artık üzerimizden, yaşamın yedi rengi saklı Berfîn’de, bizi Berfînlerin gülen yüzüne kavuştur. Umutlarımız, hayallerimiz, Kürdistan çocuklarının ışıl ışıl gözleri saklı onda. Ben saklıyım, sen, biz saklıyız o gülen yüzde, bizi bize kavuştur; bizi Berfînlere …

Diljîn’in yüreğinde saklı yaşamı bulmak, onun yaşama olan tutkusuyla yaşamak gerekir. Bir şeyler seviliyorsa, isteniyorsa onun uğrunda savaşmak, mücadele etmek gerekir. Hem de cesurca, korkmadan, yiğitçe… İşte böyle yiğit bir kadının adıdır Diljîn. Korkmayan, boyun eğmeyen, düşman karşısında sarsılmayan kadınların tek yürekte can bulmasıdır.

Sevgili gerilla; seni yüreklerimizin en derin yerine yerleştirdik. Masumiyetinle, güzelliğinle yüreklerimizin tam ortasındasın. Yerivan yoldaşın ağzından çıkan “sevgili gerillam” sözcüğü onun gerillaya olan aşkının en somut dile geliş haliydi. Umutlarını yağmur damlalarına sığdıran ve tüm Kürdistan’a damla damla yağdıran Yerivan yoldaş, bir gerillaya yarışır şekilde yaşadı, savaştı ve koynunda bahardan kalan yağmur damlalarıyla sonsuzluğa yol aldı.

Yerivan’nın koynunda sakladığı yağmur damlaları Toprak’la buluştu. Toprak ülke, sevgi, yoldaşlık oldu. Teslim alınamaz bir aşkı sakladı benliğinde. “Gel” diyenlere, “dur” diyebilen, durdurabilen… O en çok Newroz ateşini severdi ve bir Newroz sonrası gülümseyerek ateşten yaşama veda etti. Şimdi her Newroz ateşi onun sevdasına selam durmakta. Ülkemin tüm Toprakları Newrozlu günlerle anlam bulmakta.

Bir de umudu vardı ülkemin, Hevîleri… Yaşama sıkı sıkı bağlı olan, yaşamla bir olan kızları. Yüksek sesle söylenmeyen ne kadar söz varsa, Hevî’nin gözlerinde konuşmakta, ifadeye kavuşmaktaydı. Kendini aramaya çıktığı bu serüvende, doludizgin yaşamasını bildi. Ve doğduğu topraklarda kendisine kavuştu.

Rojda aşk şarkılarını söyledi son akşamda. Karakışa, karanlığa inat bahar ezgilerini duyurdu tüm dünyaya. Erdallara, Zilanlara verdiği sözü hiçbir zaman unutmadı. Onları hep gözlerinin içindeki ışıltıda sakladı. Bir sır, bir gizem gibi. Zamanı gelince yaşayacaktı onları. Ve zamanı gelmişti. Şimdi dilindeki aşk şarkılarına tilili çalmanın zamanıydı.

Güzelliği yaratmak büyük bedeller ister. Bir bakarsın tam ulaştığın anda birden bire elinde ne varsa kaybedersin, geriye bir sen kalırsın bedel olarak verilecek olan. Kaç kişi ben bu bedeli vermeye hazırım diyebilir? Kaç kişi Berivan gibi ölümü bedeniyle kucaklayarak, kendisini yaşama sunabilir? Kaç kişi yaşamdan vazgeçerken, ölüme gülümseyebilir?

Güney halkının yüreğini, saklı güzelliğini sırt çantasına koyarak, Kuzey topraklarına yürüyen ve bu yürüyüşte Garzan’a ulaşan Slav yoldaş; parçalanmışlığımızı kendi yüreğinde bütünleştirdi. Kuzey halkına yol oldu, yoldaş oldu. Kendini adayarak başladığı bu yolculukta, yorulmanın ne demek olduğunu hiç bilmedi ya da bilmek istemedi. Sanki yorulmanın ne demek olduğunu bilse, birileri onu başladığı yolculuktan alıkoyacaktı. Bu yüzden hiç durmadan hep yürüdü. Ta ki aradıklarına ulaşana kadar yürüdü ve ulaştı. İnsanlık, yoldaşlık, sevgi, mutluluk… Her şey ama her şey buradaydı. Yanı başında, yoldaşlarının gözlerinde, yüreğindeydi. Bu yüzden o da yoldaşlarının yüreğine yol aldı. Soluksuz, amansız, nefes nefese ve ulaştı ulaşmak istediği her şeye.

“Ey güzellik nesin sen?
Seslen bana.
Ey evren sen kendinde neleri barındırmaktasın…”

Kendine ve yaşadığı evrene bu soruları sordu güzelliğin masum hali olan Vîyan. Güzelliğin ne olduğunu soruyor, evrenin kendisini nasıl var ettiğini sorguluyordu. Oysa güzellik oydu ve o güzellik evreni var kılıyordu. Yaşı çok genç olmasına rağmen öylesine büyük arayışları vardı ki Vîyan’ın, bu yüzden hafızalarımızda yaşı kadar değil arayışları kadar kalacaktır.

Gülbahar; gülüşünde baharı, yarınları, umutları taşıyan. Şimdi sessiz gülümseler kaldı senden geriye. Baharı sarıp sarmalayan gülümsemeler. Rojevîn’e, Bêrîtan’a Jîyanda’ya yakışan gülümsemeler. Sizler onları bizlere emanet ettiniz. Aslında gülümsemelerinizde gizli olan özgürlüğü sundunuz bizlere. Gencecik ömrünüzden koparttığınız gülümsemeleri Kürdistan’ın tüm çocuklarına dağıttınız. Kürdistan’a bir daha hüzün çökmesin, Kürdistan hep gülsün diye…

Dersim Uğur Kaymaz

 

Attachment