Hakikat Arayışçılarının Serüveni – Hermes

0Shares

Doğu eksenli felsefi çizgilerin hemen hepsi ışık eksenlidir. Evrenin ve varlığın kökeni ışık olarak yorumlanmaktadır. Bugün kuantumun geldiği düzey bunun doğruluğunu ispatlamaktadır. Yani hakikat arayışın bunca yıl ve yollardan sonra başlattığımız noktada evrenin sınırına ulaşıyoruz. Oysa batı felsefesinde evrenin ve varlığın kökeni ağırlıkta maddesel kökene dayandırılmıştır. Materyalizm ve idealizm olarak iki akım çatışsa da, batının idealist çizgisinde bile materyalist bir mantıkla yorum vardır. Doğu felsefesinin ışık kökenli olması kendisinden önce uzun bir süre canlı doğa anlayışına dayanan tanrıça kültürünün yaşanmış olmasıdır. Tanrıça kültüründe evren canlıdır, tanrıça yeryüzünün yıldızıdır, gökteki yıldızlar da tanrıça gibi canlı ve yaratıcıdır. Böylece tanrıça ve yıldız, yani ışık aynı özellikte buluşur, bu da yaratıcılıktır. Tanrıça kültürü ve canlı doğa anlayışı bu görüşe doğayı ve tanrıçayı izleyerek ulaşmışlardır. İlk doğa gözlemcileri bu neolitik toplum insanlarıdır. Işığın dokunulmaz, elle tutulmaz oluşuna rağmen yaşam için önemini bilmektedirler. Işıksız dünya öl,m, getirir, ışıkla doğa canlanır, hem gece gündüz farkı, hem yaz kış farkı bunu anlatır. Bir de ateşin kullanılmaya başlamasıyla ışığın yaşamı yaratma ve sürdürmedeki sırrı için şüphe götürmezdir. Kadın da aynı şekilde toplum içindeyken toplum mutlu ve güvendedir. Yokluğu karanlık gibi toplumu dağıtır, öldürür. Tanrıça önce yerin ve göğün yaratıcısıyken sonra yer gök erkek tarafından parçalanmış erkek kendisini gök ve havanın tanrısı yapmıştır. Hava soyut elle tutulmaz ama her şeyi yaratan düşünce ile özdeştir. Yani ışık evrenin enerjisi ise, düşünce de insanın enerjisidir ve artık bu enerjinin temsilcisi erkek olmuştur. Erkek egemenliği gelişse de tanrı kültürü unutulacak kadar eski bir mazi değildir. Onu arayanlar, onun kültürünü sürdürmek isteyenler uygarlığa karşı direnenler olarak tarihe çıkacaktır. Hakikati arayanların ulaşacağı yaşam anlayışı tanrıça kültürünün özgün komünal yaşamıdır. Bu nedenle hakikat arayışı tanrıça kültürünün kalıntıları etrafında dolaşacaktır. Yaşam insanlık için gece kadar karanlık olsa da yıldızlar parlamaya devam etmektedir. Ve onlara bakanlar tanrıçayı göreceklerdir. Karanlığı delen ışık, yaşamın sırrı olarak tekrar tekrar keşfedilecek, insanlığın tarihini araştıranlar özgür toplumun sadece tanrıça çağında yaşanmış olduğunu bulacaktır. Ve hakikat arayışçıları tanrıça kültürünün bir devamı olacaklardır. Tanrıçanın adı unutulduğu çağlarda bile tarihten kalan içsel bir hisle bu devamlılık sürecektir.

Hermes:
M.Ö 3500 yılına denk süreçlerde yaşadığı tahmin ediliyor. Bu dönem iktidarın ilk gelişimi ve kurumlaşmasına denk gelir. Hermes’i farklı halklar kendi kültürlerine ait olarak görmüşlerdir. Bu nedenle farklı farklı adları vardır. Aslen Mısırlı olarak kabul ediliyor. İdris adının ise Kürtçe’de dikiş fiilinden türetilmiş olması ihtimaliyle Kürt olabileceği de söylenmektedir. Ki ismi ‘terzi Hermes’ olarak ifade edilir. Kısacası tüm halklara mal olacak kadar tarihe ve insanlık hafızasına damgasını vurmuş bir kişiliktir. Hem mitolojik bir kahramandır hem tanrıdır. Düşünce tarzında ise dualite ve sezgisellik esastır. Bu nedenle de felsefeye temel olmuş bir hakikat arayışçısı olarak anılmayı hak etmektedir.

Işık desenli tüm felsefi yaklaşımların ona dayandığı yanları vardır. Doğuda Sühreverdi’den, batıda Bruno’ya, simyacılara kadar tüm ışık ve evrensel bütünlük eksenli felsefeler ondan etkilenmiştir. Hermes Mısır’da tanrıça İsin’in tapınağında rahiptir, yani tanrıça ışığıyla aydınlanmış, tanrıça kütürü içinde yetişmiş biridir.

Hermes’in gözlemi iç gözlemidir, sezgisel yöntemdir. Hermes’e göre insanın kendisi tüm bilmelerin kaynağıdır. İç gözlem yöntemiyle insan kendine bakarsa bütün bilgilere ulaşır. Bilgiye beş duyu ile (görmek, duymak, dokunmak, tatmak, dokunmakla) ulaşılmaz. İşte bugün algıcı pozitivist bilime göre algılarla somutluğu bilinen şey bilimin konusudur, sezgiler bilim dışıdır. Oysa beş dudyu varlık üzerine en dışsal yüzeysel veriler bize sağlar. İlk çağlarda insanlar şimdiki bilim insanlarından daha derinlikli yaşama bakabilmişlerdir.
Hermes’in terziliği de bu anlamda içsel bir oluşum, biçim vermedir. İnsanın içine doğan duygu, düşünceleri biçilmemiş, işlenmemiş bir kumaşa benzetirsek, terzi bunları biçer ve kullanışlı elbiseler çıkarır. Yani Hermes sadece içsel islerini dinlemez, onlardan faydalı düşünceler inşa eder. İçine doğan her görüşü doğru diye hemen kabul etmez. Ölçer, biçer ve faydalısını paylaşır, gerisini atar. Düşünceleri ‘ölçüp-biçme’ söylemi, dilimizde hala kullandığımız bir terim olarak Hermes’ten kalmış olmalı. Tabii ki Hermes’te ölçme ve biçme bir bakış açısına göre olur. Bu da dediğimiz gibi tanrıça kültürünün bir oğlu olarak toplumsal yaşam çıkarına olur.

Onun felsefesinde zuhal yıldızı ışığın, mutlak ışığın merkezidir. Yani zuhal yıldızı ışığın ana kaynağıdır, ışık oradan evrene yayılıyor. Böylece ışık dünyaya da düşüyor. Dünya karanlık olan yerdir, Zuhal yıldızı ise aydınlık merkezidir. Burada aydınlık karanlık dualitesi karşımıza çıkıyor. Işığın tekrar ana kaynağına dönmek istemesiyle aydınlık ve karanlık arası mücadele başlıyor. Işığın merkezi ideal iken dünyaya yansıması aydınlık. Aydınlık-karanlık dualitesi önce Zerdüşte tekrar karşımıza çıkar. Hermes’in bu aydınlık-karanlığa dayalı dualite yaklaşımı Platon’un idealar, fem-nomenler anlayışı ve tek tanrılı dinlerin cennet ve yalan dünya anlayışında olduğu gibi yansımasını bulur. Platon’da idea, biçimler dünyasına düşmüştür ve asil olana dönülmelidir. Dinde dünya bir yanılsamadır, cennete gidiş amaçtır. Aydınlık-karanlık, ruh-madde, biçimler-idealar dünyası, madde-enerji vb bunlar felsefenin temel konuları olarak hep tartışılacak ve felsefeye karakter vereceklerdir. Daha da önemlisi bunların çatışması olarak dile gelen dualite felsefenin temel yöntemi olacaktır.

Hermes’in hakikat arayışı hakikatin birliğidir. İnsan için bu birliğe ulaşmak esas olmalıdır. Onun anlayışında küçük, büyükk ayrımı yoktur, her şeyin kendine göre bir özelliği, farklılığı vardır. Varlıkları ayrıştırmaya karşıdır. Anlayışı dualiteye dayansa da ulaşılacak olan hakikatin birliğidir, bütünlüğüdür. Dualitenin tarafları birliği oluşturur.
Hermes İsis tapınağında rahiptir. Tapınakta rahip olmak isteyenleri 7 aşamalı bir sınavdan geçirir. Her aşama bir basamağı temsil eder. Rahip olabilmek için bu aşamalardan geçilmesi gerekir. Bu aşamalar şöyledir:

1. Ay: Ay’ın kendisi düşünce dehasıdır.
2. Utarit Yıldızı: Göğün ikinci katında Utarit vardır. Soyluluk dehasıdır. İnsanın temiz, arı olması anlamında soyluluk.
3. Zühre Yıldızı: Aşk dehasıdır.
4. Güneş: Güzellik dehasıdır.
5. Merih: Adalet dehasıdır.
6. Müşteri Yıldızı: Bilim dehasıdır.
7. Zuhal Yıldızı: Mutlak ışık merkezidir. Ölümsüzlük ssağlayan büyük aydınlık merkezi Zuhal Yıldızı’dır.

Yedinci kata ulaşmak, aşamaların hepsinin başarılya aşılması ile ulaşılan sonsuz bilgelik, ölümsüzlük derecesinde bir bilince ulaşmadır.
Hermes’e göre, insan eğitiminde terbiyenin üç ilkesi vardır. Beden eğitimi, hayvansal ruh eğitimi ve insani ruh eğitimi. Ona göre insanda bir hayvansal ruh bir de insani ruh vardır. Açlık, korku, fazla mülk, şatafatlı şeyleri sevme gibi alışkanlıklarlaa mücadele ederek buna karşı sürekli kendisini terbiye etmesi gerekir. Hermes’e göre güdüleri ile yaşayan insan olamaz. Bunlar Hermes’in ahlak anlayışıdır. Bilgelik ve ahlaklı kişilik bir bütünlük içindedir.

Hermes’in tanrı tanımı ‘insan ölümlü bir tanrı, tanrı ölümsüz bir insandır’ şeklindedir. Yani ikisi de birdir, aralarında sadece bir fark vardır o da ölümdür. Ölümsüzlük ise insanın kendi elindedir. İnsani ruh terbiyesi ve hakikatin yedi basamağını aşmak ölümsüzllüğe ulaşmaktır. Ölümsüzlükle Hermes’in ifade ettiği, manevi bir sonsuzlaşma, insanlığa mal olma ve kültürleşmedir.

Şehit Zilan-Zeynep Kınaci Özgür Kadın Akademisi Yayınları

Hakikat Ders Notları-Emine Erciyes

Devam Edecek: Hakikat Arayışçılarının Serüveni – Zerdüşt

Attachment