Mitolojilerin Gücü Nedir

0Shares

Yine Sümerlerin temel birkaç mitolojisi vardır. Bu mitolojiler hem uygarlığın başlangıcı olan Sümerlerde kadının konumunu anlamayı sağlar hem de oluşan yeni sistemin zihniyetinin temellerini oluşturur.

Birincisi; Dumuzi-İnanna mitolojisidir. Burada Dumuzi çobandır, Enkidu ise çiftçidir. Her ikisi de İnanna’nın yardımcılarıdır. İkisi de inanna’yla evlenmek istemektedir ve bunun üzerinden aralarında kavga baş göstermiştir. Bu kavganın sonucunda İnanna tercihini Dumuzi’den yana yapar, yani mitolojiye göre tarımı değil, çobanlığı tercih etmiştir. Dumuzi kış olduğunda yer altına çekilir, baharda yeryüzüne çıkar, yeryüzüne çıktığı ve İnanna ile birlikte olduğu zaman bereket başlar.

İkincisi; Sümer yaratılış mitosudur. Bu mitolojiye göre henüz kâinat yokken Nammu adında bir tanrıça vardır. Nammu gök ve yerin hammaddesini oluşturan bir dağ yaratır, bundan da gök tanrısı An ile yer tanrıçası Ki’yi yaratır. Tanrıça Ki daha sonra Ninhursag (dağ kraliçesi), Ninmah (yüce kraliçe) ve Nintu (doğurgan kraliçe) olarak da isimlendirilir. Nammu bu yaratımda gökyüzünü erkek, yeryüzünü kadın olarak yaratmıştır. An ve Ki’nin birleşmesinden ise hava tanrısı Enlil doğar. Ardından Nammu Ki ve An’ı birbirinden ayırır. Ki’yi yere indirir, An’ı yukarı çıkarır. Böylelikle yer ve gök sistemi oluşur. Sümer kavmi de kökenlerini buradan almaktadır. Zaten yıldızları vb. yaratan da Enlil’dir. Daha sonra baktığımızda Sümer mitolojisinde Enlil Enki’ye dönüşür.

Bir diğer mitoloji insanın yaratılışına ilişkindir. Bu mitolojide tanrılara hizmet etmesi için insanın yaratılması konusunda bilgelik tanrısı Enki’ye teklif götürülür. Enki, deniz ya da ırmak altındaki kile insan şekli veriyor, ardından tanrıça Nammu’ya “ben senin dediğin yaratığı meydana getirdim, sen de onun üzerine tanrıların görüntüsünü koy” diyor. Nammu insana tanrıların görüntüsünü veriyor ve böylelikle insan tanrı şeklinde yaratılmış oluyor. Fakat yaratılan ilk insanlar çok uygun çıkmıyorlar, bu nedenle esas olarak insan tipi birkaç denemeden sonra ortaya çıkarılabiliyor.

Bu mitolojilerde de görüldüğü gibi Sümer mitolojilerinde kadın daha yok sayılmamıştır, kabul görmektedir, esas bir güçtür, çünkü daha denge sürecidir, daha yaratandır, öncüdür. Mesela baktığımızda Nammu yaratıcı ana tanrıçadır. An’ı, Ki’yi ve Enlil’i de yaratan odur. Yine Sümer inancında An, Enlil, Enki ve Ninhursag yaratıcı, kalan diğer tanrı-tanrıçalar ise yöneticidirler. Bu mitolojiler ve inançtan da anlaşılmaktadır ki Sümerlerde daha kadının gücü kabul edilmektedir. Zaten toplumu da bu şekilde ikna etmektedirler. Kadının öncülüğü, sistemi, bir anda ret edilmiyor. Egemen sistemin toplumu ikna gücü bundan da kaynağını alıyor. Hemen tümden karşısına almıyor, belirli bir paye bırakıyor.

Dördüncü bir mitoloji; Sümer Tufan mitolojisidir. Ondan sonraki süreçlere baktığımızda birçok tufan mitolojisi olduğunu görürüz. Bu mitolojide de toplumda yaşanan bozulma ve aşınmalar karşısında tanrı Enki’nin gazabı dile gelir. Dinlerde tanrının koruduğu ve seçtiği kişi Nuh olarak dile gelirken, Sümerlerde bu kişinin ismi Liusudra’dır. Bu tufan hikâyesinde geminin tufandan kurtularak durduğu yer Tevrat’ta Ararat, Kuran’da Cudi, Sümer mitolojilerinde ise Nizir Dağı olarak geçmektedir. Esasında M.Ö. 3000’lerde suların yükseldiği, Aşağı Mezopotamyalıların bundan kaynaklı dağa kaçtığı bulunan Sümer tabletlerinde yazılıdır.

Yine mitolojilerde tüm bu olup bitenlerden sonra tanrıların bu kez kentleri yaratmaları anlatılır. Kentler bu anlamda göksel, tanrısal bir oluşumdur. Üstelik tanrılar kentleri yaratmakla da kalmamış, yönetici olarak bir de kralları göndermişlerdir. Yine de Sümer mitolojileri kadınları, kadın sistemini tümden reddetmez, dengede tutarlar. Bu nedenle her kentin tanrı ve tanrıçaları, aynı zamanda bu tanrı ve tanrıçaların bileşiminden oluşan çocuklar vardır. Sümerlerin bu yeni düzenlemesi tek tanrılı dinlerin çıkışına, kölecilik sisteminin sonuna kadar da sürer. Fakat sistemin öncülüğünü yapacak olan ise en güçlü olan erkek çocuklar olur, daha sonrasında erkek zihniyetli ve tarzlı kadınlar da öncü olarak mitolojilerde görülür (örneğin, daha sonra Yunan mitolojisindeki Athena gibi). Dahası, bunlar kutsanmaktadır. Bu sistemin devamlılığının, döngüsünün bir ifadesidir. Sistemin erkek karakterini yansıttığı kadar devlet sisteminin niteliğini de yansıtmaktadır. Bu mitolojilerle iktidar ve devlet sistemi oluşturulmakta, oluşturulurken de tanrısallaştırılıp kurumsallaştırılmaktadır.

Dahası olan biten ve sonrasında da olup bitecek her şey önceden yazılıp belirlenmiştir. Her şey tanrılar tarafından baştan örgütlenmiş ve örülmüştür. Bu, kadercilik düşüncesini temelidir. Kadercilik anlayışı ilk kez mitolojilerle oluşturulur. Üstelik toplum zamanla buna inandırılır, zaten inandığın zaman bilmene gerek yoktur, inanç bilmenin önüne geçer. Örneğin; Ortadoğu’da herkes Allah’a inanır, İslam dini temelinde de namaz kılar, oruç tutar; ama Allah, din, inanç konusunda da fazla bir şey bilmezler. İman etmişlerdir, bilmelerine gerek yoktur. Bilmeye, anlayarak inanmaya, hakikati kavramaya yönelindiğinde din dışına atılma tehdidi vardır. Tarihte bunun onlarca örneği mevcuttur. Bu mantık Sümer mitolojileriyle başlar. Mitolojilerin gücü nedir, zihniyet gücü nedir diye sorup tartışıyoruz. Mitolojinin ve zihniyetin gücü bu örneklerde karşımıza çok net çıkar, zihniyet gücünün etkinliğini burada çok net görmek mümkündür. İnsanlar bu biçimiyle kendileri için belirlenen kaderi gün geçtikçe daha fazla kabul ederler. Elbette ki bu zihniyete karşı mücadeleler yürütülür, hemen bir anda kabul edilmez; fakat Sümerlerle birlikte temeli atılır. Zaten bütün düşünceler ilk çıktıklarında hemen kabul edilmezler, zaman gerekir. Sümer mitolojisi, ideolojisi ve zihniyeti için de böyledir.

Sümerlerdeki bir diğer önemli mitoloji Gılgameş mitolojisidir. Gılgameş, İnanna’nın kenti Uruk’tandır. Mitolojide, Gılgameş’in ölümsüzlük arayışında olduğu anlatılır. Bu anlatımdan anlaşılması gereken nedir, ölümsüzlük nedir? Ölümsüzlük arayışında olunan devletçi-iktidarcı sistemdir, sistem nasıl düşmeyeceği ve erkek egemen sisteminin nasıl süreklileşeceğinin arayışıdır söz konusu olan. Gılgameş mitolojisinin iki versiyonu vardır; biri Sümerlerdedir, biri de Babil’de. Sümer mitolojisindeki Gılgameş, Uruk’tan ayrılıp ölümsüzlüğü aramaya çıktığında ne evi, ne annesi vardır, hiçbir şeyi yoktur, yalnızca dillendirdiği şöyle bir söylemi vardır: ‘Beni takip etmek istiyorsanız ardımdan gelmelisiniz.’ Böylelikle gönüllü 50 kişiyi kendisiyle götürür. Bu 50 kişinin de evli olmaması, bir bağlılıklarının olmaması gerekmektedir. Aslında bağlılıklarının olmaması ne demektir, kadın sistemine bağlı olmamaları gereğidir. Gılgameş hikâyesinde Enkidu -ki Hurri’dir, yani ilk Kürt haindir- Gılgameş’e yardım etmeden Gılgameş başarılı olamıyor. Enkidu olmadan, yani kadın sistemi içerisinden birisinin işbirlikçiliği olmadan ölümsüzlüğü, yani sistemin ölümsüzlüğünü gerçekleştiremiyor. Babil mitolojisinde ise Gılgameş’in tek başına gittiği, yine kimsesinin olmadığı ve kendi başına gerçekleştirdiği başarılar, yani sistem oluşturması dile gelmektedir. Tabii tüm bunlar mitolojinin gücünü, oluşturduğu zihniyetle ve öykülerle egemen erkek sistemini ve gücünü nasıl pekiştirdiğini gösterir.
Peki, Sümerler neler yaratmışlardır? Önderlik Sümerlerin yaratımlarını neolitik toplum yaratımlarının bir üst aşaması, devamı olarak nitelendirmektedir. Bu anlamda neolitik toplum artı Sümer katkısı demektedir. Günümüze kadar gelen yaratımlar için iki temel kaynak olarak ortaya koyar. Buna göre de Sümer icatlarını şu şekilde sıralar:
-Yazının icadı
-Matematik ve takvim
-Mitoloji ve teoloji
-Devletin kurumlaşması ve siyaset
-Kanun ve yazılı hukuk (Ur-Nammu)
-Kentleşme, tapınak, zanaatın geliştirilmesi, ticaretin merkezileştirilmesi
-Özel ve kolektif mülkiyet
-Kutsal aile ve hanedanlık
-Yazılı edebiyat, destan ve müzik
-İlk kolonileşme ve emperyalizm

Önderlik Sümerlerin bir tek Semitiklerden oluşmadığını belirtmektedir, kozmopolittir. Hatta Önderlik; “Yukarı Mezopotamya’daki Aryen çekirdek kültürünün en gelişkin çağı olan Tel Halaf (M.Ö. 6000-4000) döneminde, Sümerlerin ilk öncülerinin Aşağı Mezopotamya’ya göç edip, taşıdıkları bu kültürü orada üst bir aşamaya uğrattıkları kabule en yakın yorumdur. Sümerlerin dil ve kültür yapılanmasına Akad, Babil ve Asur etkilerinin daha sonra dahil edildiği gayet iyi bilinmektedir” demektedir. Bu anlamda Sümerler homojen bir toplum değildir, tek bir etnisiteden veya salt Semitiklerden oluşmuyor, heterojen bir toplumdur. Sümer toplumunun oluşumundan önce Aryen topluluklarının -ki bunlara Hurriler de dahildir- Aşağı Mezopotamya’ya göçleri olmuştur. Kültürel yayılma kadar, kısmi bir fiziki yayılma da mevcuttur. Nitekim şimdi bile baktığımızda hiçbir toplum tamamıyla homojen değildir, Ortadoğu toplumlarında bu çok belirgindir. Bir halklar ve kültürler mozaiği hâkimdir. O dönemler açısından Yukarı Mezopotamya’da da kentleşmeye doğru gidildiğinde göç, nüfus kayması gerçekleşir. Dolaysıyla toplumlar, kültürler daha fazla içiçe geçer, heterojen toplum gerçekliği daha fazla hâkim olur. Nitekim kentler tek bir etnisiteden oluşmuyor. Mesela Babil’in 72 dilli olduğu söylenir, bu 72 etnisitenin olduğunu gösteriyor. Sümerler için de böyledir, tek bir etnisite değildir.

Berfin Zinê
Devam edecek

Attachment