Kadın Devrimi, Aynı Zamanda Bir Estetik Devrimidir

0Shares

Kürdistan dağlarında vermekte olduğumuz özgürlük mücadelesi, aynı zamanda bir etik ve estetik oluşturma mücadelesidir. Toplumsallığın oluşum evresinden günümüze kadar etik ve estetik kavramları yaşamı oluşturmada birbirinden ayrıştırılamayan bir özsel bağıntılılık içermiştir. Yani et ve tırnak misali bir diyalektiğe sahiptir. Etik, ahlaki değerler bütünlüğü olarak; güzel, uyumlu, hoş ve iyi olarak ölçülendirdiğimiz estetiğin, özünü teşkil etmektedir.  Bu anlamda her estetik ölçünün bir etik alt yapısının olması gerekmektedir. Bu  temelde ele aldığımızda, özgürlüğün kendisi de etik değerler üzerinden, bir estetik öz barındırmaktadır. İnsanlık tarihinde toplumsal kırılmalarla geliştirilen özgürlüğün yitimi ise, toplumsal ve bireysel baz da yitirilen veya özüne yabancılaştırılan estetik algısıyla, artık verili ve köleleştiren bir yaşamın kapılarının açılması anlamına gelmektedir. Bu hakikatten dolayıdır ki Önder APO, Kürdistan Özgürlük Mücadelesini başlattığında savaşın temel felsefesini  “Savaşan özgürleşir, özgürleşen güzelleşir, güzelleşen sevilir” olarak belirledi.  Önder APO bu söyleminde estetiğe yani güzelliğe ulaşmanın yolunu ve bunun yaratacağı etki gücünü de ortaya koymuş oldu.

Bundan dolayıdır ki, Kürdistan dağlarında verilmekte olan özgürlük mücadelesi salt bir ülkeyi emperyalist işgalden kurtarma savaşımı değildir. Aynı zamanda emperyalist sistemin toplumsal hafızamızda ve kişiliklerimizde yarattığı işgal ve anlam yitimlerine karşıda, verilen bir arınma savaşı ve güzelleşme eylemidir. Peki nedir estetik? Estetiğin toplumsallaşma ve özgür yaşamla olan bağı nedir? Bu sorulara cevap bulmak, aynı zamanda kendi karanlığımıza da ışık tutmak ve özgürlük yolunda mücadelemizi yükseltme anlamına da gelecektir kanısındayım. Bu temel de en yalın haliyle güzellik ve uyum olarak tanımlayabiliriz, estetiği. Doğa, toplum ve birey diyalektiği içerisinde oluşa gelen optimal denge ve güzellikten süzülerek oluşan bir kuramsal ve yaşamsal çerçeveye sahiptir de diyebiliriz. Doğada var olan envai çeşitliliğin oluşturduğu uyum ve güzelliğin, toplumsallaşmada kendi öz irade ve bilinciyle vuku bulması olarak da tanımlayabiliriz.

Toplumsallaşmanın temel mayası olarak tanımladığımız ana kadının estetik olayındaki rolü ise, doğayla kurduğu diyalektik bağ sonucu, yarattığı komünal etik-ahlaki değerleri, estetiki olarak biçimlendirerek yani güzelleştirerek toplumsallaşmayı örmesinden ileri gelmektedir. Bu örme olayında kadın büyük bir sevgi ve emek ile  mücadele vermekte, yani savaşarak ilmek ilmek bir sanatçı ustalığında toplumsallaşmayı yaratmaktadır. Buradaki  kadını, toplumsallaşmayı yaratmada verdiği etik ve estetik mücadelesi bakımından ilk toplumcu, ilk sanatçı ve ilk devrimci  olarak tanımlayabiliriz. Kadın elinin ya da kadınca bilincin değdiği her şeyde estetik bir dokunuş mevcuttur. Kadının bu özelliği doğayla olan uyumundan ileri gelmektedir. Bizler de doğayla uyum içinde olan bu ana-tanrıçanın öz oğulları ve kızları olarak, bu özgürlük mücadelesinde yeniden kendi özümüze dönme mücadelesi verirken, aynı zamanda komünal özgür yaşam felsefesine sahip demokratik ulusu ilmek ilmek inşa etme görevini de üstlenmiş bulunuyoruz. Her birimizi bu dağlara çeken, özünde bu gerçeklik ve arayış olmaktadır. Ve bundandır ki, bu dağlardaki yaşam tarihsel kutsallığa denk bir anlam içermektedir.   Düşüncemizden, söylemimize, oturuşumuzdan kalkışımıza, insanlarla olan ilişkimizden, birbirimize karşı olan sevgi ve saygımızdan, emek ve çabamızdan, komünal bakış açımızdan, kısaca yaşamın her zerresine dair kendimizi zihinsel ve vicdani olarak bilinçlendirip arındırdıkça, etik değerlere ve estetik ölçülere ulaşmış olacağız. Bunun yolu her an kendi geriliklerimize karşı savaşmaktan geçmektedir. Önderliğin ‘anda oluşma’ dediği bu gerçekliktir. Bu da mücadelenin yarattığı ahlaki değerler üzerinden, kişiliklerimizi yeniden oluşturma, ona biçim verme yani estetik bir güzelliğe sahip kılma demektir.

Özgürlük mücadelesi yürüttüğümüz bu dağlardaki yaşamın her anında bu temelde, kanserleşerek büyüyen kentleşmenin, toplum ve bireyi en küçük hücrelerine kadar tükettiği  kapitalist modernite anlayış ve yaşam tarzına karşı,  özgür bir kişilik ve toplum için de savaş vermekteyiz. Bu bilinçle bu dağlarda geliştirilen yaşam, doğayla uyum içinde kadının ilk geliştirdiği toplumsal yaşamın özüne denk bir yaşamdır. Bu dağlarda doğayla barışık ve uyumlu bir birey ve toplumsallık yaratılmaya çalışılıyor. Burada   mayalanan yaşam tarzı yani yeni yaşam modernitesi, köy ve kır eksenli emek ve üretime dayalı bir kominal yaşam özüdür.   Kısaca bu özgürlük dağlarında verilen etik ve estetik mücadelesi, verili egemen sistemin köleleştiren ve çirkinleştiren, her geçen gün bizi insanlığımıza yabancılaştıran sistematik uygulamalarına karşı bir başkaldırma eylemidir. İşte iktidarcı erkek eğemen sistemin kendisini ilk kurumsallaştırdığı yerlerin kentler olması ve ilk kadına yani kadın ruhu ve bilinci ile yaratılan kadın sistemine yani köylere saldırmasının nedeni de,  bu belirlemeler ışığında  daha iyi anlaşılmaktadır. Köyler ve köylere dayalı modernitenin kadın etrafında şekillenmesinden ötürü, öz itibarı ile, günümüzde de toplumsallığına en yakın olan yaşam alanları yine köyler olmaktadır. Köylerin bu kadar hor görülmesi ve kanserden kaçar gibi ondan kaçılması, tam bir hakikat çarpıtması olarak, kent leviathanlarının aldatmacası ve tuzağıdır. Bu anlamda insanlığın tüketildiği mekanlar ve maddi modernite yerleridir, kentler.  Bu kadar kadına saldırı da, özgürlük ve eşitlik temelinde örülen bu komünal toplumsal doğaya saldırı demektir. Çünkü köy modernitesinin yani yaşam tarzı özünde, baskı ve tahakkümü barındırmayan bir sistemdir ve zapt edebilmek mümkün değildir. Bunun için öncelikle toplumun iradesini kırmak ve toplumsallığından yani etik ve estetik değerlerinden uzaklaştırmak ve toplumu kendisine yabancılaştırmak gerekmektedir. Ve bunun ilk kalesi de, kadın olmaktadır. Günümüz kapitalist sistemce var olan verili kadının bu kadar estetik ile sıkı fıkı ilişkilendirilmesi  de, bu özüne yabancılaştırılmış kadın hakikatini daha da perdelemeye dayanmaktadır.  Kadın estetiğine müdahale, toplumsallığın estetiğine müdahale anlamına gelmektedir. Bu müdahale aynı zamanda erkek dünyasına da temel bir müdahale olmaktadır. Kadının duygu ve düşünce sistemine oldukça kurnazca ve sistemlice uygulanan bu müdahale, aslında toplumsal yaşama yapılan bir müdahaledir. Günümüz itibarı ile kadın şahsında toplumun ve bireyin müdahale edilmeyen, kendisine yabancılaştırılmayan hiçbir yanı kalmamış gibidir.  Kapitalizmin, etik ve estetik değerlerden boşaltarak bataklığa çevirdiği ve düşürdüğü toplum ve kadından, özgürlük hareketi ve önderliği, özgür kadın ve özgür toplum şiarı ile tamamen yok edilmek istenen tarihsel komünal toplum değerlerini yeniden gün yüzüne çıkarmış, yeniden bilinçlenme ve aydınlanma hareketi olarak özgürlük mücadelesini, insanlığın en kadim toprakları olan Mezopotamya sınırları içerisindeki Kürdistan dağlarında yükseltmiştir. Ve bu mücadeleyi kadın özgürlük mücadelesi üzerine oturtmuştur.  PKK’deki etik anlayışı, kaybedileni kaybedilen yerde aramaktır.  Ve bu dağlarda yapmakta olduğumuz bu etik anlayış üzerinden, kaybettiğimiz özgürlüğü, kadim mekanında ve toplumsallığımızda aramaktır.

Bêri Dersimî

Devam edecek

 

Attachment