Küçük Serüvenci

0Shares

Kod Adı: Dersim Rêzan
Adı Soyadı: Medine Işıklı
Doğum Tarihi ve Yeri:1986 Adıyaman
Katılım Tarihi ve Yeri: 1998-İstanbul
Şahadet Tarihi ve Yeri: Mayıs 2007- Besta

Ayrılıklar kolay olmaz insan yaşamında. Ne bizden önceki insanlar alışmıştır bu ayrılıklara ne de bizden sonrakiler alışacaklardır. Her insan bir anlam yükler ayrılığa. Biz nasıl anlam yükledik ayrılıklara? Nasıl yaşadık ayrılıkları? Ayrılıkları birey olarak, halk olarak nasıl karşıladık? Tabii ki tarih boyunca en acı ayrılıkları Kürt Halkı yaşamıştır. Yerinden, yurdundan, yuvasından koparılarak ve her türlü acıyı da yüreğine alarak bir yerlere göçmüşler. Ve böylece her göçüşün serüvencisi olmaya başlamışlardır. Çoluk, çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden. Ve umuda yolculuk diyerek yol almışlar serüvenlere. Serüvenler başlar göçebe yaşamlarında.
Gerilla serüvenine oyun ile başlayan çocuklardan sadece bir tanesiydi Dersim. Öyle oyun oynamak için gelmemişti dağlara ve 12’sindedir diye acıları duyumsamıyor da değildi. Belki de Medine’yi Dersim yapan, onun çocuk yaşına karşılık gelmeyen sorumlulukları omuzlamasıydı. Bu ne onun tercihiydi, ne de bir nesil sorunuydu. Bu, ataların yüzyıllarca biriktirdiği borcun acımasız mirasıydı. Belki de bundandır gençlerimizin erkenden ateşin sırrını çözmeleri ve özgürlük mekânlarına olan hayalleri.

Gençliğin dokunulmamış sadeliği, onları yaşam tehlikelerine karşı hem korumasız bırakıyor hem de tehlikeyi bertaraf etmek için tepkileri en derinden yaşamalarına yol açıyor. Bu nedenle gönüller, sevinçler daha içten, sevgiyi daha yürekten ve acıyı daha derinden hissederler. Onlar gerçeği yaşamın uçlarında ararlar. Oysa onları gerçeğe yakın kılan en sade halleri. Serüveniyle dağlarda gerçeği arıyordu Dersim. Serüven avcıları bir daha umutlarını kırmasın diye, bir de silahlanmıştı çocuk kahraman. Ve arkasını dönüp baktığında, annesinden, abisinden kalan sadece sıcak seslerinin izleriydi. Umutlarındaki yüce kahramanı bulacaktı O. Çünkü o kahraman dünyadaki tüm çirkinliği silecek, serüven avcılarını öldürecekti.

98 yılının son aylarında dağlara koşan Dersim arkadaş ilk olarak Botan’a geliyor. Gerilla sevincini ve hayallerini gerçekleştirmenin ilk adımını atarak dağlarda küçük bir gerilla olarak yerini almıştır artık. Ve Botan’ın gizemini tanıyarak, küçük adımlarıyla arşınladığı dağların büyüsüne kapılarak hayallerini daha da büyüttü. Kendisi küçüktü ama yüreği her geçen gün hayallerini daha da büyütüyordu. Botan’da kısa bir süre kaldı. Bir grup gerilla yoldaşıyla birlikte zorlu patikaları arşınlayacaktı. Yıl 1999. bir grup gerilla ile birlikte güney sahasına geçti. Artık Botan’dan ayrılıyordu. Her ne kadar istemese de ayrılmak zorunda kaldı. Ama Botan kendisinde derin izler bırakmıştı. Bir kez daha kavuşabilmek umuduyla yoluna devam ediyordu. Uzun ve zorlu bir serüvenden sonra ulaşmıştı güney topraklarına. Ama kendisinde derin izler bırakan Botan’ı yüreğine gömerek hayallerinde süsleyerek. Nedir? Diye sorulduğunda, çocuk dudaklarına yakışmayan koca laflar ederdi. Bilirdik o dudaklardakiydi. Oysa “Botan” deyince esmer teninde çakmak çakmak yanardı kahverengi gözleri, yüzünden hüzün perdesi kalkar ay gibi yanardı. Uzak diyarların umuda dair söyledikleri türküleri dinler gibi oluyordu ve sonra Dersim’in Botan hayalleri başlıyordu. Büyüdükçe anladı, çalınan yaşamın acımasızlığını. O sadece, gözlerini açtığı dünyanın çok acımasız olduğunu görmüştü. Savaş vardı dünyada ve savaşlar içinde savaş. Herkes bir yerinden tutar bu savaşların. Biraz yaşam bulur, biraz da mahkumdur. Gözlerini açtığı ülkede acı ve mutluluk, üzüntü ve sevinç, bağlılık ile özgürlük bir bıçak darbesi gibi keskin ayrılır birbirinden. O, yaşayarak öğrenmişti tüm bunları ve iyiye, güzele, adalete, yoldaşlığa olan tutkusu buradan geliyordu. Bunları bir tek isim altında toplamıştı. Emindi doğru adresi bulduğuna. Çünkü gökyüzünün maviliği aşkmış, sevgiymiş derler. Sevgi denizinin, gerilla serüvenini sevgisizlik çölüne götürmeyeceğine emindi o. Kaldı ki Önderlik gerçeğinde çocukluk duygularına hiçbir zaman ihanet edilmemişti ve çocukların kendilerini rahatlıkla buldukları ve ifade ettikleri dünyaydı o! Yalanın, haksızlığın olmadığı, iyinin, güzelin ve sevginin kaynağı olduğunu herkes bilir, ama çocuklar daha derinden hisseder. Dersim yoldaşta derinden hissetmişti. Yazdığı bir şiirinde çocukça duygularını şu mısralarda ifade etti.

“Yaşam özgür olsun
Sadece anlaşılmak yaşama karşı
Rüzgarın fısıltısında anlattım
Sana çocukluğumu
Çocukça bakışlarımla
Gülüşümle anlatmak istedim
Sana sevincimi
Küçük yüreğimde sana fazla mı yer ayırdım
Sana karşı sevgimi çok mu gösterdim yaşam?
Beni anlaya bilecek misin
Yoksa ben mi seni anlamıyorum
Yinede her şeye rağmen sensin yüreğimde ki yaşam
Ve ben yalnızca sana aittim
Ben bu yaşamın yani senin kızınım”

Dersim arkadaş ilkokulu bitiremediği için mücadele saflarında gerilla yoldaşlarından okuma-yazmayı öğrendi. Kendini geliştirme istemini yoğun yaşayan Dersim arkadaş okuma yazmayı kısa bir süre içinde içselleştirdi. Yaşamı o kadar seviyordu ki dille ifade edemediği, yoldaşlarıyla paylaşamadığı yoğun duygularını defter yapraklarına nakşediyordu. Özenerek nakşettiği öz güncesine büyük özen gösteriyordu.
Dersim arkadaşta ilk göze çarpan şey genç olmasıydı. Ama biraz tanıdıkça saf, çocuk temizliğini taşıdığını görebiliyordu insan. Sıcakkanlı olmasından dolayı yoldaşlarıyla rahat iletişim kurabiliyordu. Yoldaşlarına karşı her zaman samimiydi. Sorunları ele alırken açık bir şekilde eleştiri geliştiriyor ve söyleyeceklerini direk dile getirip belirtiyordu. Bu da ne kadar kaygısız olduğu gösteriyordu. Çok kaygısızca yaşama katılım sağlayan Dersim yoldaş, görüşlerindeki sadeliği, korkusuzluğu ve cesaretiyle yoldaşlarını etkiliyordu. Çok zekiydi, yaşama karşı gözlemleri yaşamı değerlendirme tarzı, insanları değerlendirmesi bulunduğu ortamdaki arkadaşları etkiliyordu. O, çocuk yaşlarda mücadeleye katılmıştı. Ancak kendisini geliştirme istemi sürekliydi. Dersim arkadaş Güneye geldikten bir süre sonra, HPG’de basın çalışmalarında yer aldı. Kısa bir sürede kendisini yetkinleştirmesi arkadaşlarını şaşırtacak düzeydeydi. İlle de eğitim görmüş bir insan bu çalışmaları yapacak diye bir durum yoktu. Dersim arkadaş bir kez daha kendi şahsında bu kuralı yerle bir etmişti. Gerillayı yazmak, anlatmak ona büyük bir heyecan verirdi. Basında ilk yazı yazmaya başladığında onun o göz gözlerinde ki sevinci umudu insan gören biliyordu.

Hiçbir zaman taviz vermezdi. Bu konuda keyfi davranmazdı. Çünkü iyi biliyordu ki gelişimi kendisinde ne kadar yaratırsa o kadar çok Önderliğe cevap olacak ve yoldaşlarını sevindirecekti. Onun bilincine varmıştı. Coşkusunu etrafına saçarak yoldaşlıktaki mihenk taşlarını yaşamında yaratıyordu. Yoldaşlarına çok bağlıydı. Bir yoldaşı kendisiyle paylaşmak istediğinde ya da kendisiyle tartıştığında ona emek verildiğini hissettiğinde daha mutlu olurdu. Çok derin duygu yoğunluğuna sahip olan genç yoldaştan etkilenmemek mümkün değildi. Bir işe giriştiğinde kesinlikle onu başarmayı ve tüm enerjisini harcayarak başarısını yoldaşlarıyla paylaşmak edindiği ilkelerden biriydi kendisi için. Başarı sözleri verirdi yoldaşlarına. Ne kadar zorlansa da verdiği sözleri büyük bir titizlikle ve büyük bir sabırla yapardı. Yoldaşlık bağını güçlü duygularla yaşar ve yaşatarak anlam yüklerdi. Zorlu koşulların yoldaşlığına derin anlamlar yükleyen Dersim arkadaş her zaman kalıcı bir şeyler yaratarak cevap olurdu. Önderliğimizin “unutmak ihanettir” sözünü adeta beynine ve yüreğine işlemişti. Yoldaşlarını asla unutmazdı. Her zaman anar ve anılarını paylaşırdı etrafındakilerle. Ayrıldığı yoldaşlarından sürekli haber bekler aldığı küçük bir not bile kendisinde büyük bir moral yaratırdı. Hiçbir zaman not yazmayı sevmezdi. Çünkü yoldaşlarına olan tüm duygularını özgüncesine işlerdi büyük bir özenle. Ama yoldaşlarından not olmak hoşuna giderdi.

Dersim arkadaş uzun bir süre güneyin çeşitli alanlarında kaldı. Xinêre, Kandil, Gare ve Zap, Haftanin. Birçok yoldaş tanıdı. Birçok yaşam tecrübesi edindi. Sorumlulukları arttı. Artık Dersim ilgilenilecek bir arkadaştan çok etrafındaki arkadaşlarıyla ilgilenecek olgunluğu kendisinde yaratmıştı. Emek verilerek neler yaratılabileceğini kendisi birebir yaşayarak öğrenmişti. Kendiside büyük emekler vererek yaşamdaki duruşunu daha güçlendiriyordu. Genç arkadaşlara karşı olan yaklaşımı kabul etmeyip yaşamda bunu gösteriyordu. Ama çocuksu özelliklerinden de hiç ödün vermiyordu. Evet, artık Dersim arkadaşta büyüyüp olgunlaşmıştı. Nerede, nasıl davranacağının bilincini yaşayarak kazanmıştı. Artık küçük Dersim değil de büyüyen olgunlaşan Dersim olmuştu. Özlemlerini yerine getirme zamanının geldiğini düşünüyordu. Çocuk hayallerini gerçekleştirme yaşına gelmişti.

“Biraz daha güney de kal senin için kuzey erkendir” sözleri kendisini adressiz bir kurşun gibi yaralıyordu. Hiç taviz vermiyor, direndikçe direniyordu. Büyük bir inatla büyük bir sabırla arşınlıyordu patikaları. Umutlarını, hayallerini süsleyen serüveninin zamanıydı. Botan, serüveninin başlangıcıydı gitmeliydi. Bu konuda karar vermişti. Durdurmak mümkün mü? Büyümüştü, birçok ayrılığı yaşayarak. Birçok yoldaşı gitmişti Botan’a. Botan’da görüşmek üzere diyerek vedalaşmıştı onlardan. Günler, aylar, yıllar akıp gitti, vedalaştığı yoldaşlarının ardından. Uğurladığı yoldaşlarından şehit düşenler vardı. Şehit düşen yoldaşların destansı direnişlerini dinleyerek yüreğindeki hayallerini daha da bir büyütüyordu. Kahramanca şehit düşen yoldaşlarının ardılı olmak istiyordu. Botan’ın amansız gerilla mücadelesini yaşıyordu içinde. Hem yarım kalmış özlemini gerçekleştirmek hem de şehit düşen yoldaşlarının mevzilerine ulaşıp savaşmak istiyordu.
Önderlikle olan sözleşmesini Botan’a giderek yerine getirecekti. Önderlik gerçeğinden öğrendiklerinin yaşamsallaşacağı mekan olarak seçmişti orayı. Yoldaşlarıyla omuz omuza mevzide savaşmak, sürece cevap olmak istiyordu. Önderliğimizin kadına biçtiği misyonu onurlu bir şekilde yaşayarak, benliğindeki sevda ateşine tutku düzeyinde sarılarak ilerlemek istiyordu.

Bir kez daha güneydeki yoldaşlarından ayrılacaktı. Ayrılığı bir kez daha yaşayacaktı. Ama umutlarını yeşerttiği topraklara, kahramanca direniş sergilenen diyarlardan birine yol alacaktı. Zaman gelmişti. Yıl 2006’ti. Dersim arkadaş bir kez daha Botan yürüyüşüne başlayacaktı. Yoldaşları istemiyordu küçük Dersim’im bu yolculuğunu, biraz daha kalmasını istiyorlardı. Ama tüm ısrarlar fayda etmedi. Çünkü Dersim kararını vermişti. Bu sefer gidecekti tüm ısrarlara rağmen.
Küçük gelmişti Botan’a ama büyüyerek, güçlenerek geri dönecekti. Belleğinde kalanları bir bir hissederek tekrar bu sefer daha farklı diyerek başladı yürüyüşüne.

Adım atar atmaz yüreğindeki sözcükleri nakşetmişti defterine. Şu sözcüklerle ifade ediyordu duygularının;
“İşte geldim Botan’a
İşte geldim aşkım
Tutkum, sevdam, özlemim
İşte geldim buradayım
Artık sana daha yakın
Hatta yüreğindeyim
Sen benim gerillaya merhaba
Dediğim ilk göz ağrımsın”
Diye başladı Botan duyguları. Yüreği özlem dolu, güleç yoldaşın. Yaşamda her zaman katılımcı olan Dersim yoldaş düşmanın yoğun yönelimlerinin olduğu bir süreçte eylem grubunda yer alır. Yine kendi ısrarları sonucu gruba girmeyi başarır. Çünkü yarım kalan özlemlerini tamamlamak istiyordu. Kendisinde zaman yarışını başlatmıştı. Bir kez daha yoldaşlarından ayrılmayı istemiyordu. Bir kez daha ayrılık acısını yaşamak istemiyordu. Yaşamın her alanında yoldaşlarıyla birlikte olmak mutlu kılıyordu Dersim’i.
Botan eyaletinin Besta alanında, eyleme gideceği zaman düşmanla çatışmaya girerek bir grup yoldaşıyla birlikte şehit düştü.

Seni unutmak mümkün mü Gûla Botanê. Seni unutmayacağız.

Attachment