Bu Günde De Yaşar Enzılxalar…

0Shares

Bir hayal miydi, yoksa gerçek mi? diye sorarız kendimize, tarihin karanlığını delerek yüreğimize inen ışık karşısında. Belki de yaşanan bir asırdın kendini tarihin akışında gizleyen.

Yaşamın hakikatine ulaşmak için bedeller vermek gerekir. “hayatı anlayarak yaşıyorsan, gerçekten yaşıyorsun demektir” Gerçeğe ulaşmak ve onun arayışı içerisinde olmak insanı tanrısal kılan yandır. Ben kimim dediğin anda gerçeğe ulaşmanın çabasını veriyorsun demektir.
Evet, yaşanan ve yaşanılacak olanlar kendilerini farklı iki isimle tarihlendirir; Enzılxa ve Viyan. Enzılxa ve Viyan’da tarihin farklı dilimlerinde birbirlerinden habersizce yaşadılar. Ama ışığa hasret özlemlerin depremleri sarsardı ikisinin de yüreğini. Özgürleşme istemleri onları birleştiriyordu. Yürekleri aynı özgür ırmaklara dur durak bilmeden akıyordu.

Enzılxa’nın hücrelerinde yükselen alevlerde erdem, yasaklara karşı bir daha yıkamıştı yüzünü ateşle. Yaktı kendi bedenini İbrahim için, Viyan ise yaktı kendi bedenini “Yaşam ya özgür olacak ya da hiç olmayacaktır” diyen yaşam mimarı için. Viyan da, Enzılxa da özlemlerin aynı insan emeğiyle yıkandığı yaşam umudunun alevlerine sarıldılar. Sarılmanın yanmak olduğunu bilerek, sarılmanın adanma olduğunu haykırarak. İnsanca yaşamaya olan özlemleriyle en sevdikleri ve yaşamı var eden gerçekliğe karşı kendilerini adadılar. Tenleri aynı gün ışığına hasretti yıllar geçse de.

Enzılxa’nın yüreği sevda yüklüydü, güzelliğiyle diller destandı.
Viyan sevda, umut yüklü bir buluttu. Coğrafyasının renginde bir yürek ve tomurcuk, bir destandı. Yüreği sevda yüklüydü ve güzelliğiyle, cana yakınlığıyla dillere destandı.
İnandığı değerler uğruna kendini küllerinden yeniden yaratan kadınların hikâyesiydi tüm çağlardan güneşe yol alan.
Ateşe sevdalıdır Enzılxa…
Ateştir, sevdadır Viyan
Abı-hayat diye koşarlar ateşe ki
Yürekleri zamanı yıkayan kutsal hür kanatlardı. Kelebeğin özgürlük çırpınışlarındaki çığlığı, ateşin kutsallığında kendini yeniden var edebilmeydi.
Ateş arınmaydı, temizlenmeydi, güzele ulaşmanın erdemli aşkı.
Ateş yakıcıydı ve ateşe yakınlaştıkça özgürlüğe ulaşmanın zorluğunu hissederek Viyan Enzılxa, Enzılxa Viyan oldu ateşin kızıllığında

Enzılxa’nın gönlü sevda yüklüydü.
Viyan’ın da gönlü sevda yüklüydü.
Her ikisi de sevdayı yaşam ateşine ekerek yaşamın adı oldular.
Işığa umut ektiler ki yaşamın tomurcuk güllerine bir damla yağmur olsun, gün doğarken dayansın inancın kapısına.
***
Kutsallığın şehri Urfa’da Balıklı Gölü yani Enzılxa’nın gölünü görmüştüm. Enzılxa’nın hikâyesini anlattıklarında, Enzılxa’nın benliğindeki sıcaklık esmişti yüreklerimize. Ben ise rüzgârların erdemin sıcaklığını taşıdığını bilmiyordum. Önce o bir tarihti ta ki canlısının sıcak esintisiyle yaşayana kadar, çünkü insanın bağlılıkları ve inandıkları uğruna kendisini adaması çok anlamlı gelmişti bana o gün de, bu gün de.

Viyan’ın kendini ateşe atan bir kelebek gibi çırpınışları ve özgürlüğe koşuşunu hep Enzılxa’nın hikâyesine benzetirim. O bizim yörede bir rivayettir…
Urfa’da Balıklı göl kutsal bir yaşam suyudur ve kutsallıklar mekânı olarak anılır her zaman.
Yöre de bu hikâyeyi herkes bilir.
İbrahim ve Enzılxa’nın aşkları dilden dile anlatılır.
Enzılxa İbrahim’i İbrahim’de Enzılxa’yı sever.
O dönem Nemrut Enzılxa ve İbrahim’im birleşmesine izin vermez. İbrahim’i Balıklı gölde kaleye bağlarlar ve mancınıkları yakarak suya atarlar. Bunu gören Enzılxa’da sevdiği İbrahim için kendisini aynı şekilde mancınıklara bağlatarak atılır balıklı gölün derinliklerine.
Odunlar su, ateşler balık olur.
Ayırmak isteseler de Enzılxa’yı İbrahim’den ayıramazlar. Ateşte su, su da ateş olmak yüreği güneşin ateşiyle bilemektir.
İbrahim yaşam ışığıdır, sevdalısıdır.
Yanar Enzılxa, Yanar İbrahim
Sevda bu değil midir, sevdalısı uğruna, amaçları uğruna ateş olmak, kül olmak.
Belki başka zamanlarda da her zaman olduğu gibi bir rivayete göre başlayacak masal ve hiç bitmeyecek Enzılxa’lar’ın türküleri…
Yıllar geçmesine rağmen daha sıcak rüzgârlarla karşılaştım ki sevdasının kendisi güneş yüklüydü. Viyan’da ateşe sevdalı bir Kürt kadın militandı, gönlü sevda yüklüydü. O da ateşi arınma, temizlenme, güzele ulaşmanın yolu olarak gördü. Ehrimanlara karşı Önder Apo’ya ulaşmanın yolunu kendini adamada ve kendini yakmada gördü.
Ahur Mazda’nın ateşiydi tarihten güne akan,
Ta ki bu günlere kadar.

En Güzelimizi, En Sevdiğimizi, Esmer Gülüşlümüzü Verdik

Anladıkça ulaştın anlamın gizli sırrına…
Yeniden doğdun bir çocuk tazeliğinde
Sen daldıkça anlam ateşine

Terzi Hermes’in gizli sırrına erercesine Apocu kültürle yoğrularak ulaştın amacına lanetlilik ve yarımlılıklarımıza inat.
Yaşamak! Tadında yaşamak, anlam vererek yaşamaktı seninki.
İşte bu gün Enzılxa Viyan oldu, Viyan Enzılxa.
Dört bir yandan eser sıcak rüzgârlar
Çarpar bulutlara coğrafyamın renginde
Ateş ve yağmur olurlar
Su ve ateş olurlar

Viyan Halkına Ve Önderliğine Âşık Bir Militandı.

Gülüşünde dostluğu, mütevazılığı, samimiyeti, paylaşımı öğrendik.
Heval kelimesi beni hep etkilemiştir. Hevalim, yoldaşım, dostum. Birçok şeyi ifade eder. Bazı dostluklar vardır ki çakılır yüreğine bir çivi gibi. Hiç çıkmaz yüreğinden ve seni deler geçer, seni senden alıp götürür. Bir halka ya da insanlığa mal olur bu dostluklar. Var olanı, verili olanı kabul etmez, aşar onu, aşar seni, aşar herkesi. Ya bu dünyada yaşayacaktır, onlara benzeşecek, ya da çocuk gülüşlü yüreği ile bu düzeni duygularıyla paramparça edecektir.
Gerilla yüreği çeliktendir derler. Her şeyi yüreğine gömer. Söylenenler doğru değildir. Yaşamın en ince ayrıntılarını duygu yoğunluğuyla en derinlerde yaşar, yansıtmaz fazla. Yoldaşı canıdır onun, canından bir parçası. Her yaşadığı ayrılışta canından bir parça kopar gider. Giden diğer yanımızdır bizim. Onlar gittikçe ıraklar yakınlaşır, yüreğimizin bir parçası da orada atar. Büyür yürek sığmaz kafesine, çarpar duvarlarına büyüyen özlemlerle.

“En güzel insan sade olan insandır”

Viyan parti ortamında yaşı genç olmasına rağmen çocuksuluğu ve cana yakınlığıyla tanınan, dikkat çeken bir arkadaştı. Yaşam karşısındaki bu ciddîliği insanların onu daha fazla ciddiye almasına neden oluyordu. Önderlik “En güzel insan sade olan insandır” diyordu. Viyan arkadaşta doğallığı ve sadeliğiyle yaşamın her alanına kendisini katmayı başaran bir yoldaşımızdı.
Gülümseyen kara gözlerindeki çocuksuluğuna rağmen her gülüşün de Önderliğe olan bağlılığıyla Önderliğin içerisinde bulunduğu tecrit koşullarını hiçbir zaman kabul etmezdi ve yüzünden çocuksuluğu yanında hüznü de eksik olmazdı. Hüznü onun gözlerinde akıp giden bir nehir misaliydi. Viyan Önderliğimizin belirttiği gibi “Savaşımızın özü aşkın ve sevginin özüdür” sözünü takip ederek tarihin en güzel yerine adını altın harflerle yazdırmayı başardı.

Süleymaniye’ de Dünyaya Gözlerini Açtı

Viyan Caf Leyla Wali Hüseyin 1981 yılında Süleymaniye’de dünyaya gelir. Viyan Güney Kürdistan’da CAF aşireti içerisinde yetişir. PKK’ye katılmadan önce ulusal, toplumsal ve cins çelişkilerini derinden yaşar. Çocuk yaşlarda Saddam zulmünün yarattığı tahribatları yaşar ve bunlara tanık olur. O yaşlarda gördüğü enfal, göç ve savaş Viyan’ın kişilinde derin etkiler yaratır. Toplum içerisinde kadınların, çocukların ve genel anlamda insanların yaşadıkları acıları görür ve kendisinin de bunun bir parçası olduğunun farkına varır. Ve Viyan’ın arayışları onu PKK’ye getirir. PKK genel anlamda onun arayışlarına denk düşer. Ağabeyinin gerilla saflarında olması onun katılma kararı almasında önemli bir nedendir. PKK’yi tanıdıkça gerillaya ve Önderliğe yönelik kitaplar okumaya başlar ve okuduğu her kitap onun PKK’ye katılmasını daha fazla hızlandırır.
1996 yılında Güney Kürdistan’da faaliyet yürüten Özgürlük Hareketi militanları aracılığıyla Kürt Özgürlük Hareketini tanır. 97 yılında Güney Kürdistan’da ablasıyla birlikte mücadele saflarına katılır. O dönem her iki kız kardeşin mücadele saflarına katılımları aşiret içerisinde büyük yankı yaratır. Aile her iki kız kardeşin katılımlarına büyük tepki gösterir ve aşiret Süleymaniye’deki parti binasını basar ve kızlarını geri almak isterler. Viyan o dönem mücadele saflarında kalmak ister ve kalmak için de ısrarcı olur. Ablasının eve geri dönmesi için YNK devreye girer.
Güney Kürdistan alanı aşiretçiliğin, feodalitenin ve din olgusunun ağır bastığı bir ortamdır. O alanda peşmerge kültürü hakimdir. Kadınların dağa çıkması ve ailesini terk ederek silâhlı savaşıma katılımı geleneksel toplum yapısına oldukça terstir. Viyan bunların bilincinde olarak Özgürlük Hareketine katılır ve toplum içerisinde kadının ikinci sınıf muamele görmesine büyük tepki gösterir. Viyan’ın böylesi toplumsal bir gerçekliği reddederek özgürlük hareketine katılma istemi, buna karşı verdiği mücadelede ısrarlı oluşu gelenekselliğe karşı çıkışın, direnişin ifadesidir.

Açlık Grevinde..

Özgürlük hareketine katıldıktan sonra aile hem harekete hem de Viyan’a büyük baskı uygular. O dönem Parti ciddi bir zorlanmanın yaşanmaması açısından Viyan ve ablası olan Awaz’ı eve dönmeleri için ikna eder. Ancak Viyan partinin bu yaklaşımını benimsemez ve evine geri giderken arkadaşlarına “Ben gitsem ve yıllar da geçse yine bu dağlara ve örgüte geleceğim” diyerek tutumunu ortaya koyar. Sonuçta aile kızlarını alır almasına ama kızları ne yemek yer, ne onlarla konuşur. Kendilerini bir odaya kilitleyerek açlık grevi yaparlar. “Biz ölümü tercih ederiz, ama bu toplumda kalmayı tercih etmeyeceğiz. Bizi öldürseniz de, yıllar da geçse bu örgüte geri döneceğiz.” Derler.
Onların bu duruşları karşısında aile kızlarını kendi elleriyle tekrar Özgürlük Hareketine getirir ve şunları söyler “Onlar dağa çıkma kararlarını vermişler. Biz onların bu kararından sonra onları tutamayız, kızlarımızı size emanet ediyoruz”
Viyan arkadaşın babasının tutumu öfkelidir “Ben seni 15 yıldır büyüttüm ama seni onlar kadar etkileyememişsem ve onlar seni 15 günde bu kadar etkileyebilmişlerse oraya git”
O dönem Viyan’ın geri gönderilmesine karşılık Viyan hep bu örneği verir ve o zamanı şöyle anlatır “ Ferhat bunları bize söyleyince ben ona baktım ve güldüm. “Yazıklar olsun size” dedim. Siz, biz Kürdistan’ın dört parçasını kurtaracağız diyorsunuz. Ama siz bir kızı kurtaramıyorsunuz nasıl Kürdistan’ı kurtaracaksınız?” Viyan katılımındaki kararlılığı şahadetine kadar sürdürmüştür.
Viyan PKK İçerisinde KADEK Yürütme konseyi, PKK Yeniden İnşa Komitesi, YJA STAR Meclisinde yer alır ve ona rağmen oldukça mütevazı ve sade bir kişiliğe sahiptir. PKK’de yaratılan özgür kadın kişiliği Zilan ve Sema arkadaşlarda somutlaşmıştır. Viyan katılımı ve eylemliğiyle Zilan ve Sema arkadaşların takipçisi olur.

Dünyanın En Güzel İnsanları…

Viyan arkadaşı katıldığı yıllarda tanıyan Evindar Ararat arkadaş; “Katılımındaki bu keskin kararlılık onun yıllardır gerçekleştirdiği yürüyüşüne olduğu gibi damgasını vurdu. Bu nedenle o kendi kendine yetebilen biriydi, kendinden emin bir duruşu vardı” diyor. Bu insan bizlerde neyi bulmuştu ki bu kadar kısa bir sürede büyük bir bağlanmayı yaşadı. Önderlik “Saygımızın özü yüce yaşamak, tutarlı yaşamak, amaçlı yaşamaktır. Bizim tarzımız aşk tarzıdır” derken, aslında bu sorumuza cevap vermiş oluyor. Yaşam ve aşk bağlantısını PKK kadar güçlü kuran yoktur ve Viyan arkadaş bu özelliğimizin farkına daha ilk günlerde varmıştı. Kendini yakmadan önce bıraktığı mektuplarda “Çok eksikliklerimiz var ama benim içimde yine de dünyanın en güzel insanları PKK’dedir” demektedir. Tıpkı Önderliğin “Tüm eleştirilerime rağmen dünyanın en güzel insanını PKK’de buluyorum” demesine benzer.
Yani bize büyük bağlanan ve bu uğurda kendini feda eden her insanı ilk etkileyen özelliklerimizden biri mütevazı yanımız, sevgi yanımız, temiz yanımız oluyor. İnsanların bizde ışık görmelerine ve bu ışığı büyük bir ısrarla takip etmelerine yol açan yanımız…
Mücadele arkadaşı olan Evindar Ararat Viyan’ın eylemini ve onunla bağlantılı kararlaşma düzeyini şu kelimelerle ifade ediyor. “Viyan arkadaşın ulusal yönü çok güçlüydü. Kadına yaklaşım konusunda da cinsiyle, Kadın Özgürlük Çizgisiyle buluşması, özgürlük arayışları, yaşam bakış açısı çok güçlüydü. Sürekli bir arayış içerisindeydi. Hep daha fazlasını isteyen, daha fazla gelişmeyi, daha fazla örgütle yol almayı isteyen bir duruşu vardı. O yüzden katılım kararındaki güçlülüğü örgüt içerisindeki yürüyüşüne damgasını vurmuştu. O kararla bağlantılı yaşam sevgisi, Önderliği anlama, Önderliğin özgürlük anlayışını, kadın çizgisini, yaşam felsefesini, mücadele tarzını anlama yönünde çabası çok güçlüydü”

Viyan arkadaş kendisinden çok emindi. İlkeliydi, yaşama bakış açısı, örgüte yaklaşımı, yoldaşlık ilişkilerine yaklaşımı ilkeliydi ve İddialı duruşunu her ortamda sergilerdi. Özgürlük anlayışında, ulusal bilinçte, kadın çizgisinde çok netti. Yürüyüşünde her zaman istikrar vardı. Viyan çok zorlu süreçleri de geçirdi. İlk eğitim süreçlerinde yaşamı anlama, tanıma noktasında yaşadığı zorlanmalar vardı. Çok kapalı bir toplumdan gelmişti. PKK’nin ideolojik, felsefi yönünü anlama, kadın ideolojisini anlama ve bunu kendisinde gerçekleştirme noktasında tarih bilinci oluşturmada zorlandığı hususlar oldu ama asla pes etmedi. Katılımındaki kararlılık, özgürlüğe olan inancı, militanlaşmadaki iddia düzeyi, zorluklar karşısında mücadele eden ve hep kendisini ayakta tutabilen bir gerçekliği vardı. Hem düşünce de hem de duruş olarak yaşama katılımında sürekli örgütlü bir duruş içerisine sokan bir katılım tarzı vardı. Yaşama katılımı çok belirleyiciydi. Hangi ortamda olursa olsun varlığını hissettiriyordu. Yaşamdaki coşkusu, arkadaşlıktaki samimî paylaşımı, kapsayıcılığı belirgindi. O anlamda hangi alana giderse gitsin farkını ortaya koyuyordu, kendisini sevdiriyordu ve kabul ettiriyordu. Olgundu. Örgütü anlama anlamında sorgulayıcı, pratikleşmeye açık bir katılım gösteriyordu. Viyan’ın Güney içerisinde oluşturulan bastırılmışlık ve geri toplumsal özelliklerine ve kadın dışlanmışlığı karşısında intikamcı bir yaklaşımı vardı. Büyük Güney açısından örnek bir kadın kişiliğiydi.

Viyan’ın mücadele içerisinde kendi emeğiyle büyüdüğünü belirten Beritan Zagros “Viyan arkadaşın üstten, emeksiz bir yükselişi olmadı. Mücadele içerisindeki dokuz yıllık pratiğinde istikrarlı bir gelişim izleyen Viyan arkadaş, aldığı görevlerde kişilik gelişimi açısından da emek yönü ile de kendisini her zaman geliştiren, geliştirdiği düşünsel emeğiyle özgürlüğü kendisine yakın kılan bir gelişimi sağladı. Güney Kürdistan alanından katılan bayan gerilla sayısı az olduğundan örgüt içerisinde farklı ele alınıyordu. Viyan arkadaş bunu hiçbir zaman bir ayrıcalık olarak ele almadı ve tasarrufçu bir yaklaşım içerisine de girmedi. Yetersizliklerini kapatma noktasında bir yaklaşım olarak kullanmadı. Tam tersine örgütün ona verdiği öneme denk bir duruş içerisinde oldu. Kendi emeği ve çabasıyla bir gelişim sağladı ve arkadaşlarla ilişkilerini de bu temel üzerinden oluşturdu” diyor.

Viyan arkadaş kendi kendisine yetebilen, kendi ayakları üzerinde durabilen ve yürümeyi esas alan bir mücadele kişiliği oluşturdu. Parti içerisinde tasfiyeciliğin geliştiği zeminlerde kaldı. Tasfiyeciliğin geliştiği süreçte PKK İnşa Komitesinde yer aldı. O dönemde tasfiyeciliğin Büyük Güney üzerinde tasarrufçu yaklaşımları vardı. Viyan arkadaş her zaman bu tasfiyeci eğilimin karşısında mesafeli bir duruş sahibi oldu. Birilerine dayanarak kendisini ayakta tutabilen ve kendisini bu şekliyle örgüt içerisinde var etmek isteyen bir kişiliğe sahip değildi. Tasfiyeciliğe karşı örgüt ölçülerini sürekli hakim kılan, dayatan ve onun mücadelesini yürüten radikal bir militandı.
Viyan arkadaşın özgürlük arayışı sürekli ve her zaman canlıydı. Önderliğe bağlılığı, anlama çabası çok güçlüydü. Önderliği, Önderliğin yanında kalan bayan arkadaşlardan dinleyerek, kitaplarını okuyarak daha fazla anlamayı ve tanımayı istiyordu. Viyan arkadaş her zaman Önderliğe özlem duydu. Önderliği görmeden de Önderliği en iyi anlayan arkadaşların başında geliyordu. Katılımından itibaren hem hareket hem de kadın hareketi açısından öncü militan bir duruşa sahipti. Büyük Güney açısından da toplumsal yapılanmaya karşı büyük bir çıkışı ifade ediyor. Büyük Güneydeki kadının militanlaşmadaki, özgürleşmedeki sembolü Viyan arkadaştır.

Bilgilenmeye Âşık Bir Arkadaştı

Mücadele arkadaşı Bese Hozat Viyan’ı şöyle anlatıyor “Ondaki okuma sevgisi, bilgi aşkı oldukça üst düzeydeydi. Bilgiye ve bilgilenmeye âşık bir arkadaştı. Bunu daha evdeyken geliştirmişti. Onun özgürlük aşkı, sistem içerisinde bilgi edinme aşkına galip geliyordu. Özgürlük arayışının ona kazandıracağı bilgiyi daha değerli görüyor ve sistem içerisinde kazanacağı bilginin ona özgürlüğü veremeyeceğini düşünüyordu. Bunun için ortaokulu terk edip mücadele saflarına katılım sağladı.”
Viyan yaşına ve az örgüt tecrübesi olmasına rağmen derin, ileri, olgun, objektif, âdil, hümanistti. Bunların tümünü örgütsellikle bütünleyebilme kabiliyeti vardı. Yapıcı ve çözümleyiciydi. Sorunlar karşısında çözümsüz kalan, bunalan bir yaklaşımı yoktu. Sorunlara kendisini mahkûm etmezdi. Sorunları kabul edip, çözmeye çalışırdı. Bilincindeki netlik onun sözlerinin de, ifadelerinin de net olmasına yol açardı.

Viyan örgütün en kaoslu dönemlerinde, en zor alanlarda kaldı. Uzun süre tasfiyecilerin bulunduğu alanlarda çalışmalar yürüttü, en bunalımlı süreçlerde bile onda karamsarlık görülmezdi. En ağır süreçlerde bile çevresine moral ve güç verdiği anlatılır. Adının Türkçe karşılığı gibi, o her zaman ruhsal, duygusal, düşünsel anlamda irade oluşu ifade eder. Kendi kendine yeten ve kendi içinde özgürlüğü yakalamış bir insandır. Bese arkadaş onun yaşam karşısındaki coşkun duruşunu cıvaya benzetiyor ve “Onda hep bir canlılık, dinamizm vardı. İşbirlikçi gruba karşı da tavrında kaygısız, net, keskindi ve orta yolu hiç seçmezdi” diyor.

Arkadaşlarını Çok Severdi

PKK okulunda birlikte kaldıklarını belirten Beritan Zagros Viyan arkadaşı şu kelimelerle ifade eder. “Viyan arkadaşın arayışları sürekliydi. Arayışları her zaman sürekliliğini korurdu. Var olanı olduğu gibi kabul etmezdi. Yaşam sevinci oldukça güçlüydü. Yaşamın her alanında bizimle birlikte yaşamı paylaşır ve yaşama çok güçlü katılım sergilerdi. Dönemin öncü komutanıydı. Çevresindeki arkadaşları çok sever ve çok değer verirdi, arkadaşlarda aynı şekilde onu sever ve Viyan arkadaştan büyük bir güç, moral alırlardı. Genelde eğitimlere katılımında eğitim yöntemlerini zenginleştirme yönünde yoğunlaşıyordu. Bu konuda oldukça yaratıcıydı ve sorgulamaları çok güçlüydü, eğitimde anladığı kadar düşüncelerini dile getirirdi. Kendisiyle birlikte çevresini de yoğunlaştırdı. Kendini abartmaz ama kendine güvenirdi. Mesela “işte yenidir, gençtir, nasıl gelip bize yöneticilik yapıyor” diyenler de vardı, ama o bunları kendisine bir gelişme gerekçesi yapar, moralini hiç bozmazdı. Arkadaşlarla tartışırken yetkili olduğunu hissettirmez, hiyerarşik zihniyete kendisinde yer vermezdi”

1981 yılı Aralık ayının 25’inde dünyaya gelen Viyan arkadaş, yaşamı boyunca hiç doğum gününü kutlamamış! Doğum günü vesilesiyle Viyan arkadaşa 24. yaş gününde arkadaşları küçük bir sürpriz yapmak isterler. Kim bilir, belki o da hep doğduğuna ve yaşadığına inanmayanlardandı. Ya da her gün yeniden, sancılı ama özgür bir doğumu gerçekleştirme çabasındaydı. O günü Beritan Zagros arkadaş şöyle anlatıyor; “Viyan arkadaşın 24. Yaşına gireceğini biz Şehit Nuda arkadaştan öğrenmiş ve küçükte olsa ona bir sürpriz yapmak istemiştik. Bazı erkek arkadaşları da davet etmiştik. Herkes onu çok seviyordu. Viyan arkadaşla birlikte katılan Welat arkadaşın da doğum gününün aynı günde olduğunu biz o gün anladık. Bir toplantıdan diğer toplantıya koşarken Viyan arkadaşı zorla getirmiştik. Şimdiye kadar hiç doğum gününü kutlamadığını söyleyerek çok duygulanmıştı”.

Viyan arkadaşın her yaştan insanla ilişkilenebildiğini belirten Beritan Zagros “Her arkadaşın sorunlarına çözüm üretebilen bir arkadaştı. Her arkadaşın dünyasına çok rahat bir şekilde girebilirdi. Çok sadeydi ve bu sadeliği herkesi kapsıyordu. O dönem kıştı ve kar en az bir metreyi geçiyordu. Kartopu oynamayı çok severdi. Kartopu oynadığında küçük, yaramaz bir kız çocuğu gibi katılır ve oynardı. Yaşamdan hiçbir zaman kendisini soyutlamazdı. Yaşamın her alanına girerdi. “

Halkının Acılarını Derinden Hissederdi.

Viyan arkadaş Güney Kürdistan’lı olmasına ve orada büyümesine rağmen kendisinde kapsayıcılığı yaratmayı başarmıştı. Halkların yaşadığı baskıları ve zorlanmaları en derinden yaşar ve hissederdi. Bu konuda refleksleri çok güçlüydü. Kuzey halkını hiç görmemişti. Mücadelenin gelişmesi ve orada yaşanan zorlanmaları, düşmanın halka yönelik yapmış oldukları baskılar ve bunun karşısında halkın gerçekleştirdiği direnişleri en derinden hisseder ve bunu anı anına yaşardı. Kürt halkının özgürlük mücadelesindeki ısrarını her zaman kutsal görür ve derinden saygı duyardı. Bu konuda arkadaşları bu özelliğine dair şunları anlatıyorlar “Genelde hepimiz bir amaç ve bir halkın kurtuluşu için geldiğimizi belirtiriz. Onda halkın acıları ve özlemlerini duyumsama zirvedeydi. Bunu her şeyinde gösterirdi. PKK’nin yeniden kuruluşuna dair halkın görüşleri alınıyordu. Halkın yaşadığı heyecan, coşku, beklenti ve ilgi yoğundu. O gelip bunları bize anlatırken gözleri dolmuştu. Yani yaptığı işin ağırlığını hissederdi. Bu ona büyük bir olgunluk da kazandırırdı. Güney halkının, Kuzey halkının acılarını derinden hissederdi. Onun yanındayken kendisinin Kürdistan’ın hangi bölgesinden olduğunu çıkaramazdınız. Kürdistani bir kimliğe ulaşmıştı. Tüm parçalar onda bir bütündü”.

Eylemi Mesaj ve Amacı içeriyor

Uluslaşmada bir sembol olduğunu belirten Evindar Ararat “Viyan ulusal parçalılığı aşan, ulusal bütünlüğü yakalayan ve ulusal bilinçle bu mücadeleye katılan özgür kadın kimliğidir. Yoldaşlık ilişkilerinde ki samimiyeti, kaygısız yaklaşımları, saygınlığı ve emeğiyle kendisini yaşama katışıyla bizim için bir semboldür. Eylemi tercih edilmesi gereken bir eylem değil ama Önderliğe bağlılıktaki düzeyi, bizim açımızdan örgüt içerisindeki tasfiyecilikle beraber açığa çıkan o bireyci yaşam arayışlarına, düzen arayışlarına da bir tavırdır. Bir yandan Önderliğe yönelik uluslararası komployu protesto iken, Önderlikle halkı birbirinden koparan, Önderlikle örgütü birbirinden koparan komplonun yeni politikaları karşısında bir tutum! Önderliğin halkla, kadroyla bütünlüğünü ispatlama anlamında bir tutumu ifade ediyordu. Genel örgütsel bütünlüğü tanımlamada da kadın hareketine rol biçiyor. O anlamda eylemi çok daha geniş ele alınması ve değerlendirilmesi gerekiyor. Eylem mesaj ve amacı da içeriyor” diyor.

Yanan Yürek Yakıyordu…

Yazılan kelimelere ya da sese dönüşen sözcüklere sığmayan bir insan yüreğiydi. İnsan onunla aynı yağmurda ıslandığını, aynı güneşte aydınlandığını, aynı ateşte yandığını duyumsardı. Uzak da olsa ya da biz uzak da saysak aslında yakıyor yüreğimizi. Halay çekerken biraz Viyan katıyoruz, patikalarda hüzünlü bir bakışa rastlarsak biraz Viyan cesaretiyle eğilip bakıyoruz yine bir karanlık görsek yanan yüreğinin aydınlığında korkusuzca koşuyoruz. Ben demiyorum onu tanıdık, aslında o bizim yüreğimizi tanıdı.

Yaşanan Anlamlı Diyaloglar

Yılmaz arkadaş şimdiye kadar hiç soyadı kullanmamıştı. Viyan arkadaşın eyleminden sonra soyadını Viyan koymaya karar vermiş. Yılmaz arkadaşta Viyan’ın insanlarla olan ilişkilerindeki doğallığa vurgu yapıyor “ Viyan’ı ilk tanıdığımızda sanki uzun yıllar onunla bir tanışmışlığımız varmış gibi hissediyorduk. Bulunduğu ortamda kadın, erkek, yeni, eski herkese yaklaşımında yargısızdı ve onun dünyasına giren bir yaklaşımı vardı. Bir arkadaş sorunluysa biz onunla aramıza sınırlar koyarız ama o kimseyle arasına mesafe koymaz, kutuplaşmalara girmez, sınırlar koymazdı ve yakınlaşarak kazanımcılığı esas alırdı. Bir ajan bile olsa ona yaklaşarak bir yerlerinden onu kazanabileceğini bilirdi. İnsanla çok ilgiliydi. Çok sıradan bir patikada onunla karşılaşsanız da kısa ama çok anlamlı bir diyalogu seninle yakalardı.”

Farklıydı…

Viyan her zaman farklıydı ve bu farkını yaşamın her alanında ve anında çevresindeki arkadaşlarına yansıtırdı. Zaman onun için her zaman iyi kullanılması gereken bir olguydu ve her zaman bir koşuşturma içerisindeydi. Zamana hükmeder ve onun yaşamını belirlemesine hiçbir zaman izin vermezdi.

Rewşen arkadaş Viyan’ın bu özelliğini bir anısını anlatarak daha da somutlaştırıyor. “Bir gün şehirde halk otobüsüne bindik. Arabada bile Önderliğin savunmalarını okuyordu. ‘Boş boş oturacak bir saniyem bile olamaz’ diyordu. Irak gibi bir yerde, bir kadının otobüste kitap okuması hiç hoş karşılanacak bir şey değildi. O zaman arabadaki insanlar merak ettiler ve ‘Sen kimsin, nerelisin?’ gibi sorular sordular. O da Soran olduğunu ve Önderliğin savunmasını okuduğunu söyleyerek bir sohbete girişti. Halk ‘PKK’liler bilgili insanlardır’ deyince o da onlara Ortadoğu’da büyük bir cevherin olduğunu ama bu topraklardaki insanların bu cevherin farkında olmadıklarını ve eğer bunun bilincinde olsalardı şimdi durumun daha farklı olacağını söyledi. Diyalog kurduğu o insan çok etkilendi ve şimdiye kadar da çalışmalara katılıyor”

“Kadın Hareketinin Hizmetçisi Olmak İstiyorum”

PKK Yeniden İnşa Komitesinde yer alan Viyan arkadaş katıldığı bir toplantıda şu değerlendirmeyi yaparak yeni paradigmayı ne kadar derinlikli ele aldığını gösteriyordu “Hiyerarşi tuzağına girmeden gerçekten de güçlü ve özlü bir şekilde Kadın Hareketinin bir hizmetçisi olmak istiyorum. Bu noktada sonuna kadar iddialıyım. Tutumumu belirlerken, PKK’nin Yeniden İnşa sürecine güçlü katılacağımı belirtiyorum. Bütün gücümü bu temelde harekete geçireceğim. Başarılı bir aday olmak için hem yeni PJA içerisinde hem de yeni PKK içerisinde çaba harcayacağım. Önümüzdeki süreçteki tutumum katılım olacak”

Ardından bıraktığı mektubunda “üzülmeyin, halay çekin! Biliyorsunuz ki ben halay çekmeyi çok seviyorum. Halay çektiğim zaman kanatlanıp uçtuğumu hissediyorum” diyen Viyan arkadaş yaşamını da bir halay coşkusunda, anı anına yaşardı.
Viyan eylem kararını çoktan vermişti ve bu kararından hiçbir zaman geri dönmeyecekti. “PKK’de en büyük eylem, sözüne sahip çıkmaktır. Bilin ki bir yerde söz anlamını yitiriyorsa orada gaflet, vicdansızlık ve ahlaki çöküntü vardır. Böyle bir durumun sonucu da kesinlikle ihanettir” dedi ve eylemini gerçekleştirdi sözünün eri oldu ve bağlılığını “İmralı Adası etrafındaki mumlar içinde bir mum olmak istiyorum” diyerek ortaya koydu.

Viyan bıraktığı mektuplarında Önderliğimizin tecrit koşullarını ve lanetli 15 Şubat’ı tekrardan çözümsüz bir şekilde karşılamak istemediğini belirterek eylemini gerçekleştirmiştir. Eylemini yapmadan önce yazdığı mektuplarında kendisini şöyle ifade eder;
“Ben doğanın bir çocuğu ve evrenin küçük bir parçası olarak söylüyorum ki; kutsal bir yaşamın kanun ve ölçülerini yerine getirmek ve yaşamıma anlam vermek istiyorum. Bende bir meyve ağacı gibi acı çeken halkıma ürün verme zamanına geldiğime inanıyorum. Elleri havada kalmış çocuklara ve boğulmuş hayallere bir umut olmak istiyorum. Az da olsa acı çeken kadınların özgürlük molekülünü geliştirmek için bir atom olmak istiyorum. En önemlisi de İmralı Adası etrafındaki mumlar içinde bir mum olmak istiyorum. Size şunu belirtmek istiyorum ki artık egemen devlete, yalancı ve zalim erkeğe bir cevap vermenin zamanı gelmiştir. Bunun için 15 Şubat gecesini içimdeki kin ve nefreti bir volkan gibi patlatarak bunların cezalandırılacağı bir geceye dönüştürmek istiyorum.

Önderliğin esaret altına alınışının yedinci yılından sekizinci yılına girişi olan 15 Şubat’a bir ay kalırken, şimdiden yüreğim bir volkan gibi kaynamakta ve patlamak için bir fırsat aramakta. Doğada da bir sürü olay volkan gibi patlamak için hep uygun zamana ihtiyaç duyarlar. Tıpkı bir meyve ağacı gibi… Bir meyve olgunlaşana kadar dalından kopmamak için zamanla yarışa girer ve vakti gelene kadar bekler. Böyle olmazsa meyve, meyve olmaz. Varlığında ki inceliği, nazikliği ve canlılığı ispat edemez. Volkan da böyledir. Meyve ağacı güzelliğini, renkliliğini bir elmada, narda ve birçok meyvede ürün olarak emek vermiş yetiştiricisine sunar. Yine Volkan da nerede, ne zaman ve nasıl patlayıp öfkesini göstereceğini, Ehrimanlar ve vefasız insanların cezasını nasıl vereceğini bilir.

Daha önceki yazımda belirttiğim gibi uzun süren bir yoğunlaşmanın sonucunda eylemimi 15 Şubat gecesi yapmayı kararlaştırmıştım. Bir kadın ya da bir Kürt olarak, Başkan Apo’nun esaret altına alınışının 8. yıl dönümüne bir kez daha böyle girmek ve çarmıhı bir kez daha görmek istemiyordum. Kış koşullarında partinin Ehrimanların hedef ve mevzilerine ulaşmasının biraz zor olduğunu biliyorum. Ehrimanlar da gün geçtikçe gözümüzün önünde halkımın yüreğini, beynini ve bedenini yiyor ve bu tehlikeli bir durumdur. Bu da bir eylem yapmamı şart kılıyor. Canımı vermeden bir eylem gerçekleştirmeyi isterdim ama şuna inanıyorum ki, insan gerektiği kadar yaşamalıdır”

Viyan gencecik bedenini, esmer gülüşünü, candan sevgisini, ipekten saçlarını ve tüm bedenini ateşe vereceği akşam bunun coşkusunu ve moralini derinden yaşadığı için bunu arkadaşlarıyla paylaşmak ister. Bunun için tüm arkadaşlarını dışarıya çağırır ve hep birlikte halay çekerler. Viyan ölümü yaşayacağını bile bile halay çeker. Son yazdığı raporlarında halay çektiğinde uçtuğunu ifade etmektedir. Aslında ölümle kucaklaşacağı anda bile ölümü önemsemeyen bir edayla halaya durmuş ve son dakikalarını da arkadaşlarıyla paylaşmayı esas almıştır. Arkadaşları onu unutmayacaktır, çünkü toprak ve ateştir ülkesinde her adımda biraz daha bize yakınlaşan.

Seni Unutmayacağız Esmer Gülüşlü Kız

Rojda SİVEREK

Attachment