Dünyayı Kadınlar Kurtaracak

0Shares

Uygarlık sisteminin yapısal bunalım yaşaması tüm alanlarda sürdürülemez hale gelmesinden kaynaklıdır. Bu durumda egemenlikli ideolojinin, iktidarın karakter yapısı kendini alenen dışa vurur ve tüm politikalarını maskesiz uygulamaya koyar. İşte bu durum faşizmdir. Erkek egemenlikli zihniyetin kurumlaşması olarak somutlaşan devletçi-cinsiyetçi sistemin krizidir yaşanan. Krizin dönemsel değil, yapısal olduğu, uygarlığın temel dayanaklarının bir çürüme ve dökülme haline girdiği çokça değerlendiriliyor. En temelde Reber APO bunu savunmalarda tarihsel-toplumsal açıdan ele almış, sitemsel çözümlemeye tabi tutarak bunalımın nedenini nasılını değerlendirmiştir. Uygarlık kendisini bir bütünen özgürlüklerin gaspı, insanın işgaline dayandırdığından sistemin yürütülemez hale gelmesi demek; bu işgalin daha fazla sürdürülecek imkanı kalmamış demektir. Nihayetinde insanın insan karşısındaki tahakkümü, erkeğin kadına dönük tahakkümü, insanın doğaya tahakkümü bir sapma olarak iktidarcı zihniyetin ürünü ve uygarlığın kendisini örgütlediği alanlardı. İktidarcı zihniyete dayalı ideolojinin, düşünce biçiminin, sisteminin, yönetim biçiminin, ekonomik alanın en temelde de toplumsal düzenleniş tarzının bunalımı, krizidir bu. 21’inci yüzyılın bu kadar kapsamlı bir sorun ve çözüm sorumluluğu varken bunun hangi alanların önceliği, hangi sorunların çözümüne dayalı gelişmesi gerektiği zamanın niteliğini belirliyor, ona özellikler kazandırıyor. Parçalanan, dağılan bir yapının en temel taşı, en dip noktası neyse dağılmanın şiddetiyle dışa vurur, en çok o görünür hale gelir. İşte Uygarlığın özgürlük gaspı en çok üç temel alanda yoğunlaştığından bu alanlarda ikili bir birikim söz konusudur.

Birincisi sömürü çok derinleştirilmiştir, insanlığın kimliksel olarak varoluş ve özgürlük sorunu -etnik-sınıf-kültürel-ekonomik-, cinsiyetçilik sorunu ve insan eliyle tekrar yapılandırılamayan, bu nedenle en fazla geri dönülemez noktada tehlike yaşayan çevre sorunu etrafında birikmiş iktidar ve uygulamalarla kaldırılamaz sınırlara varınca sistem çözülme sürecine girmiştir. İkinci olarak; sömürünün bu alanlara bu kadar derinlikli dayatılması ciddi bir özgürlük sorunu demek olduğundan özgürleşme ihtiyacı ve talebi de o derinlik oranında bu alanlarda birikti. Yani iktidarın sömürerek sistemini ürettiği bu alanlar aynı zamanda karşıtının çok güçlü barındığı alanlar olma özelliğine sahiptir. Neden; bir şey hep sorun halinde kalamaz, bardağın dolması taşmaya yol açar. Ağırlaşmış sorun demek, şiddetli çözüm ihtiyacı demektir. İşte kaba bir tanım yaparsak bunalımın kaynağı iktidarcı ideolojidir, bunun ilk elden sorunlaştırdığı alanlar uygarlığın dayanağıdır, haliyle çözülme buralarda şiddetle dışa vurur, bu nedenle bu alanlar özgürlük talebinin en çok biriktiği, haliyle değiştirme dinamiği en güçlü olan ve mutlaka çözümünü dayatan alanlardır. Tüm bunların dışa vurduğu süreçler 21’inci yüzyılda gerçekleştiğinden bu yüzyılın hem sorunun şiddetle dışa vurumu hem de radikal çözüm dinamiklerinin örgütleneceği ve çözüme yöneleceği bir zaman olması onu aynı zamanda öncelikli olarak kadın yüzyılı olma olasılığına sahip kılıyor. Üçüncü Dünya savaşı bu çözülme halinin ilanıyla sistemin kendi inisiyatifinde kendini yenileme, beş bin yıldır defalarca payedileni yine payetme savaşı iken, diğer yönüyle halkların, kadınların özgürlük eğilimini örgütleyerek sistemi belirleme savaşının temel tarafı olarak yer aldığı bir süreçtir. Sistem çözülme halindedir, bu nedenle tutuculaşarak, saldırılarak, iktidarını yeniden örgütleme çalışarak varolmaya çalıştığından politikaları faşizandır. Her türlü karşıt, demokratik, özgürlükçü dinamiği kendisi açısından tehlike bulduğundan yok etme, bastırma eğilimindedir. Bunun karşısında ötelenemeyen özgürlük talebi de kendisini giderek daha radikal ve çözüm odaklı ortaya koymaya başlamıştır.

Dünyada yükselen kadın özgürlük eğilimi

Kadın özgürlük sorunu ya da toplumsal cinsiyetçilik olarak kavramlaştırılan sorunlu durum, en dip sorundur. Tüm sorunların en ilk halkası olması iktidarın erkek egemenlikli karakterde, yani bir cinsin baskın hale getirilerek ideolojik olarak örgütlenmesinden kaynaklanmıştır. Önce kadının öncülüğü darbelenmiş, her defasında en çok kadın kimliği vurulmuş, tüm iktidar politikaları cinsiyetçiliğin düzenlenişine dayandırılarak bu ‘vurma’ hali hem süreklileşmiş hem kapsamlılaşmıştır. Uygarlığın temel karakteri buna göre şekillendirilirken kadın özgürlük sorununu doğru bir perspektifle çözmek aynı zamanda insanlığın özgürlük problemini ve insanla doğa arasındaki tahakküm sorununu çözmeye yol almak anlamına gelmektedir. Sistemin kaosu sorunların görünmesine imkan sunarken, çözüm koşullarının da bu kadar güçlenmesi Dünya’yı kadın öncülüğünde kurtulma şansına, olasılığına kavuşturmaktadır. Bu maddi koşullara dayalı olarak ‘Dünyayı kadınlar kurtaracak’ sloganı yüzde yüz yaşamsal değer kazanmaktadır. Bu gerçekle içinde bulunduğumuz zamana bakınca Kürdistan kadın hareketinin öncülüğünde dışa vurarak örgütlenen, Dünya kadınlarının özgürlük mücadelesine de ilham teşkil eden bir kadın özgürlük mücadelesi vardır. Bunun da etkisiyle Dünya’da da kadın özgürlüğü etrafında giderek daha doğru hedeflere yönelmeye çalışan ciddi bir kadın hareketliliği, mücadelesi gelişmiş bulunmaktadır. Nasıl ki 3. Dünya Savaşı olarak somutluk bulan Kürdistan ve Ortadoğu merkezli yürütülen savaş sistemin bunalım şiddetini dışa vurmaktaysa, aynı şekilde Dünya’da yükselen kadın özgürlük eğilimi de bu şiddetin karşısında direnişi ve bundan da öteye yeni bir yaşama duyulan ihtiyacı, alternatif arayışını ortaya koymaktadır. Genel düzlemde neden şimdi bu düzeyde faşizan çılgınlık ve neden şimdi özgürlük arayışının bu düzeyde yaygın dışa vurumu sorusu zamanın niteliğiyle birlikte bütünlüklü bir cevaba kavuşuyor, anlaşılıyor.

Reber APO kaynaklığında özgürlükler sorununu daha net tanımlayabilen, bu nedenle çözümde radikal-köktenci bir tutumla devletçi-iktidarcı sistemin aşılmasına dayalı bir paradigmaya dayanan Kürdistan Kadın Hareketi örgütlü ve pratik bir deneyime de sahip olmasından kaynaklı büyük avantajlara sahiptir. Tabi bu avantaj salt Kürt kadınları adına değil, tüm kadınlar adınadır. Bu açıdan kadın özgürlük alanının gelişen bu objektif koşullara hazır olduğu, ideolojik bir çerçeve kadar bunun örgütlülüğü ve mücadelesinin de pratikleştiği, belli bir tecrübe oluşturduğu ve bunların özgürlük devrimine öncülük edecek kadar bir nitelik oluşturduğu belirtilebilir. Bu gerçeklik sadece kendi sınırlarımızla sınırlı olmadığımız anlamına gelir. O halde 21’inci yüzyılı tanımlarken örgütlülüğümüzün de yüz yıl açısından kadın özgürlük eğiliminin örgütlü hale gelmesi olarak değerlendirilmesi ve buna göre sorumluluğumuzun farkındalığıyla mücadele edilmesi gerektiği açıktır.

Kaos aralığı doğru anlaşılmak durumundadır

Evet, 21’inci yüzyıl ağır sorunların dışa vurumlarıyla yüzleşen bir zaman olma özelliğiyle zorlu bir zamanı da ifadelendiriyor. Nitekim tüm yüzyıla yayılmayacak olan ama mevcut halde sistemin yapısal bunalımı olarak tanımladığımız ‘kaos’ aralığı doğru anlaşılmak durumundadır. Kaos düzenin tıkandığı, döküldüğü anlar olarak düzensizlik-karmaşayla özdeşleştirilir. Bu nedenle korkutur. Ama eski düzen ya da aşılmış istikrarın olmaması anlamında bir karmaşayı ifadelendirse de esası hem zihinsel hem yapısal olarak eskinin sınırları parçalandığından özgür anlardır. Özgürlüğün zihniyet, yapısallık anlamında gelişebileceği, toplumun özgür tercihli yaşam seçeneğini sorunlarını çözerek, iktidarı aşarak örgütleyebileceği anlardır. Bu nedenle gelişi yüzlerce, binlerce yılı alan, ömrü kısa ama çok değerli anlardır da. Gelişi bayramla karşılanan her şey iyilik doğurmaz. Hangi hallerde doğurmaz; eğer iyilik örgütlenmemişse geliş amaçsızlaşır, rastgele bir duruma dönüşür, gelen kalkar gider, örgütlenmiş başka mekanların bayram sevincine dönüşür. O halde faşizmin tekrar erkek egemenlikli iktidarı örgütleyecek bir ön açıcı, yani özgürlük dinamiklerini geriletici rol oynamaması, bunu başaramaması açısından özgürlük eğiliminin hızla örgütlenmesi ve zamanın koşullarına daha aktif ve kapsamlı müdahale edilmesi gerekiyor.

Bu anlamda Dünya kadın örgütlerinin, kadın özgürlük mücadelesini gelişimi olumlu, özgürlük dinamiğinini dışa vurumu anlamında değeri yüksek olmakla birlikte kalıcı etki yaratması ancak güçlü bir müdahale gücüne dönüşmesiyle bağlantılıdır. Yoksa geçici olan süreç doğru örgütlendirilemez ve kaos aralığı yeni bir ilerlemeye, yapılaşmaya kadınları, halkların özgürlüğünü kapsamadan ilerler. Kürt kadın hareketi olarak bu gerçekliği tanımlayarak bu zamanın bilinçli öncülüğünü yapabilecek koşullara sahibiz. Erkek egemenliği ve onun örgütlülüğü olan başta Türk devleti olmak üzere hegamonik güçlerin hareketimize saldırıları da bunun için çok yoğunlaşmış bulunmakta. Vurgulamamız gerekiyordu; çünkü kendi farkımızda olmamak esas olarak bu zaman için taşığıdımız anlamın farkında olmamak ve saldırlara bir yönüyle açık olmak anlamına gelmektedir. Tüm bu gerçekliklerden de hareketle şöyle bir tanım yapmak gerekiyor: Kadın hareketi erkek egemenlikli uygarlığın kaosuna bir müdahale, değişim ve doğal toplum değerlerinin güncellenmesini ifadelendiren Demokratik uygarlık paradigmasının yaşamsallaştırılma gücüdür. Örgütlü varlığımızın tarihsel anlamı kadar, rolü ve işlevi budur. Kadın devrimini öncü devrim olarak görüyor ama halkların özgürlük devrimi ve insan-doğa çelişkisinin çözümünü de bütünlüklü devrimler olarak tanımlıyoruz. Ancak iktidarcı sistemin aşılmasını böyle sağlayabilir, özgürlüğü kalıcılaştırabiliriz. Bunun için kadın özgürlük hareketleri olarak 21’inci yüzyılı özgürlük yüzyılı haline getirmemiz için atılması gereken somut adımlar var. Hızla bunlara birlikte yönelmek gerekiyor.

Şafak Aryen

Attachment