Dirilişten Kurtuluşa Özgürlük Aşkı En Temel Görevimiz

0Shares

Önder Apo, ‘Kürdistan sömürgedir’ tespiti ile Özgürlük Hareketi’mizin temellerini attı ve 15 Ağustos 1984’te ilk kurşun sıkılarak, Kürt halkı üzerindeki ölü toprağı, ölü toplum, ölü ruha can verildi, bu canla kendi bilincine varan halk ayaklandı ve sömürgeciliğe karşı durmuştur. İlk kurşunla sömürgecilere, “Sen bir toplumu bir ulusu bir halkı bir insanlığı ömrü billah gömemezsin üstünü betonlayamazsın onu yok sayamazsın” mesajı verilmiştir.  15 Ağustos’ta bir halka can veren o ilk kurşun 38 yıldır kendiyle birlikte, ordulaşamaz denilen bir halkı orduya, örgütlenemez denilen bir halkı örgütlülüğe, artık ayağa kalkamaz denilen bir halkı ayağa kaldırıp, devrimin temel gücü haline getirmiştir. Ve en önemlisi insanlıktan sayılmayan, varlık olma gerçeği dahi elinden alınan kadınları, iradeye kavuşturup, ordulaştırdı, örgütlendirdi, partileştirdi ve xwebun haline getirmiştir. Bugün bu bilinçle kartopu misali örgütlenen büyüyen ve Önder Apo’nun felsefesiyle kendini donatan kadın gerçeğimiz tüm dünyada ezilen kadın ulusunun biricik umudu haline gelmiştir.

Bütün bunları yaratan 38 yıldır, büyük kahramanlıklarla yolumuzu açan ve dahi aydınlatan şehitler gerçeğimizdir. Şunu hiçbir zaman unutmuyoruz; PKK’nin tarihi şehitler tarihidir. Şehitleri anlamak ve anlamlandırmak, bu tarihi bilince çıkarmakla mümkündür. Bu tarih olmaz denileni olduran, yapılmaz denileni başaran ve kendisini bir Anka kuşu gibi küllerinden yaratan, insan-toplum gerçeği ile günümüze kadar gelen direniş hakikatimizdir ve bu ne zamana sığdırılabilir ne de sözcüklere. Biz bu hakikate ancak yaşayarak anlam kazandırabilir ve erebiliriz. Kürt halkı ve Ortadoğu halkları olarak, kadınlar olarak, binyılların özlemi olan özgürlüğün tadını bir kere aldık ve artık ondan vazgeçmemizin mümkün olmadığını bilerek ona doğru koşuyoruz. Çünkü özgürlük tutkusunun tadına Önder Apo sayesinde vardık, bu bizim yaşam ölçümüzdür ve bundan başka bir yaşam bize haramdır.

Önder Apo, “Kürdistan sömürgedir” tespiti iki gerçeği ifade ediyordu. Birincisi, düşman bilincini beynimize kazımak, ikincisi ise halklar olarak tüm saldırı ve yok etme politikalarına rağmen bin yıllardır varlığını koruyan gerçeğe işaret etmek. Halklar hep vardı hep var olacak, o zaman bu halk/halklar örgütlülüğe kavuşmalı, kendini bilinçlendirmeli, başkasının kölesi yada emir eri değil kendisinin özgürlük savaşçısı olmalı, başkasının hizmetçisi değil kendi mücadelesi ile kendini var edebilmek için emek ve çabanın sahibi olmalıdır. Bilincimize bir nakış gibi işlenen bu gerçekle 38 yıldır Kürdistan topraklarında binlerce şehidin emeği, kahramanlık destanlarıyla bu günlere kadar geldik. Halk arasında “Bir tohum sağlam ekildi mi o toprak bol ürün verir” denir. Kürdistan’ın özgürlüğe aç bakir topraklarına tohum sağlam ekildi, kök saldı. Büyük bedellerle tohumlar başağa dönüştü ki, artık biliyoruz ki halk ve hareket olarak olgunlaşmış bilinçlenmiş ve kendi varlığını koruyan, onunla onur duyan kendi kimliğiyle dünyaya örnek bir halk gerçekliği ve bunun öncü gücü hareketimiz var.

Bugün insanlığın çıkış mekanı olan Ortadoğu’yu halklar mezarlığına çevirenlerin hiç beklemedikleri bir yerden Önder Apo’nun felsefesi ile kendini donatan Kürt halkı, tüm bölge halklarına kendi kendine yönetmek için model olabilecek Demokratik Konfederal sistemin inşasının öncülüğünü yapıyor. Rojava Devrimi tüm dünya halklarına model oluyor, halklar özgürlük özlemlerini gerçekleştirmek için buradan ilham alıyor.

Bundan 40 yıl önce bu durum hayal dahi edilemezdi. Hatırlayalım, bu hareket ilk çıktığında ‘bir avuç çapulcu, eşkıya’ dediler ve ‘saat, ay, yıl’ diyerek ömür biçtiler, hala da biçiyorlar. Ama kervan bir kez yola düşmüştü ve özgürlüğün tadını alan halklar, kadınlar, bu hareketi çığ gibi büyüttü, tohum olup yeşertti. Olgunlaşan bir hareket olarak kervan, doğuş mekanında başlayarak tüm halkları kapsayacak denli geniş bir kurtuluş umudu olarak yoluna devam ediyor.

Tarihin ve direnişin bir diyalektiği olarak; bu harekete sıfatlar yapıştıranlar, ömür biçen düşmanlarımızın ömürleri ise erken doluyor. 38 yıl önce ilk kurşun sıkıldığında iktidarda olan, ömür biçenlerin tarihin çöp sepetindeki halleri, bugünde bu söylemlerle bize saldıranların geleceğini işaret ediyor. Ve hareketimiz ulaştığı düzey, bu gerçeğin ispatıdır. Çünkü bizim ardılı olduğumuz devrim hareketlerinden bir farkımız vardı, bizden önceki onurlu ama yenilgiyle sonuçlanan direnişlerden aldığımız dersler vardı. Dünyada halklar adına çıkan bütün hareketler, devlete karşı devleti ele geçirerek, iktidara karşı, iktidarlaşarak, kazanacağına inanıyordu. Biz ise devlete karşı halkların idaresi, devlete karşı toplumun bilinçlenmesi, ataerkil sisteme karşı kadının öz iradesini esas aldık.

Biz bu mücadelenin öncü militanları, Önderlik felsefesinin hakikat savaşçıları olarak artık şunun bilincine varmak zorundayız. Ateşten bir coğrafyada, ateşten gömlek giyen devrimcileriz ve sorumluluğumuz halklara ve dahası tarihe karşıdır. Çünkü Ataerkil-devletçi Kapitalist Modernite sistemi tüm varını yokunu teknik donanımını, ulus devletin tüm argümanlarını karşısındaki tek alternatif sistemi ve direniş temsil eden bize karşı kullanmaktadır. Onlar kadim Ortadoğu coğrafyasını devletçi uygarlık lehine yeniden dizayn etmek istiyor biz ise bunun karşısında insanlığın beşiği olan bu topraklarda demokratik modernitenin ahlaki-politik toplumunu varlığını sürdürmek istiyoruz.

Bu sistemler arası bir savaştır ve özellikle son yıllarda tüm tekniği ve araçları ile yürütülen savaş bunu bize göstermektedir. Karşımızda sadece bir devlet, bir güç yok, Kapitalist Modernite’nin hegemon güçleri ve onun bölgesel koçbaşı olarak kullandığı devletler ve yerel işbirlikçi guruplar, bunlar aynı tarafın ittifaklarıdır. Bizim ittifakımız ise halklardır, kadınlardır, özgürlükte birleşen devrimci güçlerdir. Önder Apo’nun özgürlük fedaisi olan Demokratik Modernite gerillası gençlerimiz aylardır, ordusu, tekniği, özel timleri, eğitilmiş çeteleri ve elindeki tüm savaş argümanlarıyla yönelen düşmana karşı amansız bir savaş veriyor. NATO’nun üçüncü büyük ordusuna adım dahi attırmıyor ki kendileri de bunu her gün televizyonlara çıkıp farklı cümlelerle itiraf ediyorlar. Onların tekniğine karşı gerillanın felsefesi, taktiği, fedai çizgisi ve inancıdır bunu sağlayan. Düşmanın teknik üstünlüğüne karşı, insan üstünlüğü ile direnen gerilla arkasında binlerce yıllık halkların var oluş kültürü, Demokratik Modernite nehrinde halkların biriktirdiği değerler var. İşte bu yüzden insan iradesi tekniğe üstün geliyor ve direniş tarihine yeni kahramanlık destanları yazıyor.

15 Ağustos Diriliş Bayramını kutladığımız bugünlerde şunu görüyoruz ki, ilk kurşun binlerce kurşuna, ilk ses milyonlarca sese dönüştü ve biz artık dirilişi tamamlayan kurtuluşu/geleceği inşa eden aşamaya geçmiş bulunuyoruz. Şehitlerimiz dirilişimizi gerçekleştirdi ve önümüze kurtuluşu görev olarak koydu, büyük bir felsefe ve bizi bugünlere getiren şehitler ordusunun vasiyeti ve mirasını taşıma sorumluluğumuz bulunuyor. Ve tüm dünyadaki özgürlük arayışı olan güçlerin umut ve ilham aldıkları bir hareket olma gerçeğimiz var.

Devrim bir var oluş halidir, olmuş bitmiş, olacak bitecek durağan bir hareket hiçbir zaman olmadı, olmayacakta. O yüzden her yıl bizim için başka bir şiyar ve başka bir iddianın adıdır. En büyük ve gerçekleştirilmesi en acil görev bizim için Önderliğin fiziki özgürlüğünü sağlamak olmalıdır. Büyük komutanlarımız Egit, Zilan bize bunu emretmektedir. Uğruna savaştığımız halklar bize bunu emretmektedir. Bizim inancımız kuru teoriler değil, yaşanmış, içinden geçilmiş büyük bir inanç ve felsefedir. Bize bu onurlu geleceğini kuran kadın ve halk olma gerçeğini kazandıran Önderlikle buluşmak dışından başka bir yol yoktur, hepimize bunun dışında bir yaşam haramdır. Önderliğimiz PKK’yi bir aşka benzetir. Aşk, aşık olmak en sevdiklerine kavuşmaktır. Can ile canan olmak, duyguda düşüncede bütünleşmek ve bir olmak yani vahdet-i vücut olmaktır. Bizim aşkımız, özlemimiz, sevgimiz Önderliğimiz ve özgürlüktür. Önderliğimiz fiziki özgürlüğü, halkımız özgürlüğü ve tadını aldığımız özgür yaşam bizim aşığın maşuka kavuşma halidir.

Bu nedenle nerede olursak olalım devrimciliğin aşk halinden taviz vermeden düşünce ve duygularımızı sürekli büyüterek, yüreğimizi sürekli donatarak, özgürlük yolundan asla şaşmadan, amacımıza kilitlenmekten başka bir düşüncemiz olmamalıdır. Devrimcilerin büyük aşkları olur ve bizim büyük aşklarımız için heyecan ve coşku ile çıktığımız bu yolda, şehitlere verilmiş sözümüz, varmamız gereken menzilimiz, almamız gereken yolumuz ve kavuşmamız gereken yarınlarımız bizi bekliyor. Yükümüz ağır, sorumluluğumuz insanlık tarihinin direniş geleneğinin başarıya ulaşmasıdır.

Ayten Dersim

PAJK Koordinasyon Üyesi