Doğaya-Özgürlüğe Dönüşün Yolu Mücadeleden Geçmektedir

0Shares

İçinde yaşadığımız yüzyıl itibarıyla, yaşanan ekolojik sorunlar ve doğal dengesizlikler günlük yaşamımızı her yönü ile tehdit eden bir düzeye ulaşmıştır. Birçok ülkede yaşanan açlık, susuzluk, doğada ve mevsimlerde gelişen dengesizliklerin esas nedeni artan sanayi ve teknolojik artıkların ve finans kapitalin rekabetçi ve hâkimiyetçi mantık ve siyasetinden ileri gelmektedir.

Bu tehlikeli durumlar karşısında insanların özellikle gelişen ve canavarlaşan teknik ve teknolojinin insan yaşamını her yönü ile denetleyen tehdidine karşı oturup tekrardan düşünmesi gerekmektedir. Bu konuda yeni arayışlar ve insanın kendi özüne dönmesinin zorunluluğuna ihtiyaç vardır. Bunun da adı Demokratik Ekolojik Toplum olduğu unutulmamalıdır. Bütün bu sorunları aşmanın yolu, bu modeli geliştirmekten geçiyor. Bu gerçek, kadının öz gerçeği ve bu arayış da kadın özgürlüğüne aittir.

Doğal toplumda her şey kendi rengi ve ahengi içerisinde olgunlaşarak oluşmaktaydı. Zorbalık ve egemenlikli zihniyet olmaksızın yaşam devam etmekteydi. Neolitik devrim kendi özüyle insanlığa hizmet etmekteydi. Doğa ile insan ilişkisini geliştirmeyi, karşılıklı bağları kurmayı amaçlıyordu. Bu dönemde anaerkil yaşam tarzı hâkimdi. Bu kültür ile doğaya zarar verilmiyor, tahrip edilmiyordu. Kadınlar, bilinç düzeyleriyle doğa ile ilişkisini ve onunla yaşamasını bilerek doğayı da koruyarak insanın yaşamını sürdürebilmek için doğadan faydalanmayı amaçlamaktadır. Bu alanda verilen emek, edinilen tecrübeler günüz bilimlerinin temellerini oluşturmuştur.

Neolitik devrimde kadının doğadan büyük bir tecrübe elde ettiği bilinmelidir. Özellikle bitkileri keşfederek, tedavide kullanılmasını geliştirildi. Doğada elde edilen bu ürünler toplumun hizmetine sunuldu. Günümüze kadar da bu kültürün yansıması görülebilir. Sınıflı toplumların gelişimi ile doğal toplumdan kalan değerlerin heba olduğunu, inkâr ve egemenlikli yaklaşımların geliştiği bir gerçektir.
Yaşadığımız çağda sanayi ilaçlarının ve teknolojik imkânların gelişmesi yaygın olsa da tıpta bu kullanım bazı hastalıkların tedavisi için yeterli olmamıştır. Bu duruma rağmen bulaşıcı ve ölümcül hastalıkların yaygınlaşmasında artış olduğu bir gerçektir. Bu önü alınmaz bulaşıcı hastalıkların önüne geçebilmek için, yapılması gereken tek şey insanlık tarihinde kaybedilen bazı değerlere, insanın tekrardan dönmesi ve bunu yaşatmasıdır.

Egemenlikli sistemin dünyaya olan hâkimiyeti ve rekabete dayalı mücadelesi acımasız teknolojik yönelimlerle sadece insan yaşamını değil, bütün doğal zenginlikleri tahrip ederek kendi amaçları için her şeyi heba etmektedir. Tüm bu tahribatlar sonucunda, küresel ısınmanın hızlanması, beraberinde açlık ve sefaletin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Doğal, kendi özünde geliştirilen bazı tedavi yöntemlerinin insanlar açısından son derece yararlı ve sağlıklı olacağı kesin bilinmelidir. İnsanlar doğal tedavi yöntemlerinin daha şifalı olduğunu anlamış ve yeni arayışlar başlatmıştır. Zaten günlük yaşamda ne kadar önemli olduğu net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu yüzden buna karşı hem bir ilgi, hem de bir merak günümüzde giderek artmaktadır. Bu konuda doğal bitki zenginliklerini araştırmak için yeni ve donanımlı bazı labaratuvarlara ihtiyaç vardır. Tanınması ve incelenmesi gereken o kadar çok bitki türleri var ki, buna ilgisi olmayanların tahmin edemeyecekleri kadar faydaları vardır.

Kürdistan’da bu durum daha yaygındır. Kürdistan toplumunda neolitik devrimden kalan ve önemli bir birikim kültürüne sahip bir potansiyel mevcuttur. Bunu günümüze kadar getiren ve koruyan Kürt kadının doğal yapısıdır. Somut olarak Kürt kadınlarında hemen hemen her ailede yöresel farklılıklarla birlikte, bu kültürü koruyan ve geliştiren yaklaşımlar günümüzde de sıkça görülmektedir. Kürt aile yapısına baktığımızda çoğu kadın birçok bitkiyi tanıyor. Bu anaerkil kültürden kaynaklı olarak gelişim göstermiştir. Tecrübeler nesilden nesile süregelmiştir. Aktarılan kültür yaşamda öğreticiliğini göstererek hafızalara kazınmıştır. Kürt toplumu doğal ürünlere önem vermektedir. Doğal tedavilerden tutalım, günlük beslenmeye ve kışlık gıda hazırlıklarına kadar bu kültür devam etmektedir. Fakat sanayileşmenin şehirlerde yarattığı çevre kirliliği, nüfus artışları, işsizlik, açlık, susuzluk, betonarmelerin yeşil alanları istila etmesi vb sorunlar insanların ruh ve beden sağlığı üzerinde çok olumsuz hatta ölümcül etkiler yaratmaktadır. O nedenle sağlık alanında etkili, bilinçlendirici mücadele vermek gerekmektedir. Bu mücadele demokratik ekolojik toplum mücadelesinin ta kendisidir. Bugün Kürtler özgürlük mücadelelerini ekolojik karakterli sürdürmektedirler. “Doğaya dönüş” ya da “özgürlüğe dönüş” yolu bu mücadeleden geçmektedir.

Sonuç olarak, her ne kadar teknik ve teknolojik alanda tıp gelişse de, insanın döneceği veya ihtiyaç duyacağı şey doğal bitkisel ürünlerdir. Doğaya dönüş için vereceğimiz her türlü çaba ve mücadele bizi doğal topluma götürecek ve kendi özümüzle buluşturacaktır. Bunun öncülüğünü yapacak ve geliştirecek güç başta kadınlardır. Çünkü bu tarih kadının saklanan tarihine ve tecrübelerine aittir. Onun için buna sahip çıkmak başta onun görevidir. Bu çalışmayı zenginleştirmek ve geliştirmek daha çok kadınlara ait olmalıdır. Binyıllardır insan ve doğa arasında oluşturulan uçurumlarda kadınlar köprüler kurarak, demokratik ekolojik mücadeleyle doğaya dönüşte önemli bir role sahip olabilirler. Günümüz dünya toplumlarının, insanlarının bu dönüşe acilen ihtiyacı vardır.

Jiyan Lava

Attachment