Neolitikten Günümüze Tanrıçalar

0Shares

Kadın Tarihi Birinci Dönem

Neolitik dönem dediğimiz tarihi süreç, bitki ve hayvanların evcilleştirilmesiyle başlayan, ilk köylerin oluşumuyla yerleşik yaşamı kapsayan ve doğal toplum dediğimiz sürecin özelliklerini barındıran süreçtir. Bu dönemde hayvanların ve bitkilerin evcilleştirilmesiyle başlayan ve toplumsal gelişmede bir sıçrayış yaşatan tarım devrimi (Kürtçede Şoreşa Çandiniyê denir, çandinî (tarım-ekim) kelimesinin kökeni çand yani kültürdür) ile beraber ilk köyler kurulur. Doğal toplumun inanç biçimi olarak animizm, doğadaki her şeyi canlı görme ve saygı duyma, kadın-ana etrafında şekillenen bir toplumsallık söz konusu olduğu için kadının kutsal görüldüğü ve tanrıça olarak ifadelendirildiği süreci kapsamaktadır.

Neolitik dönem kavram olarak Neos (yeni) ve Lithos (taş) yani Yeni Taş Çağı olarak da ifadelendirilir. Tarihte ilk kez Neolitik Devrim ismini İngiliz arkeolog Gordon Childe 1930’lu yıllarda kullanmıştır. Bu sürecin ‘devrim’ olarak ifadelendirilmesinin nedeni, devrimsel nitelikte toplumsal gelişmelerin yoğunca yaşanmış olmasından kaynağı almaktadır. Yapılan araştırmalar ekseninde Neolitik toplum dönemine tarihte ilk kez son buzul döneminin sona ermesi ardından yani yaklaşık olarak MÖ 11 bin yıllarında Toros-Zagros dağ sisteminin eteklerinde yaşandığı söylenmektedir. Bugüne dek yapılan tüm kazılarda ve araştırmalar sonucunda bu dönemin ve devrimin ilk olarak Yukarı Mezopotamya’da yaşandığı kanıtlanmaktadır. Neolitik devrimin yukarı Mezopotamya dediğimiz Fırat-Dicle nehirleri etrafında yaşanmasının nedenleri önemlidir. Yaşanan son buzul dönemi ardından burada yaşanan sıcak-ılıman iklim, güvenlik, bitki ve hayvan çeşitliliği konusunda alanın elverişli oluşu bu sebeplerden bazılarıdır. Verimli Hilal de denilen Toros-Zagros dağ eteklerinde kendini gösteren ve süreçle beraber yayılan Neolitik dönem her yerde aynı şekilde yaşanmamış, farklılıklar göstermiştir. Özellikle Kürdistan’da (tarihi yok etmeye çalışanların tüm saldırılarına karşı) halen de varlığını koruyan bir çok köy ve yapıt, Neolitik döneme ait ilk köylerden biri olma özelliğini taşıyor. Urfa’da Göbekli Tepe, Batman’da Hasankeyf, Ergani’de Çayönü, Rojava’da Til Temir’de Hamavkar köyü ve Kobanê’de Girê Keçikan tepesi bunlardan sadece bazılarıdır.

O dönem tanrıçalarına ait bildiklerimizi ve araştırmalarımızı paylaşmadan önce şunu söylemek gerekir ki, yukarıda dile getirdiğimiz ve dile getirmediğimiz onlarca tarihi mekan da, yüzyıllardır bu coğrafyanın tüm güzelliklerini tüketmek isteyen ve kültürünü-tarihini sömüren sömürücü güçlerin yapmış oldukları savaşlar ve saldırılar sonucunda bir çok tarihi mekan ya bir harabeye dönüşmüştür, ya da içerisinde var olan tüm eserler çalınıp yine sömürgecilerin müzelerine konulmuştur. Özellikle Kürdistan’daki bir çok tarihi eser böyle bir gerçeklikle yüzyüze kalmıştır.

Tarihteki en eski tanrıça kadın heykeline Güney Almanya’nın Hohenfels kasabasında rastlanılmıştır. Venus denilen bu heykelin MÖ 35 bin civarında yapıldığı tahmin ediliyor. Venüs, en parlak gece yıldızı anlamındadır. Bu isim heykele arkeologlar tarafından verilmiştir.

Venus Vom Wilendorf ise Avusturya’da 1908 yılında keşfedilen bu heykel MÖ 25 binlere aittir. Neredeyse hiç hasar görmeden günümüze ulaşan bu heykel 11 cm yüksekliğindedir. Heykeldeki büyük göğüsler ve geniş kalçaları olan çıplak kadın figürü (birinci döneme ait bir çok heykelde bu şekilde tasvir edilmiştir) tanrıça-kadın ile bereketi temsil eder. Bu heykelde de kafada yüz bulunmazken dalgalı bir saç stili görülmektedir.

Ortadoğu Tanrıçaları

Lat-Menat ve Uzza ise Arabistan tanrıçalarıdır. Bunlar savaşın ve direnişin, doğumun ve toprağın, bilgeliğin tanrıçalarıdır. El-Lat toprak anadır. Göğsündeki sütün ay gibi berrak ve beyaz olduğu söylenir. Evrenin oluşum gücünü temsil eder. Adalet tanrıçası olarak da görülür. Araplarda halen de söz verildiğinde ‘tuz, ateş ve yüce lat tanrıçası’ üzerine yemin edilir. El-Menat akşam yıldızı tanrıçasıdır, bilgeliği ve olgunluğu temsil eder. El-Uzza ise güç, savaş ve direnişin tanrıçasıdır. En bilinen heykelleri Ürdün ve Almanya’da sergilenir.

Ezidi Kürtler’de Tanrıçalar

Tanrıça kültürünü, kültürel olarak en belirgin yaşayan ve halen de bu kültürü sahiplenen toplumlardan biri de Ezidi Kürtlerdir. Birinci dönemde kadına atfedilen ve kutsanan bir çok sembol, Ezidiler için hala çok kutsal ve dokunulmaz sembollerdir. Güneş, ay, yılan Ezidiler için kutsal sayılan ve ibadet edilen sembollerdir.

Xatuna Fexra: Ay ve güneş tanrıçasıdır. Ezidi toplumunda halen de bulutlar ay ışığını kapattığında, ay ışığı kapandığında ellerine aldıkları tavalarla ve mermilerle ses çıkararak bu kapanmayı engellemeye ve kırmaya çalışırlar. Doğum sırasında ve sonrasında kadınları ve çocukları korudğuna inanılır. Hala Ezidi kadınlar doğum yaptıklarında ‘ya xatuna Fexra’ direyek kendilerini ve çocuklarını korumaya çağırırlar. Şengal’de Xatuna Fexra adına ibadethane olarak kullanılan kubbe vardır. Bu kubbenin önünde Xatuna Fexra’nın gerçek adı olan Xezala itafen geyik heykeli yer alır. Yine ibadethanenin önünde çocuk sahibi olmak isteyen kadınların Xatuna Fexra adına dua ettikleri ve kutsal gördükleri bir dilek ağacı da ye alıyor.

Stiya Nesra, Ezidilerde kutsal kitap olarak görülen Mishefa Reş’in ona gönderildiği söylenir. Stiya Nesra adına bir beyt vardır bu kutsal kitapta. Bayramlarda ve cenazelerde bu beyt okunur.

Stiya Es, tandırı yapan ilk kadın ve tanrıça olarak kutsaldır. Halen de Êzidi kadınları tandıra ekmek attıklarında Stiya Es adına dua ederler ve ona ibadet ederler.

Pir a Fat, Kadınların ve çocukların koruyucusu olarak görülür. 9 Mayısta Pir a Fate adına oruç tutulur ve sonraki gün bayram olarak kutlanır. Şengal ve Laleş’te onun adına yapılmış olan tapınaklar var.

Stiya Neqşa, sazın ve sesin tanrıçası, yani müzik tanrıçasıdır. Şengal’de onun adına kutsanan bir ağaç var. Çalgı çalmayı öğrenenler bu ağacın yanına gidip ona dua eder, teşekkürlerini sunarlar. Sanatla ilgili herhangi bir iş yapıldığında onun adı zikredilir ve böylece bu konuda onun destek sunması istenir.

 

Attachment