Hakikat Yolcularından Güneş’e Mektup-2

0Shares

Küçük Bir Özgürlük Eylemi

Başkanım sizler bizim aramızda, simgesel bir iletişim biçimi olan, şu anki mektubu yazmak, bana dur durak bilmeyen duygu yoğunluğunu yaşatmakta. Yeniye, güzele, başarmaya dair umutlarımızı tutkuya mayalamaktadır. Bu nedenledir ki sizi düşünmek, hissetmek, yaşam dünyamızı teneffüs etmek, bireyin kendi derinliğinde sizin gerçekleşmeniz karşısında kendimizi muhakeme bilincini var etme eyleminin her anlamda yaşama dair cemrenin benliğimizin ve yüreklerimizin buz deryasını milim milim eriterek ufuklarımızdan sınırsız, yasaksız ve engelsiz bir dünyanın çözüm suretinin farkındalığına varmanın bilinç eylemi oluyor.

Sizinle bizim arasında oluşabilecek bağın ya da karşılıklı haberleşme dolayının ancak güneşe yolculuk etmeyle olabileceğini yıllar önce bize öğrettiniz. Bu temel felsefenizle “ana” sürekli olarak başarmayı nakşettiniz. “Sizlerle buluşma olacaksa başarmak temelinde olacaktır” kriterlerini beyinlerimize sürekli olarak işlediniz. Bu temel çıkarsamayla zaman ve mekanın engellerine takılmadan, ruhlarımızın derinliğinde yer edinen yanılsamaların karabasanlarının saldırılarına uğramadan kendini ve etrafını aldatmayı içeren egemenlerin beyinlerimizdeki görünmez öğretilerinin aldatıcı ve kuşatıcı çarkına takılmadan yürümeye başladığınız anlarda, başkanım size doğru akıyoruz. O an sizinle bütünen bir parçası olabiliyoruz. Böylesi anların gücüyle kadınlığımızın onuru koruyor. Çalınan kimliğimizi yeniden sahipleniyoruz. Kadın olmanın bilinciyle yaşamın güzelleştiriciliğine ve anlamlı içeriğine inanıyoruz. Sizinle birlikte olmanın kriterlerini ihlal ettiğimiz anlarda ise kendimize ve özümüze yabancılaşarak, egemenlerimizin rüzgarında köksüzlüğe doğru savruluyoruz. Egemenlerin sınırlarında bocaladığımız anlarda sürekli olarak zorlanıyoruz. Hırpalanıyoruz ve parçalanıyoruz. Başkanım sizin bize öğrettiğiniz Apoyla yirmi dört saat yaşayabilme felsefenizle, içimizdeki erkeğe ve geri kadınlığımıza karşı süreklileşen  kıyasıya bir mücadele sürecine sürekli olarak başarma hırsıyla iriyoruz. Sizinle birlikte olabildiğimiz anlarımızda kendimize ait olmaya ve özgürlüğümüze yakın olduğumuz anlar oluyor.

Sizin yaratımınız olan, Özgürlük akademinizde felsefenizin öğrencisi olmaya başladığımız günlerde bizlere deneyimlerle dolu mücadele anlarını ve yöntemlerini sundunuz. Bu anılardan sadeci bir tanesini şu an tazelemek istiyorum. Özgürlük akademinize, egemenlerin daha önce bizde yarattığı toplumsal edinimlerimizle birlikte gelmiştik. Bu nedenledir ki, zayıftık, çelimsizdik, bin yılların içimize işlediği güvensizlik sendromları bizi sevgisiz bırakmıştı ve kurutmuştu. Verili sistemin bizde geliştirdiği iç kuşatmaya rağmen, sizin öğretinizdeki kadınca sistemi duyumsamak bizleri Özgürlük arayışçıları kılmıştı. Sizin öğretinizden aldığımız güç ve güvenle, bizim gibi yeni bir toplum ve yeni bir dünya için yola çıkan ancak bu öğretinin gerekliliklerine göre kimliğini sorgulayıp kendini yeniden var etmeye tutucu yaklaşan erkek yoldaşlarla aramızda kıyasıya bir mücadele uzaklığımız, duygusal ve tepkisel yaklaşımlarımızla gerekçelerimizin haklılığına rağmen, yöntemsizliklerimizle erkek mantığının cezalandırıcı ve caydırıcı uygulamalarıyla karşı karşıya kalmıştık. Özgürlük bahçenizde hakim kıldığınız sınırsız tartışma özgürlüğünü, egemen karakterlerinden başaramayan erken yoldaşlar yine kendi egemen pencerelerinden yorumlamıştı. Bildik yöntemlerle karşımıza dikilmiş, konuşmaya, yorumlamaya, kendini ifade etmeye yeni başlamış dilimize ve beyinlerimize yine kapatılmaya açmışlardı. Sizin ellerinizle çizdiğiniz, sınırsız ve yasaksız kadınca bir dünya perspektifinize bu tarzdaki egemence yönelime karşı, kadın yoldaşlarla Özgürlük bahçenizde yaptığınız kısa Özgürlük yürüyüşü eylemi yasakçı ve sınırlandırıcı mantık sahibi erkek yoldaşları kendi iradeleriyle bu kez yasağı kendilerine çevirtmişti. Kapandıkları koğuşlarının pencerelerinden kapılarından kendi bedenlerinin varlığından utanmışçasına gizli olarak özgürlük eylemimizin izleyicileri olmuşlardı. Bu eylemsel çıkış, özgürlüğü kendi renginde yorumlayan mantıkları sorgulatmıştı. Biz kadın yoldaşlarda sizin etrafınızda özgürlüğe akarcasına yeni bir birlik ruhunu yaratmış. Bizimle gerçekleştirdiğiniz bu ortak eylem mücadele deneyimlerimize yeni ve güçlü bir deneyim katmıştı.

Bizlerle yarattığınız kendine ait olma bilinciyle kendimiz olduk, halkın olduk. Sizin olduk. Sizinle yirmi dört saat birlikte yaşayamadığımız anlarda bunalımları, gelgitleri içeren ruh hallerini yaşadık, sendeledik, zorlandık. Tüm geriliklerimize rağmen yüreğimize ektiğimiz sevdanın gücüyle yeniden yaşama döndük. Her kadın militan gibi sizinle yıllar önce yaptığımız Özgürlük sözleşmesinin kriterlerini her an duyumsayarak kendimizi bu ölçüler temelinde sürekli olarak var etmenin kararlılığını netliğini ve geriliklerimizden arınmanın sürecine yeniden ve yeniden girişi başlatmanın simgesel bir iadesi oluyor bu mektubum.

Sizleri, manevi ve moral değerlerimizin temel bir halkası görmenin bilinciyle, günahlarımızdan arınabilmenin kararlılığıyla sizleri selamlıyor. Hasretle ve umutla öpüyorum. Başkanım.

Size yönelik gelişen her türlü yönelime karşı özgürlüğünüz varlığını özgürlüğümüz bilmenin direnişçi ruhuyla mücadelenize her zamankinden daha fazla katılmanın coşkusuyla selam ve saygı ve sevgilerimi sunuyorum

Zeynep Bingöl

Dağlardan; Denizlerin Sınırsız Mavisinde Yaşayan Yaşamıyla Bize Ruh Veren Özgürlük Önderine…

Özgürlük ateşinin sıcaklığıyla merhaba Başkanım.

En güzel şiirler   şiir tadında, derin sevgilerin ezgisiyle yaşayanlarca yazılır. Büyük duygular yaşanmalıdır ki anlatılabilsin, yazılabilsin. Başka kimse ne anlar  ne de anlatabilir onun derinliğini. Kalemin gücü yetmez bu duyguyu , bu sınırsız ve yürek parçalayan aşka olan özlemi anlatmaya, yürek deniz olunca soluklar dalgalar gibi çırpınmaya başlar rüyalarda. Dil çaresiz kalır çırpınışlar karşısında, o da anlatamaz gücü yetmez. Bu yüzdendir ki dört yıldır yazamadım başkanım. Kalemi her elime alışımda ifade edememenin korkusu sardı benliğimi.

Bir kez daha deniyorum ve kalemim titreyerek ilerliyor beyaz sayfalarda. Kalemimde sancıyor benim gibi hakkını verememenin korkusuyla. Sizi her düşündüğümde yeniden yaratılıp günlerinin kutsallığı geliyor aklıma. Özgürlüğümüzün rengarenk cenneti kamelyada dolaştığımız anlar canlanıyor gözlerimde. Her bir çiçeğe bir çocuğa bakar gibi hassas yaklaşarak üzerine titrediğiniz, gülümseyerek onları suladığınız, doğayla konuştuğunuz günleri anımsıyorum. Güvercinler gökyüzünün sınırsız mavisini sizde görür özgürlük kokan havasını sizden alırdı. Gökyüzü siz olurdunuz onlar için. Bütün çiçekler sizin varlığınızla dört mevsim baharı yaşardı. Aradan yıllar geçti ve yüreği sizin özleminizle dolup taşan sadece öğrencileriniz olmadı.

Başkanım,

Tarihin söylenip yazıldığı hatta sizin varlığınızla yaşatıldığı kamelyamızdaki güvercinler, çiçekler, ağaçlar hepsi özledi sizi. Büyük bir emek ve çaba harcadığınız öğrencileriniz olarak biz özledik sizi Başkanım. Acıyı güce dönüştürmeyi öğrensek de alışamadık sizden uzakta yaşamaya.

Her bir bakışında yaşamı, insanlığı, bağlılığı, toprağı, kirletilmemiş sevgiyi ve katledilmemiş aşkı barındıran gözlerinizi özledik. Bu gözleri her görenin yüreğine özgürlüğü nakşettiniz, umudu damıttınız. Şimdi ülkemin Önderlik kokan dağlarında asil portrenizi görüyor, bunun verdiği güçle yürüyor ve mücadele ediyoruz. Gözleri ihanet salgılarıyla körleşenler, yürekleri vicdansızlık tarlasında çürüyenler anlayamaz Önderlik sevgisini. İnsanın özünden habersiz yaşayarak yaşadıklarını zanneder, terörist diye yönelirler özgürlüğümüze. Bilmezler ki onlar size yöneldikçe daha bir büyüyor sevgimiz, bağlılığımız ve özlemimiz. Özgürlük tutsak edilemez başkanım. Sınırsızdır özgürlük. Eller kelepçelense de beden daracık bir yere hapsedilse de yüreklere pranga vurulamaz. Son dönemlerde size karşı geliştirilen tecrit ve yönelim bir taraftan Önderliğe olan sevgimizi diğer taraftan komploculara olan nefretimizi, intikam duygularımızı ateşlendiriyor, büyütüyor.

Yüzümüz GÜNEŞE, gözlerimiz İMRALI’ya dönük. Başarmak ve altın değerindeki gözlerinize layık olmak, onları yaşamsallaştırmak tek amacımız. Sizin varlığınız ise tek yaşam gerekçemiz.

Büyük bir özlem, sevgi ve saygıyla sizi kucaklıyorum.

Avesta Zenda

Attachment